Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Gülseren Çakir Tarafından Yapılan Yorumlar
Mehtap Soyuduru Çiçek diğer kitaplarında olduğu gibi, bize bizi anlatan çok ama çok özel bir kurgu ile okurlarıyla buluşuyor. Yolcu ile başlayan kitaplaşma serüveni son olarak Veda Ederken ile taçlanıyor. Kaleminin olgunluğu satırlarına yansırken , kurgusundaki hüzün ile de bizleri yüreğimizden yakalıyor. Aşk , özlem , mektuplar ve de aşkın en derin hali ayrılık ile yaşanmışlıkların kalemi oluyor Mehtap Soyduru Çiçek .
Bir asker ve hemşirenin masum mektuplaşmasıyla başlayan hikaye, içine ayrılıkların girmesi, dönemin siyasi durumu, ailerin hayata bakışı derken, sonuyla da ah dedirtiyor. Ama yaşam da “ah” ve keşkelerle dolu değil mi zaten.
Jorge Luis Borges'in seçkilerinden oluşan Babil Kitaplığı öykü kitaplarından Sesler Adacığı , Define Adası 'nında yazarı olan Robert Louıs Stevenson'a ait. İçinde dört öykü bulunan kitabı severek okudum gerçekten. Her bir hikayede merak unsuru oldukça iyi . Özellikle birinde baya baya gerildiğimi bile söyleyebilirim. Büyü , olağanüstü olaylar , inanış ve tercihler çerçevesinde insanın iyi -kötü ayırımında sonucu ne olursa olsun doğru olanı seçmesini anlatan birbirinden ilginç öyküler gerçekten.
Öykü okuma serüveni için tercih edilebilecek güzel bir kitap.
Sebastian Fitzek , Grange'den sonra ki en iyi polisiye gerilim ustası bana göre. Wulf Dorn 'u da sayabiliriz bir üçüncü olarak tabii.
Fitzek'in okuduğum 7. kitabı Ruh Kırıcı ve en iyisi de diyebileceğimde aslında. Hipnoz psikiyatri ve gerilim...Bir klinik içinde mahsur kalan Ruh Kırıcı ve masumlar ...Başından sonuna kadar hiç elimden bırakmak istemediğim, her sayfasını merak ve heyecanla okuduğum bir kitap oldu .
Fitzek ara ara kitaba yerleştirdiği ipuçlarını kitabının sonunda tek tek açıkladığında , beklenmedik sonuyla okuyucuyu epey şaşırtmayı başarıyor.
Yazarın genel yazım tarzı , olay örgüsünde ipuçlarını yerleştirip sonunda her şeyi okuyucuya açıklayan şeklinde. Bu birbirinin aynı kitaplar fikrini düşündürsede ilginç olan, seçtiği kurgular ki , her birinde etkileyici olmayı gerçekten çok ama çok iyi başarıyor.
Rus edebiyatı denildiğinde birçok kimsede oluşan bir önyargı vardır; ağır bir dile sahiptir ve de okunması zordur.
Ancak Burgakov'un bu kitabını okuyunca zihninizdeki tüm önyargılar yıkılacak ve zevkle okuyacaksınız. Bulgakov, tıp fakültesinden yeni mezun olmuş genç bir doktorun, ücra bir köye gidişini , orada yaşadığı acemiliklerini , korkularını , heyecanını , kendini ispat etme çabalarını , karşılaştığı vakalara karşı gösterdiği içsel doktorluk yeteneğini mükemmel betimlemelerle , az mizahla ve müthiş bir dil ile anlatmış bana göre.
Kitabı okurken işte gerçek edebiyat diyorsunuz .
Yazarın diğer kitapları da , okuma listenize ekleyin derim.
Matematik, hayatımızın her anında biz farkında olmasakta karşımıza çıkıyor aslında. Ev hanımı kek yaparken, çocuklar maç skorlarını hesaplarken,ninelerimiz ördüğü yeleğin ilmeklerini sayarken. İşte matematik profesörümüz de hayatının tamamını teoremlere, çözülmesi güç problemlere adamış biri. Hafızasını kontrol edemezken, zihninde kalan tek şey matematik.
Bu yaşlı adama bakan, yardımcı ve oğlu. Üç kişi arasında kurulan matematiksel ve duygusal bağ.
Konusu açısından ilgi çekici ve duygusal bir kitap olsada, anlatım bakımından oldukça basit bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kolayca okunup bittiğinde , daha iyi anlatılsa ne güzel olurdu düşüncesi oluşuyor zihinlerde. Belki bu yüzden kurgular aynı olsada yazarın imzası farklı kılıyor her kitabı. Ve de bir çok iyi kurgu yazarı yüzünden heba olup gidiyor. Tabii yabancı kitaplar için çeviri faktörünü de unutmamak gerek.