Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
SEVDAĞ Tarafından Yapılan Yorumlar
Sisifos Yunan mitolojisinde bir kraldır. İki kez tanrıları kandırmış, öldükten sonra dünyaya tekrar geri dönmüştür. Adam yaşamayı seviyor belli ki. Tanrılar da kandırılmalarına ceza olarak, her gün bir tepenin en üst noktasına kadar bir kayayı çıkarmayı ve sonra tekrar aşağıya doğru düşüşünü izlemesini vermişlerdir. Sisifos her gün kayayı yukarı çıkaracak, sonra tekrar aşağı yuvarlayacak ve bu böyle sonsuza dek sürecektir. Ağır mı geldi size? Peki bizler de her gün kalkıp aynı şeyleri sil baştan tekrar edip duran modern Sisifos lar değil miyiz? Bize verilen bu cezanın suçu neydi ya da affı olur mu bilmem. Ama tüm bunlar olup biterken Sisifos’u mutlu hayal etmemizi söyler Camus.“ Sisifos’u dağın eteğinde bırakıyorum. Kişi yükünü eninde sonunda bulur. Ama Sisifos tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün bağlılığı öğretir. O da her şeyin iyi olduğu yargısına varır. BUNDAN BÖYLE, EFENDİSİZ OLAN BU EVREN ONA NE KISIR GÖRÜNÜR NE DE DEĞERSİZ.”
Olmuyor yani. Tezer Özlü ile aynı noktadan bakamıyoruz hayata. Bir uyuşmazlık var aramızda, adını biliyorum ama buraya da her şeyi yazamıyorum. Daha önce Çocukluğumun Soğuk Geceleri’ni okumuş ve aynı hisleri o kitapta da yaşamıştım. Bunda da aynısı oldu maalesef
Edebiyatın genç yaşta yitirdiklerinden bir isim o. Manik depresif, Tezer Özlü’nün yaşamının en zor dönemlerini geçirmesine neden olan hastalığıdır. Hayatı acı ile yoğrulan Tezer Özlü bu hastalığından dolayı her an yaşadığı intihar duygusuyla türlü olumsuzluklarla başa çıkabilmiş ama meme kanserine yenilmiştir.
Alıntı; "Zaman Dışı Yaşam" çağdaş Türk edebiyatının çok genç yaşta yitirdiği özgün yazarlarından Tezer Özlü'nün, kendi yapıtlarından yola çıkarak, 1983 yılında kaleme aldığı bir senaryodur. Tezer Özlü tüm yapıtlarında sergilediği yaşamın ve zamanın en küçük kesitinde dahi yaşamın anlamını arayış edimini, bu kez zaman dışı yaşamda da sergiliyor.
Bu kitabı okumasaydım bilemezdim; Tolstoy’un kumara olan tutkusunu, dine karşı karmaşık ruh halini, Turgenyev ile arasındaki anlaşmazlıkları ve barışmayı ,boş gururunu , haz düşkünlüğünü, kardeşinin ölümüyle sanatı yadsımaya başladığı günleri ve kardeşinden sonra kendisinin de hasta olduğunu düşünerek yaşadığı buhranlı günleri, uzun yıllar aile dostu olduğu Bers ailesinin hem annesine hem de üç kızına aşık olmasını, Kontes Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı yedi kez temize çektiğini, Diriliş kitabında yazdığı ayinle ilgili bir bölümden dolayı aforoz edildiğini ve daha birçok bilgiyi.
Bazıları onu bir peygamber olarak gördü. Bazıları ise ısrarla Müslüman olarak öldüğüne inanmakta diretti. Oysa Tolstoy Kerimbaev’e yazdığı mektupta, gerçek bir dini her türlü asalak inançtan sıyrılmış bir Tanrı ve insan aşkı olarak tanımlar ve (Müslüman olarak öldü diye diretenlere üzülerek açıklamak isterim ki) Behaizmi över.
Marianela aslında adı Nela olan bir kızcağız. Kitap;zengin ama kör bir oğlan ile fakir ama gururlu, yok yok gururlu değil, çirkin bir kızın hikayesi. Yazarımız İspanyol realizmin’in öncüsüdür, 1912 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmiştir.Ödülü alamamasının sebebi olarak onun kilise karşıtlığı ve muhafazakar kesimden aldığı tepkiler gösterilir. İspanya Kraliyet Akademisi’ne seçilen yazar “ kör “ olduktan sonra eserlerini dikte ettirmeye başlamıştır. Kitabın, kör olan gencin, gözlerinin açılması üzerine kurgulanması, yazarın gerçek hayatta yaşadığı bu duruma bağlı olabilir.
Bir yerde okumuştum “Bir insanın çirkin olup olmadığına davranışlarına bakarak karar veriyorum.Siz gerçekten yüzüne mi bakıyorsunuz?” diyordu. Sanırım ye kürküm ye meselesi gibi, dış görünüşe bağlı olarak çalışan ön yargılar hepimizde mevcut.
babalarveoğullar adından da anlaşılacağı üzere şahıs kadrosunu ve olay örgüsünü baba oğul ilişkisi/çatışması üzerine kurmuş bir roman. Kitabın adına yaraşır yoğunlukta bir baba oğul çatışması görmemekle beraber, bu ikili arasındaki ilişki yavan bir anlatım olarak kalmış diyebilirim. Babalar ve Oğullar kitabı, nihilist gençlik ve eski nesil arasındaki kuşak çatışmasını konu almaktadır. Eserde geleneksel otoritelerin tümünü reddetmenin simgesi haline gelen Bazarov tipi ile Rusya’nın çalkantılı bir dönemine ışık tutulmaktadır.
Bazarov fikirleriyle etrafındakileri etkisi altına alsa da, ölümün gerçekliği karşısında öyle her şeye de boş verilemeyeceğini anlar. Freud’da hayatı boyunca tüm manaları cinsellikte ararken, savaş sonrası sıralamada birinciliği “ölüm korkusuna” vermedi miydi?
Bence, Turgenyev bu anlamda mesajı sona saklamış ve bu akıma yani nihilist düşünceye karşı romanını bir savunma aleti haline getirmiş.