Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Tellus Tarafından Yapılan Yorumlar

09.11.2005


Kıymetli Oktay Sinanoğlu Hocanın bu güzel kitabını okuduğumda 19 yaşında idim. Dilimizin ağır ağır elden gittiği ve ingilizce kelime kullanmanın moda olduğu günümüzde böyle bir çıkış doğrusu sevindirici. Türkçeyi koruma uğruna güzel bir mücadele veren ve milleti bilinçlendiren kaynaklara imza atan Sinanoğlu Hocanın bu güzel kitaplarını ve mücadelesini sonuna kadar destekliyorum. Unutmamak gerek, dilini kaybeden benliğini kaybeder.
07.11.2005

Herodot Tarihinden
...
Herodot sonra Sart’a geldi. Krezüs’e konuk oldu. Ağırlandıktan üç dört gün sonra Solon’u Krezüs’ün hazinelerini görmeye götürdüler. Solon göreceği kadarını gördü. Krezüs sordu:
- Ey Atinalı yabancı, senin yalnızca bilgi sevgisiyle ve dünyayı görmek dileğiyle hareket ettiğini biliyoruz. Senin ne denli yüce bir kişi, ne denli görgülü olduğunu da duyduk. Şimdi soruyorum sana, gördüğün bütün insanlar içinde en mutlusu kimdir?
Krezüs, sensin denilecek sanıyordu. Kendini öyle belliyordu çünkü, ama Solon hiç düşünmeksizin karşılığını verdi ve:
- Atinalı Tellus, dedi.
Krezüs hem şaşırdı, hem de kızdı:
- Bu Tellus ne bakımdan mutlu bir kişidir? Diye sordu.
Solon:
- Önce yaşadığı sırada memleketi ileri idi. Güzel ve iyi oğulları vardı. Oğullarının çocuklarını görecek kadar da yaşadı, bunların büyümelerini gördü. Sonra herkezin rahat saydığı bir hayat sürdü, sonu şerefli oldu. Çünkü Atinalıların komşuları Eleusislerle tutuştuğu savaşta yurttaşlarının yardımına koştu düşmanı yendi ve savaş alanında kahramanca öldü. Atinalılar büyük saygı gösterdiler ona, öldüğü yerde bir tören düzenlediler adını saygıyla andılar.
Solon, Tellus örneği ile Krezüs’e iyi bir akıl vermiş oluyordu. Bu yoldan mutluluğun özelliklerini de öğretiyordu ayrıca. Krezüs yine sordu:
- Tellus’tan sonra en mutlu kişi kimdir peki?
Belki, sen ikinci mutlu kişisin der diye bekliyor du.
- Cleobis ile Bito, dedi Solon. Bunlar iki Argos’ludur. Varlıkları kendilerine bir güzel yetiyordu; ikisi de oyunlarda ödül alacak nitelikte sağlam, sağlıklı kişilerdi. Onlar üzerine şu hikaye söylenir.
“Argos’ta tanrıça Junon adına büyük törenler yapılıyordu, Cleobis’le Bito’nun annelerini bu törene bir arabaya bindirip götürmeleri gerekliydi ama öküzler tarladan daha dönmemişlerdi. İki delikanlı törene yetişememekten korktuklarından boyunduruğa kendi boyunlarını geçirdiler ve annelerinin bindiği arabayı kendileri çektiler, kırk beş fersahlık yolu böylece tepip tapınağa geldiler. Tapınağa gelenlerin hepsi de onların bu davranışlarını görmüşlerdi. Bu iki delikanlının hayatları da çok güzel bir biçimde son buldu. Tanrı, bu ikisininin ölümüyle, ölümün insanoğlu için yaşamadan daha değerli olduğunu gösterdi. Argos’lu erkekler onların ortak güçlerini, kadınlar da böyle iki oğula sahip ananın mutluluğunu övdüler. Ana, oğullarının yaptığınından ve kazandıkları ünden hoşnut, tanrıçanın heykeli önünde durdu, kendisine bu denli şeref veren oğulları için bir ölümlüye yaraşır en yüksek mutluluğu vermesini yakardı. Yakarı bittikten sonra tanrıçaya kurbanlar sunuldu; kutsal şölene geçildi. Daha sonra iki delikanlı tapınakta uyuyakaldılar. Bir daha da uyanmayıp dünyamızdan göçüp gittiler. Argos’lular insanların içinde en iyileri olan bu iki delikanlı adına heykeller yaptılar, Delfi tapınağına sundular.”
Solon böyle söyleyince Krezüs çok fena bozuldu, kızgınlıkla:
- Peki Atinalı yabancı, dedi. Benim sürdüğüm bu mutluluk ne oluyor? Onu öylesine aşağıladın ki, beni sıradan biriyle bile kıyaslamadan geçtin.
- Krezüs, diye karşılık verdi Solon. Sen bana inasanın hali üzerine soru sordun. İnsan; kendisinden üstün olan kudretin, kıskanç olduğunu alın yazımızı alt üst etmekten hoşnut olduğunu bilir. Uzun bir ömür, insana dilemediği, istemediği bir çok şeyi görmek ve denemek imkanı verir. Yetmiş yılı insan ömrünün sınırı diye sayıyorum. Bu yetmiş yılda yirmibeş bin iki yüz gün vardır. Mevsimlerin tam zamanında gelmesi için her iki yıla bir ay eklersek, yetmiş yıla otuz beş ay daha katmış oluruz, böylelikle günlerin sayısına bin elli gün daha katmak gerekir. Böylece yetmiş yılın günleri yirmi altı bin iki yüz elli güne erişir. İnsan, bugünlerin her birinde başka bir günün olaylarına benzemeyen olaylarla karşı karşıya gelir. İnsan, baştan sona olaydır. Sana gelince ey Krezüs, senin akullara durgunluk verecek kadar varlıklı olduğunu görüyorum. Nice nice ulusların egemenisin. Ama bana sorduğun sorunun karşılığını vermek için, senin hayatını mutluluk içinde sona erdirdiğini de bilmek gereklidir. Çünkü büyük servet sahibi olan kişi, yalnız günlük ihtiyacına yetecek mala sahip olandan daha çok mutluluğa yakın değildir. Ola ki talihi kendisine yaver gide, hayatının sonuna kadar da hayatın bütün iyi şeylerinden payına düşeni ala. Nice varlıklı kişilere talihleri gülmedi. Ama orta hallilerinki güldü hep, birinciler öbürlerine bakarak herşeyden üstündürler. İkinciler de birincilere bakarak üstündürler. Varlıklı kişi, isteklerini elde edebilir, ansızın çıkagelen kötülüklere karşı durur. Öbürleri bu konuda güçlü değillerdir yalnızca talihleri korur onları, fakat şu nimetlerden bol bol yararlanırlar: Sağlığı yerindedir, hastalığa yabancıdır, dertten dertlenmeden uzaktır, çocuklarıyla mutludur; her bir vakit güleçtir. Bunların dışında hayatı iyi koşullarda sona ererse, işte senin aradığın kendisine hakkıyle mutlu denilebilecek kişi budur. Ama bu kişiye de ölmeden mutlu deme, talihli de yalnızca. Bir kişinin bütün bu saydıklarımı bir araya bir araya toplaması enderdir. Nasıl ki bütün ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke yoksa, her ülkede gerekli bir kaç şey varsa, bir kaçı bulunmaz ve en iyi ülke gerekli olduğu şeylerin çoğuna sahip olansa, hiç bir insan da her bakımdan tam olamaz. Mutlaka eksik bir yanı vardır. Fakat nimetlerin en çoğunu bir araya getiren ve onları sonuna kadar koruyabilen, sonra selamet içinde ölen bir kişi, bana kalırsa mutlu diye anılmaya değer kişidir. Asıl sorun, sonunda iyi olmasıdır. Çünkü tanrı nice kereler insanoğluna mutluluğun aydınlığını gösterir, sonra da kötülüklere iter.
Böyle dedi Solon, sözlerini bitirdi.
Solon’un Krezüs’e söylediği sözler işte bunlardı. Gelelim onun dedikleri Krezüs’e ne o sıralar, ne de gelecekte bir şeref kazandırmadı. Kral, Solon’un kalkıp gitmesine de aldırmadı, çünkü bugün elinde bulunan iyiliğe hiç bir önem vermeyerek insanlara beklemeyi ve sonunu gözlemeyi söyleyen bu kişiyi deliden sayıyordu...
07.11.2005


