Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
yönetmen89 Tarafından Yapılan Yorumlar
Öncelikle bu kitabın yazarı Jonah Goldberg,ABD'de katı bir Cumhuriyetçi ve muhafazakar olan bir isim.Benim gibi Kemalistler(Laik Milliyetçiler),bu kitapta büyük burukluk yaşayabilirler.Bizde de Liberallere bu kitaptan sonra,Cumhuriyetçiler tarafından faşist benzetmesi yapılmıştır.Ama arada şöyle bir fark var,birkere Amerikan Liberalizmi Laik ve ilerici iken,Türk Liberalizmi ise ya muhafazakar ya da muhafazakar destekçisi.Hal böyle olunca işler karışıyor tabii.Yzar Goldberg,Liberalizme Laik ve ilerici olduğu için cephe alıyor ve pekçok ABD başkanı için faşist benzetmesinde bulunuyor.Ama Nixon,Regan,baba Bush ve oğul Bush hakkında tek bir söz söylemiyor;çünkü kendisi bir bush destekçisiydi.Üstelik Faşizme savaş açan Roosvelt için bile Liberal faşistti diyor.Neden Bush hakkında hiçbir şey yazmadığına ise adam akıllı bir cevap bile veremiyor Goldberg.Asıl faşist damgası oğul Bush'a uygun üstelik.Kitapta Benito Mussolini ve Adolf Hitler'in hiçbir yerde bulamayacağınız sözleri var.Faşizm ve Nazizim hakkında yine hiçbir yerde okuyamayacağınız pekçok bilgi içeriyor.Bu da tek olumlu yanı kitabın.Goldberg çağdaşlığı,eşcinsel evlilikleri ve kürtajı savunan herkesi faşist diye damgalıyor.Dahası pekçok Hollywood filminin(Amerikan Güzeli,Milyon Dolarlık Bebek,V for Vendetta,Matrix,hatta Brokeback Mountain filmini bile)faşistçe olduğunu söylüyor.Muhafazakarlığın karşısında gördüğü herkese faşist demek gibi hastalıklı bir ruh hali var Goldberg'ün.Asıl ilginçi ise Adolf Hitler'i partisinin adında Sosyalizm vardı diye,onu Sol'una adamı olarak nitelendiriyor.Faşizmin ilk olarak Sol'da doğduğu bir gerçek;ama Faşizmin köklerine inerken Muhafazakar,tutucu ve koyu Katolik olan İspanya'nın eski lideri Franco'yu atlıyor yazarımız.Franco faşizmine hiç değinmiyor bile.Çünkü ucu muhafazakarlara dokunuyor,Franco aşırı milliyetçi olduğu kadar,aynı zamanda da aşırı muhafazakar bir diktatördü.Kitabın yazarı Jonah Goldberg ABD'deki beyaz-siyah çatışmasına değinirken beyaz ırkçılığını bir kenara bırakıp beyazları aklama çabası içinde olduğu izlenimi veriyor okuyucuya.Sonuç olarak okunmalı mı,evet okunmalı.Faşizm hakkında çok şey öğrenebilirsiniz;ama faşizm hakkında kitap sizi büyük bir yanılgaya da düşürebilir.Aman dikkat derim.
İngiliz yazar H.G.Wells'in 1898 tarihli bu kült bilimkurgu romanı,uzaylıların istilasını konu alan ilk kitap olma özelliği taşır.Kendinden sonra benzer konuda yazılan pek çok romana,uzaylılarla ilgili
çekilen pek çok filme ilham kaynağı olmuştur.Dünyaların Savaşı romanın alegorik bir eser olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.1800'lü yıllarda İngiltere bir süper güç,(Bugün Amerika) aynı zamanda da bir sömürgeci devletti.Pekçok ülkeyi işgal etmişti İngiltere.Wells'de bundan faydalanıp bu sömürgeci devlete uzaydan daha doğrusu Mars'dan bir rakip getirtmiş ve Marslıların İngiltere'yi işgal edilişini anlatmıştır Dünyaların savaşı ile.Kitapta anlatılan Marslılar insanoğlundan çok daha üstün,teknolojik açıdan çok daha gelişmiş,fiziksel açıdan çok ama çok farklı,soğukkanlı,acımasız ve saldırgan yaratıklardır.İngiltere'ye gökyüzünden yıldırımlar eşliğinde dev silindirlerle inerler.Başta insanlar bu düşen kütlenin bir göktaşı olduğunu sanarlar.Ama sonradan silindirlerin açılmasıyla içinden üç ayaklı,yaklaşık 30 metre yüksekliğinde,böceğe benzeyen ve ısı ışını silahıyla donatılmış,yok edici devasa makineler çıkar.Bu makineleri Marslılar kullanmaktadır.