Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

KY-1631 Tarafından Yapılan Yorumlar

10.05.2006

Merhaba.
Osmanlı'ya hep kendi penceremizden baktık. Bu bakış, yüz yıl önce yazılan yazıyı okuyamayan bizim neslimizin sürekli başkalarının yönlendirmelerine konu oldu. Bir taraf hiçbir değerlendirme yapmadan Osmanlı'ya küfretmeye alıştırdı bir kısmımımızı, diğer taraf da iyisi ve kötüsüyle derinlemesine tanıyamadan kabul etmeyi öğretti bir kısmımıza. Yani biz Osmanlı konusunda arada kalmış bir nesil olduk. Klasik Yayınları "Arapların Gözüyle Osmanlı" serisinden birkaç kitap çıkarttı. Bahsettiğim yönlendirmelerin uzağında kalan bu kitaplardan biri de Beyrut Şehremini ve Meclis-i Mebusan Üyesi görevlerinde bulunmuş olan Selim Ali Selam'ın hatıraları. Osmanlı Devleti'nin yapısının muhafazası taraftarı olan Islahat yanlısı bir Arap siyasetçisi, yaşadığı dönemle ilgili bize birinci elden ve önyargılardan arınmış bilgiler sunuyor. Tarihin bize sunulan karanlığını, hatıralarıyla aydınlatanlara teşekkür ederken, bu aydınlıktan, gelecek namına pay çıkartacak olanlara da iyi okumalar temennisiyle....
24.04.2006

Gül, "Gül Yetiştiren Adam'ın yüreğinde taşıdığı imanı... Elli yıl, özünden hızla uzaklaşan, uğruna savaş verdiği değerlerini yitirmeye başlayan, yabancılaşan bir toplumun bağrında o, imanını bir bahçıvan gayretiyle büyütmektedir. Gönlünde kurduğu gül medeniyetini, yaşadığı toplumda bulamamanın hayalen kırıklığını yaşamamak uğruna evine kapanan, o sarsılmaz imanının medeniyetini, gül ağacında kuran bir adam.... Bizlere, kendi canlarını feda edebilecek gözükaralıkla vatan emanet edebilen bir neslin, canından geçebilme düşüncesinin özünü taşıyan adam...
Bunun yanında o toplumun günyüzündeki figüranları... Yabancılaşmanın, sahteleşmenin, varolma bilincini yitirmekle yokolmanın, uğruna yaşayacağı hiçbir değeri kalmamanın örneği hiçlikler taifesi... Gül'ün yokluğunda, dünyanın dipsiz boşluğuna düşenlerin hikayesi...
Gelin, Gül'den habersiz kaldığımız bu günlerde, gönlümüzde gül tohumları ekecek, gül ağacı yetiştirecek, gül medeniyeti kuracak bahçıvanların yokluğuna ağlayalım. Sahte çiçeklerin ruhumuza hoşnutluk veremeyeceğinin bilinciyle, önce gül'e bağır açan toprak olalım. Aslımızı hatırlamakla başlayacağımız işimizi, Sonsuzluğun Müjdesini gül kokusu olarak bize bırakan Gül Sultanı'nın bize bıraktığının ihyasıyla kuşatalım.
Ve sonra Gül'e selam, Gül Yetiştiren Adam'a Selam, Gül Kokusundan Muştu Bırakan'a Selam, Gül'ün ve Sonsuzluğun Sahibine Selam.....
21.04.2006