Cihangir'de bir konak, Evin reisi bir zamanların ünlü nazır (bakan)larından birinin oğlu Naim Bey, evde kızı damadı ve torunları ile oturuyor. Vurdumduymaz damat ve sorumsuz kız yüzünden torunlarını istediği gibi yetiştiremeyen Naim Bey, üstüne birde kuşak çatışması eklenince iyiyiden iyiye perişan olur. Çok sevdiği torunu Seniha'nın konağı terk ederek Paris'e gitmesi ve akabinde gelen cihan harbi ise Naim Bey'in zaten yorgun olan bedenini daha fazla zorlamaya başlar. Batılılaşmayı yanlış algılama eleştirisi adına çok başarılı bir çalışma. Batılılaşma adına dağılan aileler ve konaklara güzel bir örnek. Yaprak Dökümü'nü hatırlıyor insan bir ara. Gerçekten Naim Bey, Yaprak Dökümündeki Ali Rıza Bey'e ne kadar çok benziyor. Usta kalem Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban'dan sonraki en başarılı yapıtı. Bazen hüzün bazen aşk ama en acısı Naim Bey'in en sonunda vermek zorunda kaldığı karar...
02.11.2005


Açıkçası Milorad Paviç'in ilk iki kitabını okuduktan sonra Hazar Sözlüğünü okuyup okumamayı düşündüm. Aldığım kitabı okumama gibi bir lüksüm olmadığı için bu kitabı da okudum. Her ne kadar diğer Paviç kitapları gibi facia niteliğinde karmaşık olmasada insanın anlamakta zorlandığı anlar oluyor. Bence anlatmak istediği şeyler güzel ve sürükleyici ancak yazar kurguyu tam kuramamış, diğer eserlende olduğu gibi.
01.11.2005

Kanser olan oğlunu iyileştirmek ve hayata bağlamak için tehlikeli ve etik dışı bir uğraşa giren doktor beklemediği bir anda labaraturanın ateşe verilmesi ve kendi hayatının son bulması gibi beklenmeyen bir sonuçla karşılaşır. Kanser hastası olan çocuk ve annesinin ormanın içerisindeki kulübede saklanmaları, Nanoyaratıkların ele geçirmek istedikleri formül, tüm bunların peşinde koşan Ajan Mulder ve Ajan Scully, kısacası tam bir bilim kurgu. Soluksuz okunacak ve anlaşılır bir çeviri ile sunulmuş bir yapıt. X Files dizisinin kitaplaşmış ve kalıcı hali. Yalnız insanı ürküten nokta, bu nanoyaratıkların bir gün gerçekten varolma ihtimali...