Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
SEVDAĞ Tarafından Yapılan Yorumlar
Videolarındaki o sakin ses tonuyla anlattığı her şeyde kafamı sallayarak onaylamam, bu kitabıyla bir sorgulamaya dönüştü.
Kitap ana konusu itibariyle; fizyolojik hastalıkların, kişinin karakterine, psikolojik durumuna ve strese bağlı olarak gerçekleştiği savını öne sürüyor. Birçok hasta ile gerçekleştirilen sohbetler sonucunda, bu kişilerin geçmişlerinde yaşadıkları taciz, yetersizlik, aşırı üzüntü, stres, bastırılmış öfke, bağlılık ya da bağımlılık gibi farklı duyguların, uygun bir anını bulduğunda kişilerde hastalık olarak ortaya çıktığı sonucuna varılmış. Bazı sohbetlerinde, hastalığı illaki bir psikolojik nedene bağlama açısından, aşırı zorlamacı bir tavır gerçekleştirdiğini düşünmekle beraber, çoğu yerde de haklı olduğunu düşündüm. Bu illaki bir psikolojik nedene bağlama noktasında, doğuştan hastalık sahibi olanlar veya çocuk yaşta kansere yakalanan çocukların durumu biraz gözardı edilmiş geldi.
Öncelikle oldukça kalabalık bir kadro var kitapta. Bu adını dahi okurken zorlandığım insanların hepsi bir pansiyonda kalıyor. Bu yönüyle az buçuk Ayaşlı ve Kiracıları’na benzettim romanı. Romanın baş kişisi Goriot önceleri bu pansiyonun en güzel odasında kalırken, yavaş yavaş kaybettiği maddi gücüne paralel olarak daha kötü odalara düşer. Zamanla eşyalarını satan babanın kadın misafirleri gelip gitmeye başlayınca, pansiyondaki diğer kişiler bu adamı daha da merak etmeye başlar.
Goriot Baba, eskiden zengin bir erişte fabrikası sahibiymiş. İki kızı var ve onları dünyadaki her şeyden daha çok seviyor. Hayattaki tek amacı onların iyi bir evlilik yapmaları. Sonracığıma, kızları iyi bir evlilik yapan Goriot Baba’yı, damatlar evinde istemiyor. O da pansiyonda tanıdığı başka bir genç ile kızını baş göz etmeye uğraşıyor. Kızları olacak, bu sevgiyi asla haketmeyen iki kazulet, sonunda adamı kahrından neyse spoiler vermeyeyim
Nasıl anlatsam, nerden başlasam?
Su gibi aktı gitti kitap
Polisiye sevmemekle beraber Ahmet Ümit’in yeri bende ayrıdır. Zira yazar ülke edebiyatında bir açık bulup yıllardır yazdığı polisiye kitaplarla da bu boşluğu doldurmayı başarmış. Helal
Ümit’in yazdığı @baskkmser serisinin son kitabı #yırtıcıkuşlarzamanı , yazılan diğer kitaplarda da sıkça değinilen bir olayın çözüme kavuşmasıyla sonuçlanmış. Kitapta, Başkomiser Nevzat’ın haince bir plan sonrasında yitirdiği kızı ile eşinin katillerinin bulunması ana konuyu oluştururken , günümüzde yaşanan birçok olaya da takada tukada, nalına mıhına güzel güzel geç.. öhüm öhüm pardon yani değinmiş yazar. Güzel de yapmış eline koluna sağlık. Çok polisiye okuyan veya bu tarz filmleri çok sevenler mutlaka bazı açık kapılardan girip kitabın sonunu beklemeden katili bulmuştur. Benim kitabın sonuyla ilgili tahminlerim de doğru çıktı bu arada ama sonuca giderken geçtiğimiz sayfalar çok akıcı ve çok güzeldi
Dul bir kadın olan Nur, bir apartmanın en alt katında bulunan, babadan kalma dükkanı işletmeye başlar. Bu apartmanda yaşayanlar çok uzun yıllardır orada bulunan bir kadın ve oğludur. Bu arada da Nur dükkana yakın bir lokanta sahibiyle tanışır ve onunla flörtler filan..
Roman az biraz daha ilerleyince, birtakım esrarengiz olaylar, hem kalp atışınızın hem de okuma hızınızın ayar düğmesini bir tık daha çeviriyor. Romanın ortalarında gerilim artıyor ve ben bu kısımlarda gerim gerim geriliyorum. Roman kahramanının başına gelmiş olma ihtimalinin anlatıldığı durum beni oldukça irite etti diyebilirim. Şaka değil valla çok kötü etkilendim Arada sırada “kızım salak mısın, çık çabuk ordan” dedim.Arada sırada da dozunu kaçırıp, e ayıptır söylemesi bir okkalı küfrü savuruverdim
Nur’un apartman komşusu Melike hanım ve oğlu Nuri biraz farklı insanlar. Zamanla Nur bu ikisiyle çeşit çeşit macera yaşar. Yaşarken de okuyanlara esrarengiz olaylar dizisi sunar.
Meftun bey Fransa ya gidip, orda ne kadar gerekli gereksiz adet varsa toplayıp, harmanlayıp gelmiş memleketine. Tavuk çıktığı yumurtayı beğenmez hesabı, kendi adetleri gözüne batmaya başlamış zamanla. Almış sazı eline de, Batı dan öğrendiği takım taklavat zerzevat her ne varsa öğretmeye girişmiş ilk önce ev ahalisine. Annesi, ninesi, bacısı, kardeşi, teyzesi, teyze kızı ve iki de hizmetkar bu komik okulun ilk öğrencileri olmuş. Gel zaman git zaman komşu köşkün sahibi ve onun paraları bu Meftun beyin dikkatini celbidince, türlü oyunlarla köşkteki kızı gelin getirmiş evine. Al gülüm ver gülüm bu işler böyle devam ededursun Hüseyin Rahmi her zamanki nüktedanlığıyla ve çatal diliyle hem Batı ya hem Doğu ya verip veriştirmiş.
“ Eski filozoflardan biri , ahlakı ahlaksızlardan öğrendiğini söylüyor “ diyordu son sayfalarda. Hayatta her şey zıddıyla kaimdir. Siyah olacak ki beyazın hikmeti ve kıymeti biline. Ahlaksızlar olmasaydı ahlakına sahip insanlar kıymet bulur muydu?