Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
sincerely87 Tarafından Yapılan Yorumlar
Kitap, Çaldıran savaşının öncesini ve sonrasını siyasal, kültürel ve ekonomik yönden bütün iç ve dış dinamikleri dikkate almak koşuluyla tarafsız gözle incelemiş. Yazar kitaba çok ciddi emek vermiş; kitabı yazabilmek adına konuyla alakalı ciddi çok sayıda kaynağı taramış ve o kaynakları referans göstererek değerli bilgiler sunmuş. Sonuçta çok değerli bir eser ortaya çıkmış. Şahsen kitabı okuduktan sonra Çaldıran savaşıyla alakalı merak ettiğim, kafama takılan pek birşey kalmadı. Ayrıca kitapta Çaldıran savaşının günümüze etkilerinin incelenmiş olması da gayet zihin açıcı olmuş. Hülasa konunun meraklılarının mutlaka okuması gereken bir kitap.
Yazar, Şuhov karakterinin hapisteyken geçirdiği sıradan herhangi bir günde başından geçen olayları yansıtmak suretiyle, Sovyetler döneminde rejime karşı tehdit oluşturdukları düşünülen insanların cezalandırılmak üzere gönderildikleri çalışma kamplarında yaşamın ne denli çetin olduğunu kitabında anlatmaya çalışmış. Zira çalışma kamplarının kirli, soğuk ve adaletsiz ortamda açlık, baskı ve dayak gibi insanlık dışı düzene karşı; mahkumların onur ve haysiyetlerini korumak için gösterdikleri çabalar kitabın ana temasını oluşturuyor. Ama kitap beni bir türlü içine çekemedi. Karakteriyle kendimi özdeşleştiremedim. Ayrıca çeviri problemli değilse, yazarın çok savruk bir dili var. Kitabın alakasız noktalarında birbiriyle hiçbir bağlantısı olmayan konular arasında da bol miktarda geçişler mevcut. Bu da kitabın okunabilirliğini olumsuz manada etkiliyor. Şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap değil.
Kurgusunu biraz zorlama bulmamdan ötürü; Yüzüncü Ad kitabının, Maalouf'un diğer eserlerine nazaran biraz daha sönük kaldığını düşünüyorum. Keza başlangıçta Tanrı'nın sıradan fanilere gizli yüzüncü adını aramak üzere yola koyulan Baldassare'nin serüveni, kitabın sonuna doğru artık iyice maksadını aşıyor ve kitabın olay örüntüsü garip bir noktaya evriliyor. Bunun dışında kitapta Sabetay Sevi karakteri gibi, büyük Londra yangını gibi ilgi çekici tarihi kişiler/olaylar da var. Maalouf'un diğer kitapları kadar olmasa da bu kitabı da tarihsel bazı olguları araştırmaya itiyor. Saydığım olumsuz yönlerine rağmen yine de okuması keyifli bir eser olduğunu söyleyebilirim.
Rubailer genel tema olarak; zevk, şarap ve dünya hayatının boş olması hususlarını kalender ve rindane bir tarzla ele alıyor. Ontolojik olarak ele alındığında hayatın ve insan varlığının bir anlamı olmadığı vurgulanıyor ve insanın yaşadığı her andan zevk alması gerektiği öğütleniyor. Bunu yaparken Hayyam kâh bir arif, kâh bir asi oluyor. Şahsım adına etkilendiğim rubailerin sayısı çok da fazla değil. Ama klasik Fars edebiyatının en önemli eserlerinden biri olduğu su götürmez bir gerçek. Çeviri, dilinin sade olması dolayısıyla rahatlıkla bir çırpıda okunabiliyor. Fakat bu sadelik hasebiyle, rubailerin aslındaki derinliğin ne derece korunduğu hususunda tereddütlerim var.
"Suriye, Filistin ve Hicaz'da "Türk müsünüz?" sorusunun cevabı mütemadiyen "estağfurullah!" idi. Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık. Osmanlı İmparatorluğu buralarda ücretsiz tarla ve sokak bekçisiydi." Bu etkileyici satırları içeren Zeytindağı kitabı, 1. Dünya Savaşı'nda Kanal Cephesinde yaşananları Cemal Paşa'nın özelinde anlatıyor. Anı niteleğindeki kitapta döneme ve cephede yaşananlara dair ilginç ve çarpıcı gözlemler mevcut. Filistin'in Osmanlı'dan kopuş sürecine dair önemli ipuçları veren bu kitabı konuya ilgi duyan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Bir dip not daha: Kitabın dilinde bazı problemler var. Zira yapı itibariyle bozuk cümlelerin kitap genelindeki oranı hiç de azımsanmayacak seviyede.