Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
SEVDAĞ Tarafından Yapılan Yorumlar
Jane Austen ,herkesin kitaplığında bulunması gereken bir yazar. Bu romanında ,küçük bir köyde yaşayan insanların hayatına değinmiş. Klasik bir Austen hali olsa gerek sanırım, yine evlilikler ve genç kızların bu konuyla ilgili tutumları konu edinmiş. Romanın adını taşıyan Emma karakteri ,kadın erkek ilişkilerinde ,kendince bir mudahil olma dürtüsü taşıyor. İnsanları kafasında yakıştırıyor ve bir arada olmaları için bir takım küçük oyunlar oynuyor.
Dorukısrak, Üssüğünoğlu İbraam’ın hanesinin atıdır. Annesi de bu eve çok hizmet vermiş, çok çilesini çekmiştir. “Dinsiz kerhaneci İbraam” Doru yaşlanınca onu artık iş göremez sanıp, yiyeceği samanı ona çok görüp, onu kapı dışarı atmıştır. Doğaya salmış demek daha kibarcası ama asla gerçeğinin yerine konamaz, atmıştır işte. Neden mi? Çünkü bu dünyada hiçbir iyilik cezasız kalmaz. Dorukısrak ne olduğunu anlayamaz birkaç gün kovulduğu eve geri döner içeri girmek ister çünkü içerde onun tayı, yavrusu vardır. Ama “Deyyus İbraam” almaz eve. Çaresiz o da kendisi gibi, işe yaramaz denip salınan diğer atları bulur. Dışarda ayaz, soğuk, açlık, yabani hayvanlar ve daha türlü zorlu koşullardan bahara sağ çıkarsa ne âlâ (Spoiler vermeyeyim). Merhamet insana verilmiş en şerefli özelliklerden biri iken, insanoğlu bu asil duyguyu hayvanlara karşı göstermekten neden bu kadar aciz. Halbuki “Merhamet edilmeyene, merhamet edilmez “
Medeniyet halinde olduğumuzu düşünerek, burun kıvırdığımız başka bir topluluk, acaba bize hangi gözle bakardı” nın cevabını bulabileceğiniz kitap.
Hayatının bir bölümünde Hesse ile tanışıp ondan etkilenen yazar, kitapta da adı geçen Samoa’da yaşamış birinden etkilenerek eşiyle oraya taşınır. Samoa ile Avrupa’yı karşılaştırmaya başlar. Ona göre Avrupa bu adaların utanılası bir karşıtıdır. Daha önce bir kez Avrupa’ da bulunmuş bir kabile reisi Tuiavii ile tanışır, onun söylemlerinden notlar tutar. Yıllar sonra da bunları çevirir, yaşadığı başka gelişmeler sonrasında ortaya Papalagi (kitabın orjinal adı) çıkar. “Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen adam anlamına gelir. Samoa’ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti. “
Gerçekten çok çok beğendim
Tüm Rus romanlarında olduğu gibi, soğuk bir kış gecesinde, üç General’in sohbeti üzere kurulmuş uzun bir öykü. Stepan Nikiforoviç hem ev sahibi hem de o gün doğum günü olan kişi, Semyon İvanoviç onun kendisinin kiracı olmasını istediği kişi ve Ekselans İvan İlyiç Pralinskiy’ de hikayenin kahramanı.
İvan bu üçlünün toplantısından, yaptıkları sohbetin etkisiyle ve biraz da çakır keyif çıkar. Arabacısının kapıda onu beklememesine kızarak yürümeye karar verir. Bu sırada uzaktan gelen bir müziği takip eder. Müzik onu tanıdığı bir memurun düğününe götürür. İvan düğünü ziyaret etmeye karar verir. Amacı, bulunduğu rütbe ile düğününe gittiği alt tabaka insanları ihya edip şaşırtmaktır. Daha sonrasında da yaptığı bu mütevazi hareket ile dilden dile dolaşıp ün salmaktır. Fakat işler onun istediği gibi gitmez. Düğüne girdiği anda İvan muhasebesini önceden yapmış olduğu her şeyi eline yüzüne bulaştıracaktır.
1970’in #çiçekçocuklar ı olan #hippi ler @canyayınları tarafından bu isme ithafen olsa gerek, rengarenk kapaklarla basılıp satışa sunulmuş. Benim en sevdiğim renk olan yeşil kapağıyla kütüphanemi süsleyecek olan kitap, aslında Poulo Coelho’nun kişisel deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı bir eser. Yazar; olayların sırası, kişilerin isimleri gibi ayrıntıları değiştirdim, bazı kısımları mecburen kısalttım, ama bütün olanlar gerçek, diyerek dipnotunu da düşmüş.Hippilerin kız olanları örgülü saçlarını çiçeklerle süsleyip uzun etekler giyiyor, rengârenk bluzların altına sutyen takmıyor, her renkte ve boyutta kolyeler kullanıyorlar; oğlanlarsa saç ve sakallarını aylarca kesmiyor, yıprana yıprana rengi atan ve yırtılan kot pantolonlar giyiyorlardı. Bu onların fiziksel görüşüydü. İşin felsefi boyutu ise; dünyanın, üzerindeki tüm bitki, hayvan ve insanlara ait olduğunu kabul eden apolitik bir görüştü.