"Ne arabın yüzü, ne Şam'ın şekeri" sözüne, "Hem arabın yüzü, hem de Şam'ın şekeri" cevabını veren Hakan Albayrak, yıllardır çok uzakta sandığımız, çok yakınımızda olan, bizim olan Suriye'yi Türkiye ile birleştirme rüyasını bizlere anlatıyor. Her fethin bir rüya irtibatı olduğunu bildiğimiz için, bu rüyanın da hiç bitmemesi arzusuyla gerçek bulmasını temenni ediyorum. Evet, Şam İstanbul kadar bizim, Halep bizim şehrimiz... Hamidiye Çarşısı, Sinan Paşa Camisi, Derviş Rüstem Paşa Külliyesi, Süleymaniye Külliyesi, Selimiye Camii, Merci Meydanında Sultan Abdulhamid'in hediyesi.... Bunların hangisini bizden saymıyacağız, hangisini inkar edebileceğiz.... Şam, bizi yürekten bağrına basıyor, kucaklıyor. Evet, aramızdaki sınır da ne... Bizi Rabbimiz kardeş ilan etmişken, aradaki husumetin anlamı ne... Yüzyıllarca birlikte yaşamışken, düşmanmış gibiliğimiz neyi ifade eder... Hakan abinin İslam Birliğinin Nüvesi olacak ilk adımı Türkiye-Sureyi Birliği şeklinde somutlaştırması, proje halinde sunması, bir dava edinmesi, bizler için, yıllardır hasret kaldığımız kardeşlerimizle kucaklaşmak için gereken vesilenin başlangıcıdır. Yeni fetihlerde, bir gönül eri olma temennisiyle... İyi okumalar...
21.04.2006

Merhaba.
Batılılaşma serüvenimizin kendimize dönük zihinsel sürecini çoktan tamamlamış ve fiili sürecin de sonuna yaklaşmış olduğumuzu düşündüğümüz bugünlerde Hakan Albayrak, Batının Soykırımcı Tabiatı'ndan bahsediyor. Herkes yönünü Batı'ya çevirmiş, Batı'dan gelecek her olumlu haberle ilgili sevinç gösterileri yapabilmek arzusuyla sokaklara dökülmeyi bekliyor, birisi çıkıp Batı'dan, Batı'nın Soykırımcı Tabiatı'ndan bahsediyor. Kendi kültür ve medeniyetimizden Batılı olmak uğruna vazgeçebildiğimiz bir millet olma (millet olmama) yolunda hızla ilerlerken, kanunlarımız Batı'nın istediği şekilde çıkartılmakta iken, Batı'ya Soykırımcı demek de ne oluyor! Neredeyse Haçlı Seferlerinde Batının karşısına çıkan Kılıçarslanların, kendi öz atamız olmasını inkar edecek, Türk ve Müslümanlığımızdan vazgeçecekken, nereden çıkı bu kitap! Hayır, Soykırımcı olan Batı değil, biziz!.....
İşte size kan ve soykırım temeli üstüne bina edilen, bizim de bu binanın kapısından içeri girebilmek için kendi mevcudiyetimizden. kökümüzden vazgeçtiğimiz Batı...
Batı Medeniyeti mi? Medeniyet değil, "tek dişi kalmış canavar"...
İyi okumalar.
19.04.2006

Yıl:1993 , Yer: İzmir... "Medeniyetler Çatışması Üzerine" bir konferans var ve İsmet Özel konuşacak.... Medeniyetler çatışması henüz günümüzdeki şekliyle mahiyet bulmamış. Türkiyede İslami hassasiyete sahip olduğuna inanılan kesimin yükselişi sözkonusu... Bu kesimde herkesin "devlet"le ilgili umutları var. İsmet Özel, Medeniyetler Çatışması üzerine konuşuyor... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başörtüsü ile ilgili müraccat yapılmadan İsmet Özel diyor ki:"bütün batılılaşma etkinliklerimizin, Batılılaşma yönünde atılan adımlarımızın her zaman İslami bir gerekçesi olmuştur. Yani daha Müslümanca olanı budur deyip Batı tarzı bir kurumu ya da yaklaşımı benimsemişizdir." diyor. 11 Eylül yaşanmamış, Türkiyedeki tecrübeler yaşanmamış ve İsmet Özel önümüze 1993 yılında bu olanlara yönelik önerilerde ve tespitlerde bulunuyor. "Millet olmaktan" bahsediyor, bize yönelik... Hâla millet olamadıklığımıza bakıyorum, çözümü aramaklığımıza bakıyor, bir de 1993'de söylenen ve 2006 Yılı Nisan'ında karşımıza çıkan "Kalın Türk" kitabına... Daha yürüyecek çok yolumuz var, eğer yol kaldıysa....