" İhtilalden sonra Fransa.
Yükselme hırsı ve zengin olma hayalleriyle dolu bir taşralı çocuk. Hayattan bihaber bu çocuğun önce burjuva sınıfına, sonra soylular sınıfına kendini kabul ettirmesiyle hayallerine çok yakınlaşacağı gençlik yılları..
Sonra, beklenmedik bir felaket. Ve şimdi bu genç giyotinin önünde diz çökmüş vaziyette. Hayalleri değil, bu yüksek bıçak onu mutluluğa kavuşturacaktır."
Asıl adı Henri Beyle olan Stendhal, iki yaşanmış olaydan yola çıkarak kaleme almış bu romanı. Kendi çağındaki birçok otorite tarafından acımasızca eleştirilmiş. Kendisi ise bu tenkitlere: “1890’dan önce okunmayı ummuyorum” diyerek cevap vermiş. Nitekim öyle de olmuş. 19.yüzyıl başlarında hiç satılmayan kitapları şimdi Dünya Klasikleri arasında yer alıyor.
Romanın konusu; hayallerinden başka bir varlığı bulunmayan idealist bir gencin kısacık hayatı. Kısacık, ama başarı dolu hayatı..
Bu gencin ismi Julien Sorel. Ailesinin hor gördüğü Julien, bulunduğu küçük dağ şehrinde kendini ispat etme çabasındadır. Bunun tek yolunun da din biliminden geçtiğini düşünmektedir. Fransız İhtilali’nden sonra din adamlığı önemli bir meslek haline gelmiştir. Makamca yükselmek ve kısa sürede zengin olmak için bir takım fırsatlar sunar.
Bu küçük şehirde, Verriéres’de fark edilmesi fazla sürmez. Belediye başkanı, çocuklarının eğitmenliği göreviyle konağına alır onu. Böylece Julien, ailesinin fakirliğinden kaynaklanan engellerden bir anda kurtulur. Zira bir daha evine hiç gitmeyecektir.
Julien, yeni evinde hayatı daha iyi anlamaya başlar. Başına büyük belalar açacak aşkı da ilk kez bu konakta tanır. Ama bu aşktaki ikinci kişi, belediye başkanının karısı Madam de Renal’dir. Yakışıklı ve bilgili Julien, melankoliden çok mantık aşkı yaşar. Çünkü bu soylu ve zengin kişiler, onun yükselme ve zengin olma arzularını ziyadesiyle tatmin edebilirler. Aşkına fazlasıyla da karşılık görür Julien. Ancak bu işin sonunun iyi mi kötü mü olacağını tahmin edemez. Ve bu kararsızlığı onun ilk ciddi hatası olur.
Baskılar sonucu konaktan ayrılmak zorunda kalır. Biriktirdiği azıcık bir parası vardır. Bununla da din eğitimi almak ister ve Besançon’da papaz okuluna kaydolur. Besançon, Verriéres’ten daha büyük, daha gelişmiş bir şehirdir. Julien’e göre ise kendisini hayallerine bir adım daha yaklaştıracaktır Basençon. Ama bu şehirde geçirdiği 1 yıl, ailesiyle geçirdiği çocukluk yıllarından daha ıstıraplı geçer. Ne arkadaşları ne de öğretmenlik yapan rahipler ona hiçte iyi davranmazlar.
Soğukkanlı ve ağırbaşlı bir yaradılışa sahip olan Julien, kendisine gösterilen kötü muameleye karşı son derece temkinli davranır. Derslerdeki başarısı, kendine hâkim ve mantık dolu davranışları okul müdürünün dikkati çeker. Onun aracılığıyla da Paris’te, kralın yakın çevresinden bir asilzadenin yanında katip olarak çalışmaya başlar.
Beklediğinden daha çabuk gerçekleşmeye başlamıştır hayalleri. Ama dindar bir papaz okulu öğrencisi gibi görünmesine rağmen, fazlasıyla ikiyüzlüdür Julien. İçindeki mevki, şöhret hırsını bir türlü gemleyemez. Onun yakışıklılığı ve yeteneklerine hayran kalan Mathilde’ye (asilzadenin kızı) aşık olur. Daha doğrusu aşık olduğunu sanır. Genç Mathilde de sıra dışı bu insanı delice sevmeye başlar. Bu sevgi öyle bir boyut kazanır ki, Mathilde Julien’den hamile kalır. Şimdi bir felaket daha Julien’i beklemektedir.
Julien yaklaştığını hissettiği kötü günler için hazırlık yapmaya başlar. Zekice bir plan yapar ve Mathilde ile bunu uygulamaya başlarlar. Sonunda da istediklerini elde ederler. Asilzade, kızını Julien ile evlendirmeye razı olur. Ama kızını bir taşralı ile evlendireceği için soylular arasında küçük düşmekten korkar. Bu yüzden de genç Julien’e soyluluk nişanı verir, onu paraya boğar. Julien bu zaferi karşısında şaşkına döner ve kendiyle gurur duyar. Hayatındaki bu zaferleri, hayranı olduğu Napolyon’un başarılarıyla eşdeğer görür.
Bu gelişmeler yaşanırken, asilzade Julien hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek ister. Verriéres’teki Madam de Renal’e mektup yazar. Madam de Renal ise, böyle bir evliliği duyduğunda küplere biner. Julien’in yükselme hırsını, zengin olma hayallerini, ikiyüzlülüğünü bir bir anlatır asilzadeye. Bunu haber alan Julien ise, belki hayatında ilk defa öfkesine hakim olmaz.
Bundan sonra Julien Verriéres’e gider. Bir Pazar ayini sırasında Madam de Renal’e 2 el ateş eder. Oracıkta yakalanır ve gözaltına alınır. Yargılanma süreci başlar. Kurşunlardan biri ıskalamış, diğeri ise Madam de Renal’i öldürmeye yetmemiştir. Hızla iyileşmeye başlayan kadın, Julien’den nefret edeceğine, bu asil davranışından dolayı onu daha çok sevmeye başlar. Artık Julien’i kendisinden ve çocuklarından daha fazla düşünmeye başlamıştır.
Julien giyotine gönderilir. Hayatı boyunca tek korkusu başarısız olmak olan bu gururuna düşkün genç, hayat sınavını kaybetmiştir. Yinede gücünü yitirmez, ölümü şeytanla bir düello olarak görür. Kazananın belli olduğu bir düello.. Halkın gözyaşları önünde başı gövdesinden ayrılır. 3 gün sonra Madam de Renal’de intihar eder. Mathilde ise şerefi iki paralık olmuş bir şekilde, karnındaki çocuğu ile babasının yanına döner. Foque ise can dostunun son dileğini yerine getirir ve onu Verriéres’e bakan dağdaki küçük mağaraya gömer…
Hüzünlü bir son. Stendhal olay örgüsünü ustalıkla aktarmış okuyucuya. 55 bölümden oluşan romanda, kimi zaman mantık hatalarıyla karşılaşsakta, bir çırpıda okunan, hayalperest bir gencin kısacık hayatını konu alan başarılı bir dünya klasiği Kırmızı ve Siyah.
Kırmızı; Tutkusu, hırsı ve hayalleri,
Siyah; Karanlık emelleri, ikiyüzlü kişiliği için.