Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

KY-1631 Tarafından Yapılan Yorumlar

18.01.2005

"Ben İslama bir kolumun altında Kitab-ı Mukaddes, ötekinin altında Marks'ın Kapitali ile geldim. İkisinide bırakmamaya kararlıyım." (Sayfa,303)
Roger Garaudy, yukarıdaki tek cümleyle hayatını özetleyebilmektedir.
Babası savaşa giden bir çocuğun yaşayabileceği bir çocukluktan sonra genç bir militanın hayatının okumaya başlıyoruz. Sonra düşündüklerini yaşamak mücadelesi veren bir politikacı çıkıyor karşımıza; politikacı ama yine de militan. Önemli görevlerde bulunuyor, dünyanın diğer ülkelerine seyahatler yapıyor, kendisini dünyaya yön verenlerin arasında buluyor. Kitabın başında sesini dinlemeye başladığı denizin üzerinde, yelkenlerini açarak uzun bir yolculuğa çıkan ve yolculuğun dernizden kopamadığı bir hayat... Küba'da kominist devriminden sonra yeniden yapılanma çalışmalarında Küba eğitim bisteminin nasıl olması gerektiği hususunda çalışmalar yürüten bir adamın, sonunda öteden beri müslüman olan bazı aydınları düşüncelerinden dolayı eleştirebildiğini okuyoruz ve bu davranış bana göre Garaudy'nin içerisine girdiği topluluğun özüne ilişkin kafa yorduğunun belirtisidir.
Kominizm, Hristiyanlık ve İslam. Roger Garaudy'nin yol aldığı denizde üç ada. Kitabı okuduktan sonra bu yolculuğun devam ettiğini düşünyorum. Çünkü keşife devam eden Garaudy, kitabın sonunda da denizi dinlediğini söylüyor.

Her hatıradan hatırda kalan bir güzellik vardır ve yaşanmış olan her hayat, yaşayanından bir başkasına sunacak örneklikler taşır.

İyi okumalar...
28.09.2004

Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiye'sine geçiş döneminde başlayan ve bu süreçte yaşanılan hatıraların dillendirildiği bir güzel kitap...
Anlatılan dönemde Anadolu ile İstanbul arasında yaşanılan olayların farklılığı, İstanbulun Anadoluya göre sancısız bir geçiş yaşadığı gibi konularda fikir sahibi olabiliriz. Dedemin çocukluğu aynı dönemlerde Anadolunun bir köyünde geçmiştir ve Dedem Kur'anı öğrenmede yaşadığı zorluklardan bahsederdi. Aynı dönemde İstanbulda ise fazla sıkıntının olmadığı, bu kitaptan edindiğim intibanın bir parçasıdır. Dostluklar her zaman sıcaklığını korur. Dünya ve ahiret kardeşliği tabir edilen uzun soluklu dostlukların anlatıldığı bu kitap, o günlerden kalma tatlı hatıraların o günlerde yaşamamış olan bizler için bir seyir niteliği taşımaktadır. Kendimizle, çevremizle, evimizle, komşumuzla, alışveriş ettiğimiz esnafla, zamanla, mekanla dostlukların başlamasına vesile olması temennisiyle.....
22.01.2004

Bazı İslam alimlerinin hayatları, okudukça haz veren, insanın kanına işleyen ve benliğini etkileyen özelliklerdedir. Muhammed Esed, Muhammed Hamidullah vb. gibi... Mustafa Asım Köksal hocanın hayatı da insanın zihninde bir lezzet bırakıyor. M.Asım Hoca ile yakından tanışan ve zaman zaman onunla sohbet eden rahmetli dedem Ondan bahsederken "M.Asım Hoca İslam Tarihi ve Peygamber Efendimizin Hayatını yazsın diye yaratılmış sanki" derdi. Hayatı ve hatıralarını okuduktan sonra bu tespiti bütün kalbimle tasdik ettim. M.Asım Hoca, emekli olduktan sonra coşan bir ırmak misali ömrünün sonuna kadar deryalar biriktirmiştir. Bu kitaba seçilen isim, herşeyi ifade etmeye yetmiş:Peygambere Adanmış Bir Ömür. M.Asım Hoca, tasavvufi hayatın güzelliğini yaşayarak, bu fani dünyada bir servet kazanarak, sonsuz olan dünyaya sermaye yapmanın örneğini de kendi hayatında bizlere sunuyor.M.Asım Hocanın tasavvufla ilişkisi bağlamında kitapta anlatılan diğer tasavvuf önderleriyle olan ilişkisi, cemaatler arasında avam tavrının basitliği karşısında, önderlerin birbirlerine karşı tavırlarının güzelliğini ortaya koymaktadır.(Mahmut Sami Ef. ve M.Topbaş Hoca ile ilgi vb...) Kitabı teknik olarak göz önüne alırsak ayrıntılara biraz fazlaca yer verildiği söylenebilir. Günümüz Türkiyesinde "kendinden emin olunan insan=müslüman" denkleminin alt üst olduğunu düşünürsek, yolumuzu kendi hayatıyla aydınlatan köşe taşı büyük insanların hayatlarını okumak bize çok şey kazandıracaktır. M.Asım Köksal Hoca da (Allah Rahmet Eylesin) bu aydınlıktan bir ziya...Bize de bu ışığın etrafında pervane olmak düşüyor sanırım.
21.01.2004

Tarihin sınırlarının uçsuz bucaksız olduğunu, bu kitabın satırları arasında farkedebilirsiniz. İlber Ortaylı, son dönem tarihçileri arasında araştırıcı tarihe önem veren ve söylediklerinin arkasında durabilen gerçek bir tarihçidir. Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyetine geçiş sürecinde Osmanlı tarihini peşin reddeden ve yeni bir tarih yazımına girişen ısmarlama tarihçilerin zihinlerde meydana getirdikleri kimliksizlik hatıra geldikçe, İlber Ortaylı gibi tarihçilerimizin ortaya koyduğu tarih anlayışını hayranlıkla dile getirmek gerektiğini düşünüyorum. Bu kitapta tarihin sınırlarını zorlarken düşünce denizine de yelken açılmakta ve tarihin yaşanmış ve bitmiş olmadığı, yaşanılanların da yaşanmış olanlarla birebir ilişkili olduğu düşüncesi anlatılmaktadır. Tarih, bir milletin hüvviyetidir. Zevkli bir tefekkür yolculuğuna zaman ayıramayacak kadar meşgul değiliz. O zaman iyi okumalar...
19.01.2004

Türkiye'nin Maarif Davası, Osmanlı'nın yıkılma sürecinin de tetikleyici unsuru olan ve yeni Türkiye Cumhuriyetinin getirdiği değişiklerle de süregelen eğitim sorununa farklı ve bakılmayan açılardan bakılan bir eser. Farklı zamanlarda yazılan yazılar ve yapılan konferansların bir derlemesi olan kitap, eğitim sistemi hakkında eleştiriden öteye gitmeyen değerlendirmelirin yanında alternatifler sunması açısından önemli bir yere sahip olmaktadır. Eğitim sisteminin bütün unsurları, hacmi az sayılabilecek bu kitabın sayfaları arasında geniş kapsamlı değerlendirmelerle yerini almaktadır. Bu kitabı okuduğum zaman günümüzde tartışılan eğitim sorunlarının aslında geçmiştede gündemde olan konular olduğunu gördüm. (Din Eğitim, Karma Eğitim...) Her öğretmenin el kitabı olması gerektiğine inandığım bu eseri ilgilenenlere tavsiye ediyorum.