Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Nedim Şahin Tarafından Yapılan Yorumlar

20.07.2005

" Hiç havasızlıktan boğulmuş bir kimsenin kanının rengini merak ettiniz mi? Ya da bir kavanoz balın ne gibi zararlar verebileceğini? Siyah Kan'ı kitapçıda gördüğümde bunların ilginç gelebileceğini tahmin etmiyordum. Ama kitabı okudukça ürperdim. Katilin cinayet ritüeli beni şok etti. Gerçek dışı bir durum söz konusu değil ve baştan sona kadar tutarlı bir anlatım. Jean-Christophe Grangé, Gerilim / Macera türünde ne kadar usta olduğunu bir kez daha kanıtladı. "



Aslında bir "bünye" meselesi bu kitabı okumak. Hani kan görmeye dayanamayanlarımız vardır. Siyah Kan'dan sonra artık kan kelimesini okumaya da dayanamaz hale geliyorsunuz. Ama kendini de bir çırpıda okutan bir roman. Aklın sınırlarını çoktan aşmış bir seri katil ve "olamaaazzz" dedirten cinayetler..


Siyah Kan, Fransız yazarın 5. kitabı. Diğerleri gibi bu da bir anda bestseller listelerinde zirveye yerleşmeyi başardı. Kitabın Fransızca ismi "La Ligne Noire". İngilizce baskılarında ise "Black Line" olarak geçiyor. Her ikisi de dilimize "Siyah Yol" olarak çevrilebilir. Ancak ülkemizde yayımlanan baskısında kitabın ismi "Siyah Kan" olarak geçiyor. Mantıklı bir isimlendirme olmuş. Çünkü kitap boyunca siyah kan ve günahlardan arınma arasındaki ilişki, törensel ve kriminal bir bakış açısı ile verilmiş.


Artık seri katil filmlerinde ya da kitaplarında alışageldiğimiz gibi; katilin kimliğinin başlarda saklanması ve sonrasında ise kahramanlarımızın bu esrarengiz kişiliği ortaya çıkarması gibi bir durum söz konusu değil. Yazar daha kitabın ilk sayfalarında katille ve "akıl almaz" cinayet ritüeliyle yüzleştiriyor bizi. Tabi ilk başta okuyucunun kafası soru işaretleriyle doluyor. Sonra sonra anlıyoruz korkunç gerçeği. Müstehcenlik ve vahşet ilginç şekilde bir araya getirilmiş. Ve gayet başarılı da bir birliktelik olmuş.


Bir seri katilin cinayetlerinin arkasında temel itki nedir?


Kitapta Marc Dupeyrat adlı gazetecimizde bu sorunun cevabını arıyor. Bahsi geçen katil ise Jacques Reverdi kimliğinde. (Masum bir isim gibi görünüyor..) Tabi söz konusu olan bir macera romanı ise kahramanımızın (Marc) yanına bir de bayan karakter lazım. O da Hatica isminde bir manken.


Marc cinayet itkisini öğrenmeye çalışırken aklına hapishanedeki Reverdi ile temas kurmak geliyor. Bir bayan kılığında (Sahte bayan ismi Elizabeth, sahte fotoğrafı ise Hatica'ya ait..) mektup yollamaya başlıyor azılı katilimize. Hemen şunu belirteyimki yazar bu katile aşırı bir zeka yüklemiş. Oldukça kurnaz. Ve de planlı çalışıyor. Geçmişinde serbest dalışta birçok rekora imza atmış olan Reverdi "Elizabeth" den gelen bu mektupları okuyor ve sonra aklına bir oyun oynamak geliyor. Kendisine cinayet işleten duyguyu bu kıza (Marc'a) bizzat yaşatacak. Böylece Güney Doğu Asya'ya bir yolculuk başlıyor. Katil mektuplaşmalarla Marc'ı cinayet işlediği yerlere götürüyor ve sırlarını anlamasını sağlıyor.


Romanın sonlarında Marc Dupeyrat'ı bu sırların hepsini anlamış olarak görüyoruz. Hem de bu konuda bir kitap yazacak kadar..


Çığlık filmini izleyenleriniz bilir. Film içinde film çekilir. Ve çekilen bu filmin ismi de Çığlık'tır. Bu romanda da benzeri bir durum var. Kahramanımız bir kitap yazmaya başlıyor. Ve yazdığı kitabın ismi de Siyah Kan. Kısa süre de çok satanlara yerleşiyor. Ancak baştan beri korktuğu şey başına geliyor. İdama mahkum olan Reverdi olay yeri tatbikatı sırasında kaçmayı başarıyor. Ve bilin bakalım nereye gidiyor? Sırlarını çalıp tüm dünyayla paylaşan Marc'ın ve sahte kimliğindeki fotoğrafın sahibi Hatica'nın yaşadığı yere, Paris'e!


Marc'ı ve Hatica'yı bir korku sarıyor tabiki. Ölüm korkusu. Biraz ilerleyince de unutulmaz bir sahne (sayfa) ile karşılaşıyorsunuz. Jacques Reverdi, Marc ve Hatica'yı yakalamış, bir oda da tam karşılarında oturuyor. Tabiki korkunç cinayetlerine yenilerini eklemek için. (Eminim Marc işte o anda merak ettiği cinayet itkisini anlamıştır..) Ama kurtuluyorlar. Mantıklı bir biçimde. Hani yoksa yazar kurguya uydurmak için saçmalamış derdik. Ancak burada da gayet başarılı.


