Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220
E-Dergi
barkodsuz Tarafından Yapılan Yorumlar
Bloch bu eserinde; tarihi sadece kralların ve savaşların kronolojisi olmaktan çıkarıp insanı anlamanın bir yolu haline getirirken, o samimi üslubuyla sanki karşında oturmuş kahvesini yudumlayarak seninle dertleşiyor gibi hissettiriyor. Okurken hem bir dedektif titizliğiyle kanıt peşinde koşmanın heyecanını yaşıyorsun hem de "yargılamak yerine anlamanın" ne kadar büyük bir erdem olduğunu fark ediyorsun; kısacası bu eser, sadece tarih meraklıları için değil, hayata ve insana dair derinlik arayan herkes için tam bir başucu kaynağı.
Roland Barthes, Bir Aşk Söyleminden Parçalar kitabında aslında bize bir hikaye anlatmak yerine, aşık olan insanın kafasının içindeki o bitmek bilmeyen ve bazen de insanı rezil eden gürültüyü harika bir samimiyetle kağıda döküyor. Aşkı bütünsel bir süreç olarak değil de alfabetik bir sözlük gibi parçalara bölerek anlatması, aslında o yoğun duygu karmaşası içindeyken yaşadığımız anlık savrulmaları, bekleyişleri ve hayal kırıklıklarını çok iyi özetliyor. Barthes’a göre aşık kişi aslında karşısındakinden ziyade kendi zihninde yarattığı o "aşk imgesine" aşık olduğu için, okurken kendinizi bazen çok çaresiz ama bir o kadar da haklı bir deliliğin içinde buluyorsunuz. Olay örgüsü bekleyenleri biraz yorsa da aşkın o pek de karizmatik olmayan, çocuksu ve savunmasız taraflarını böylesine dürüstçe yüzümüze vurması, kitabı modern bir "duygu rehberi" haline getiriyor.
John Steinbeck’in Robert Capa ile birlikte Soğuk Savaş’ın en gergin döneminde çıktığı yolculuğu anlatan "Rusya Günlüğü", ideolojik kalıpların ötesine geçerek "insanı" görmek isteyen her okurun mutlaka kütüphanesinde bulunması gereken bir eserdir. Siyasetin ve manşetlerin yarattığı o soğuk ve korkutucu "Düşman Rusya" imajını bir kenara bırakan Steinbeck; sıradan insanların sofralarına konuk olurken, onların günlük neşelerini, korkularını ve hayata tutunma çabalarını bir dost samimiyetiyle kağıda döküyor. Robert Capa’nın muazzam fotoğraflarıyla zenginleşen bu anlatı, bize siyasi sınırların üzerinde ortak bir insanlık paydası olduğunu hatırlatırken; önyargıların nasıl yıkılabileceğini usta bir edebiyatçının gözünden kanıtlıyor.
Metis Yayınları’ndan çıkan "Çalınan Dikkat", aslında hepimizin içten içe hissettiği o "Eskisi gibi odaklanamıyorum, neden sürekli elim telefona gidiyor?" huzursuzluğuna harika bir dille tercüman oluyor. Johann Hari, bu durumu sadece bizim iradesizliğimiz gibi görüp kendimizi suçlamamızı istemiyor; aksine, dikkatimizin devasa sistemler ve algoritmalar tarafından adeta nasıl "çalındığını" bir dost dertleşmesi sıcaklığında ama bilimsel gerçekleri de ihmal etmeden anlatıyor. Sosyal medyanın bizi içine çeken dünyasından uykusuzluğa kadar hayatımızdaki pek çok sinsi düşmanı deşifre eden kitap, bize sadece "telefonu bırak" demek yerine, kaybettiğimiz o derin odaklanma yetisini geri kazanmak için hem bireysel hem de toplumsal olarak neler yapabileceğimizi gösteren çok içten bir rehber sunuyor.
Alanında temel başvuru kaynaklarından biridir. Kütüphanede mutlaka ciltleri yer almalı.