Ben anti-ütopyaları genelde "felaket kehanetleri" olarak algılamayı tercih ederim. Sorgulamak ya da uyarmaktan çok kurgulamak ön plana çıkar. Zaten bu nedenle "mutlu son"la biten anti-ütopya çok azdır.
Anti-ütopya yazarları okuyanlara bu felaketi öncesinde bertaraf etmenin yolunu göstermezler. Zaten ilk andan itibaren anti-ütopyada olduğunuz için oraya nasıl gelindiğini (muğlak birkaç tarih saptaması dışında) bilemezsiniz. Ne de anti-ütopyadan kurtuluş için bir çıkış gösterirler. Tanım gereği anti-ütopyadan kaçış yoktur.
Orwell'in proleterleri ile Huxley'in vahşileri aslında aynı şey: Sistem-dışı ve risk oluşturmayan, sözcüğün tek anlamı ile, güruh. Nasıl 1984'de proleterlere bağlanan umut boş çıkmaya mahkumsa 'cesur yeni dünya'da da 'kurtuluş' vahşiler eliyle olmayacaktır.
"Mutluluk"? Vahşiler mi daha mutlu, yoksa beta-artı'lar mı? Ne kadar anlamlı bir soru bu? 'Mutluluk' ya da 'özgürlük', özellikle bir anti-ütopya ortamında, ne derece anlamlı ve tartışılabilir kavramlardır. Mutlak bir mutluluk var mıdır gerçekte?
'Cesur yeni dünya' bir anti-ütopya. O kadar.. Ama ilginç olanı bu anti-ütopyanın kimilerine (bkz. David, Deniz ve Cenk'in eleştirileri) çekici gelmesi. O nedenle diyoruz ya, ütopyanın tanımı gereği olan 'varolmaması' özelliği yeni binyıla yaklaşırken sorgulanmaya açık...