Derken polis kaçmaya çalışan Reverdi'yi öldürüyor. Bundan sonra bende rahat bir nefes aldım. Ama halen kitabın bitmesine yaklaşık 50 sayfa vardı. Tekrar bir huzursuzluk kapladı içimi. Ve ilerleyen sayfalarda ne oldu dersiniz? Şu söz konusu "cinayet itkisi" ni anlayan Marc, meğer bir katilmiş. Hemde Reverdi'nin hayranı bir katil! (O andan itibaren Marc bizim kahramanımız değildir artık :) Üstelik öldürmeyi düşündüğü kişilerin başında da güzeller güzeli Hatica geliyormuş!


Kitabın özeti böyle. Okurken tuttuğum notlarıma baktığımda birkaç önemli noktayı daha hatırladım. Bunlardan biri Marc'ın kişilik betimlemesindeki eksiklik. İnanın uzun bir süre bu karakterin boyu, kilosu ve saçlarının rengi konusunda çelişkide kaldım. Ana karakteri zihninizde canlandıramayınca okumak nasıl bir hal alır tahmin edersiniz.. Bir diğer önemli nokta ise kitabın kapağı. Kırmızı arkaplan üzerinde siyah yazı ve çizim. Ancak bu çizim kandan çok sigara dumanı hissi uyandırdı bende. Fransızca baskısındaki kapağında cinayetlerin işlendiği ormanlık alan bulunuyor ve kitap için bu çok daha uygun olurdu.


Son söz; jean-Christophe Grangé gerilim severler için kaçırılmayacak bir kitaba imza atmış. Seri katillerle ilgili yazılıp çizilecek bir şey kaldı mı diyenlere farklı tarzıyla güzel bir cevap.
18.06.2005

" Farklı coğrafyalarda yaşanan heyecanlı ve sürükleyici bir gerilim. Akla oldukça mantıklı gelen ama mantıklı geldiği kadarda ürkütücü bir komplo teorisi. "


1980'ler.. Bir istihbarat görevlisi olan Volkmann ve serbest gazeteci Erica'nın, ard arda cinayetleri ve yanmış bir fotoğraf parçası ile ne olduğu bilinmeyen bir ses kaydını araştırmalarını konu alan soluk soluğa bir macera.


Glenn Meade, yine gerçeklikle varsayımı ayırt etmekte zorlanacağımız bir tez koymuş ortaya. Bazen, "acaba bunlar gerçektende yaşanmış mı?" diye şüpheye düştüğüm oldu. Sağlam diyemesek bile oldukça mantıklı destekler sunulmuş.


Ortaya koymuş olduğu tez ise, Adolf Hitler ile ilgili çarpıcı bir teori içeriyor. Bu; Hitler'in 1980'lere kadar yaşamış bir "oğlu" olduğu teorisi. İktidara gelmeden önce Hitler'in, yeğeni Geli Raubal ile, o zamanlarki medya tarafından da bilinen bir ilişkisi olduğu anlatılıyor. Ve Geli'nin, 1931 yılında doğum yaptığı, ardından da bu çocuğun, Hitlerin en sağdık dostlarından biri ile Güney Amerika'ya götürüldüğü mantıklı açıklamalar ile sunulmuş.


Konu, onlarca yıl sonra bu olayı araştırmaya başlayan 2 ana kahraman çevresinde dönüyor. Bu kahramanların (Volkmann - Erica) geçmişleri ve kişilikleri oldukça iyi oturtulmuş. Ancak, kitap boyunca devamlı karşılaşılan bir sürpriz var. Buda yardımcı karakterlerin genellikle öldürülmesi ya da "tehlikeli kişiler" tarafından takibe alınması.


Bay-bayan anakahramanlar arasında, büyük bir güvensizlik ortamında bulunulmasına rağmen derinden bir aşk başlıyorki her ikiside bunu uzun süre açıklayamıyor. İlerleyen sayfalarda ise korku ve endişenin getirdiği bir beraberlik başlıyor.


Yer ve zaman ilişkisi ise oldukça tutarlı. Tamamına yakını Güney Amerika ve Orta Avrupa'da geçen romanda tempo neredeyse hiç düşmüyor. Her, "olayı çözdüler, bitti bu iş" dediğinizde halen başta olduğunuzu görmek oldukça şaşırtıcı. Ama bir o kadarda sürükleyici ve heyecan verici.


Kitaba ismini veren Brandenburg ise, II.Dünya Savaşı'nın kaybedileceğini anlayan Hitler'in, en üst düzey subayları ile yaptığı gizli bir toplantıdan geliyor. Sözkonusu toplantıda, nazilerin sahip olduğu tüm altınların ve yüksek miktarlardaki paranın Almanya'dan Güney Amerika'ya kaçırılması kararlaştırılıyor. Onlarca yıl sonra bu ekonomik gücün, yeni bir nazi hareketine destek için kullanılması öngörülüyor. Brandenburg Vasiyetnamesi olarak tarihe geçen bu toplantıda alınan kararların, 80'lere gelindiğinde son aşamaya kadar korkunç bir plan ile uygulanması kitabın ana temasını oluşturuyor.


Kitabın arka kapağında, konu ile ilgili önemli noktaların açıklanmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü ilk 100 sayfadaki bazı olayların sonucu bu açıklamaya göre tahmin edilebiliyor.


Son söz olarak; olayların sürükleyiciliği dolayısıyla birkaç gecede okuanabilen mükemmel bir kitap. Özellikle Polisiye - Macera türünün tutkunlarının mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
03.02.2005

Herşeyden önce kitap gerçekleri anlatıyor.Bunu bilmek bile kurgunun atmosferine kendinizi kaptırmanıza yetiyor.

Son 10 sayfa özellikle trajik.Kahramanların 1953'ten sonraki yaşamları özetlenmiş ve kar kurdu operasyonun kalan son tanıklarından birinin daha ölümü ile diğerlerinin yanına gömülmesi anlatılmış.Gerçekten hüzünlü bir son.