Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220
E-Dergi
tubiiiikkk Tarafından Yapılan Yorumlar
İlk kez 90’lı yıllarda kaleme alınıp yayınlanan (ben gözden geçirilmiş ancak bağlamda değişikliğe gidilmemiş yeni baskıyı okudum) ve o günlerde daha bebek adımlarındaki yapay zekayı sıklıkla anan denemeler, yazarın bilgisayar mühendisi kimliğiyle adeta her şeye teknik ve makine perspektifinden yaklaşıyor. İnsanı kusursuz bir makine olarak görerek dil, iletişim ve bilişim konusunda bir kronovizör edasıyla konudan konuya, tarihten tarihe geçiyor. Zaman zaman “bu kitabı niye okuyorum” diye sorgularken bulsam da kendimi, teknik bir belgesel izlemenin tadını bıraktı kitap bende.
Mustafa Kutlu’nun hem ümitvar hem gerçeği sert biçimde ortaya koyan bir tavrı var ve gezi yazılarında bu özelliği daha da belirgin hale geliyor. İstanbul’a ecdadımızın giriş yaptığı ve uzunca yıllar gerçek İstanbul olan mekanları onun gözüyle gezmek, yıllar önce yazılmış yazılardaki vefasızlığımız ve şehir planlamasındaki güdüklüğümüz konusundaki tutarlılığımız(!) acınası olsa da İstanbul, salt İstanbul olduğu için ayakta… Kıymetini bilebilmek duasıyla.
Kitaba belli bir beklentiyle başlamıştım, beklentimi bu kadar karşılayacağını ise açıkçası beklemiyordum.
Kadın ve erkek perspektifinden bu kadar gerçekçi bakabilen, adeta onların ayakkabılarıyla yürüyen çok büyük bir kalemle karşılaştım. Tabii burada çevirmenin de hakkını teslim etmek lazım, bağlamın içinde o kadar yerli yerinde kelimeler kullanmış ki okurken bu kelime yerine başkasını kullansa olmazmış diyerek onun da büyüklüğünü anlıyorsun.
Cinsiyet rollerinin farklılığının yanı sıra, burjuva ve yoksul zihninin işleyişini de çarpıcı şekilde kaleme almış Marai. O “son Macar burjuva efendilerinin” buruk ve trajik hallerini çok iyi yansıtmış. Ve tabii ilişkiler… Kaygan zeminde, gerçekliği ve samimiyetini sorgulanan kadın-erkek, arkadaş ilişkileri… Satırlar arasında sosyoloji ve psikolojiyi örtük veren çok lezzetli bir okuma vadediyor Marai. Artık sen benim en sevdiğim Macar yazarsın.
Gelişim psikolojisinin ve psikanalizin önemli ismi Erik Erikson, yaşamın kritik evrelerini birbirine zıt kritik eşiklerle ilişkilendirerek bir sonraki evreye ne derece ‘sağlıklı’ geçildiğini gösteriyor. Bilinen sekiz evreye, yaşamın son durağı olan ileri yaşlılığı dokuzuncu evre olarak eklediği bu baskıda, beni en çok etkileyen de ileri yaşlılıkta Batı kültürünün yaşlıları, deneyiminden yararlanacağı ve saygıyla baş tacı edeceği bilgelerden ziyade, onlara yaşamın durağan ve ölü dönemini hatırlatan “işe yaramaz çocuklar” muamelesi yapması özeleştirisi yaptığı son bölüm oldu.
Erikson, hayata başlarken kimliğimizi hayatın bize verdiklerinin, ancak olgunlaştıkça bizim hayata neler verdiğimizin kim olduğumuzu belirlediğini hatırlatıyor. Her ne kadar ortalama bir okur için akademik ve psikolojik temel gerektirecek düzeyde zorlayıcı olabilecek olsa da her açıdan besleyici ve doyum veren bir okumaydı.
İslam alimi ve çağının müceddidi Gazali İslam’ı ilim, fen ve felsefeden ayırmadan çağının çok ötesinde olduğunu hayretle düşündüren bir tefekkür becerisiyle tüm varlık aleminin yaradılış inceliklerini aktarıyor.
Tefekkür ettiren bir okuma…