Önlerine gelen herşeyi yakıp yıkmaya başlarlar.Marslıların ısı ışını silahlarıyla insanlar anında yanarak küle dönüşürler.Marslılar'ın tek amacı;insan ırkını yok edip Dünya'yı ele geçirmektir.Kendi gezenlerindeki doğal kaynakları tüketmişlerdir.Aynı zamanda onların gezegeninde küresel ısınma bizden çok daha önceden başlamıştır.Onlarda hayat Dünya'dan önce vardı.Daha Dünya yeni yeni yaratılırken onlar insanlardan daha önce var oldukları için teknolojik açıdan bizden çok daha ilerdedirler.Marslıların devasa büyüklükteki ölüm makineleri Dünya'daki yerçekim kuvvetinden dolayı ağır ağır hareket etmelerine rağmen İngiltere halkı yok olmanın eşiğindedir.Top-tüfek onlara karşı hiçbir işe yaramaz.Marslılar az sayıdaki insanı da yakalayıp kanlarını içmek için metal tuzaklara hapsederler.Sonra yanlarında getirdikleri,onların en değerli besin kaynağı olan kırmızı otların,burada yetişip büyüyebilmesi için kanımızı gübre olarak kullanırlar.Bu resmen Marslıların insanlara yaptığı bir soykırımdır.Üstelik zehirli gazları bile vardır.Kitap 19.yüzyılın sonlarında yazılmış bir roman olmasına rağmen değerini hala koruyor.Sanki bugün yazılmışçasına betimlemeleri,cümleleri çok iyi.Fazlasıyla da sürükleyici bir kitap.En son 2005'de yönetmen Steven Spielberg tarafından aynı adla filme de çekilmiş ve başrolünde Tom Cruise oynamıştı.Kitabı okumamış insanlar film hakkında cahil cahil yorumlar yapmıştı.Oysa ki gayet iyi bir Spielberg filmidir Dünyalar Savaşı.Filmde kitaptakinin aksine ana kahraman bir yazar değil,herşeyden umudunu kesmiş,hayattan hiçbir beklentisi olmayan,kıtkanaat geçinen sıradan bir liman işçisidir.Kitapta olaylar 1800'lü yılların İngilteresi'nde geçerken filmde olaylar günümüz Amerikası'nda ceyran etmektedir.Ama film romanın bu kadar değiştirilmesine rağmen enfes bir uyarlama olmuştur.Bence bilimkurgu romanlarını seviyorsanız Dünyaların Savaşını mutlaka okuyun derim sonra da dvd veya vcd'sini alıp usta yönetmen Steven Spielberg'ün çektiği filmini izleyin...
İşte bir solukta okunacak bir King romanı.Hepimizin bildiği Stephen King'in romanları genellikle doğaüstü olaylar üzerine kuruludur.Ancak Misery'de bir insanın bir insana neler yapabildiğini öğreneceksiniz.Manyaklık derecesinde yazar Paul Sheldon hayranı olan eski,deli,sadist hemşire Annie Wilkes kaza geçirip ayaklarını sakatlayan Paul'u en başta hayatını kurtarıp onu evinde bakıyor.Herşey normal bunun nesi ürkütücü derken kadının saplantı derecesinde ne kadar deli olduğunu ve geçmişte kimleri öldürdüğünü.Sinemaya da uyarlanan bu romanda Stephen King en inandırıcı karekterini yaratmış Annie Wilkes ile.Mutlaka okuyun derim...
Stephen King'in en ünlü romanlarından biri Hayvan Mezarlığı.Ölüm temalı ürkütücü hikayesiyle okuyucuyu etkisi altına alan bir kitap.1989'da sinemaya da uyarlanan Hayvan Mezarlığı, korku sinemasının da kendine iyi bir yer edinmiştir.Romanı okurken Stephen King'in sıradan bir korku/gerilim yazarı olmadığını anlıyorsunuz.Çünkü ustanın betimlemeleri bir harika.Kızılderili inancına dayalı sıra dışı öyküsü insanı gerçekten ürpertiyor.Eğer siz hiç Stephen King okumamışsanız ve onun kitaplarına yeni başlayacaksanız filmini izlemiş olsanız bile ilk Hayvan Mezarlıpından başlamınızı öneririm.Adam nasıl korkutmasını biliyor...
Gerilim ve Korku romanlarının Dünyaca ünlü,usta yazarı Stephen King'in ilk kez 95'de yayımlanan bu kitabı "Desperation"(Yaratık) fazlasıyla sürükleyici bir anlatıma sahip.Yazarımızın üslubu diğer romanlarana göre biraz daha sade ama akıcı.Neveda'da Çin çukuru denen bir yerde kazı çalışmaları sonucunda yerin altındaki ne olduğu bilinmeyen bir toz bulutu kasabanın hayatını kabusa çeviriyor.Neveda'dan geçmek zorunda kalan insanlarda bu kötülükden nasiplerini alıyorlar.Polis Colie Entraggen'ı okurken heycanlanıyor ve bu ıssız kasabada neler oldup bittiğini merak ediyorsunuz.Yaratık,King'in Yeşil Yolu'nun ürkütücü bir hali olarakta düşünülebilir.Ama sanki Stephen King bu öyküsünde Tanrı ve O'na olan inanç ilişkilerine girmeseydi daha iyi olurdu diyorsunuz.Çünkü grubumuzu bu korkunç kasabadan onların cesatreleri kadar inançları kurtarıyor.Okuyun derim.Not:Bu kitap A.B.C yapım tarafından Tv için uyarlandı arkadaşlar.Bu ay filmin dvd-vcd'si de piyasalara sürüldü.Filmin çok iyi olmadığı söyleniyor bakalım bende merak ediyorum...