Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220
E-Dergi
knidoslabirenti Tarafından Yapılan Yorumlar
Portekizli çizer ve şair Paulo Monteiro’nun Sonsuz Aşk ve Diğer Hikâyeleri, on hikâyeden oluşan kısa ama derin bir grafik roman. Aşkın farklı halleri, özlem, kayıp ve insanın iç dünyasındaki kırılganlık, minimalist ama güçlü çizimlerle anlatılıyor. Her panel, Monteiro’nun kendine özgü tarzıyla tek başına bir sanat eserine dönüşüyor.
Kitabın sonunda yer alan “Bir Çalışma Günlüğünden Alıntılar” bölümü ise çizim sürecinin perde arkasını gösteriyor. Monteiro’nun bazen bir saat içinde harika işler çıkarırken bazen üç-dört saat boyunca hiçbir şey üretemediğini anlatması, kendine kızdığı anları paylaşması… Tüm bunlar, onun yaratım sürecini çok daha samimi ve içten bir hale getiriyor. Sanki yanıbaşına oturmuş, tüm bunları kendi sesiyle anlatıyormuş gibi hissettiriyor.
Albert Camus'nün 1957 tarihinde Nobel ödülü yemeği sonrası konuşması ve "Sanatçı ve Çağı" başlığıyla Uppsala Üniversitesi'nde verdiği konferansı bir araya getiren muhteşem bir kitap.
Okurken Camus ile tartışırken buluyorsunuz kendinizi ya da onun söylediği cümleleri onaylarken buluyorsunuz.
Yaratma Tehlikesi, “sanat için sanat” ve gerçekçi sanat yaklaşımlarını irdeleyen, her çağın sanatçısına yönelik yankı uyandırıcı bir direniş çağrısı.
Yine muhteşemsin Camus. ️
Andre Gorz, 58 yılını birlikte geçirdiği eşi Dorine ile tanışmalarından başlayıp hayatlarının sonuna kadar olan kısmı anlatmaktadır. Okurken yaşanılan dönem ile ilgili gazeteleri, dergileri, tıp konusundaki olaylara bir çok noktaya değinmektedir. Dorine ile birlikte yaşadıkları o mükemmel aşkı sizinde okumanız gerekmekte. Kitap o kadar çok etkiledi ki böyle çok ayrıntı vermeden her şeyi anlatmak istiyorum. Lütfen okuyun bu kitabı.
Gorz'un cümlesiyle bitiriyorum;
“İkimizin de dileği, diğerinin ölümünden sonra yaşamak zorunda kalmamaktı. Birbirimize sık sık söylediğimiz gibi, olmaz ya, eğer ikinci bir hayatımız olsaydı o hayatı da birlikte geçirmek isterdik.”
"Pulitzer Ödüllü Jhumpa Lahiri’nin yeni romanı Olduğum Yer, hiçbir zamana, mekâna ya da insana ait olamamış, endişe ile coşku, köklenme ile yabancılaşma arasında gidip gelen bir kadının hikayesi. Engelleri aşma dürtüsüyle dolup taşarken tarzı, üslubu ve hassasiyetleriyle de yazarın cesur dönüşümünü ortaya koyuyor. Lahiri, edebiyat yolculuğuna yeni bir dilde devam ederek İtalyanca yazdığı ilk romanında sanatsal başarısını da yeni bir seviyeye taşıyor."
40 yaşlarında adını bilmediğimiz bir kadın karakterin günlük hayatını, arkadaşlarıyla, ailesiyle olan kesitlerini okuyoruz. Dili sade ve akıcı, okurken sanki onunla birlikte dolaşıp o hisleri yaşıyormuşuz gibi..
Henry Miller ile tanıştığım ilk kitabı ve eminim ki daha çok kitabını okuyacağım. Uykusuzluk, insomnia kitabını okurken Hermann Hesse'den alıntılar görmek ayrı mutlu etti.
Henry Miller, aşık olduğu bir Japon kadını anlatıyor gibi düşünmeye başlıyorsunuz ama aslında kendini, kendisinin aşık olma biçimini, saplantısını, hislerini anlatıyor.
Kitabın sonunda "Henry Miller : Bir Yaşam" kısmını okuyoruz. Miller'in hayatını ve yasaklanan kitapları anlatılıyor.
Kitapta anlattığı Japon kadın, 76 yaşındayken tanışıp aşık olduğu ve evlendiği Japon kabare şanatçısı Hoki Tokuda.