Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Sümeyye Şahin Tarafından Yapılan Yorumlar

05.01.2025

danimarka'nın meşhur yazarlarından tove ditlevsen, kopenhag üçlemesi'nde otobiyografisini yazıyor. kendisi 1900'lerin başlarında işçi bir aileye mensup olarak doğmuş. büyük bir yazma tutkusu var ve üçlemede de ekseriyetle bu tutkusunun yaşamını nasıl şekillendirdiğini anlatıyor.
üçlemenin bu kitabında ömrünün çocukluk ve ilkgençlik yıllarını, aile içi ilişkilerini, çocukluk travmalarını, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olmaya çalışmasını, bedenini tanıma yolculuğunu, yalnızlığını, ruhsal ihtiyaçlarını karşılayabilecek sosyal ilişkiler arayışını, çocuk aklıyla dünyayı nasıl algıladığını, mensup olduğu sınıfın onun üzerindei etkilerini okuyoruz.
kendisi doğrudan ülkelerin dünya savaşına girdikleri dönemlerde yaşadığı ve yazdığı için dünya tarihinin de büyük bir şahidi aynı zamanda.
ilk kez danimarka edebiyatı'ndan bir eser okuduğum için beni zenginleştiren bir okuma oldu. özellikle kadın okuyucuların kendilerinden bir şeyler bulacağını düşünüyorum.
28.12.2024

yazar bizi ağaçların dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor. böyle dediysem ağaçlar ve ağaç türleri hakkında teknik bilgilerle dolu bir kitap değil. daha çok insanda doğa ve ağaç sevgisi oluşturuyor ve okuyucunun ağaçlara pek çok farklı bakış açısıyla bakmasını sağlıyor.
kitap ekseriyetle yazarın ağaç temalı illüstrasyon ve çizimlerinden oluşuyor. sayfaların %80ini çizimler oluşturuyor, kalan kısım ağaçlar hakkında kısa cümleler ve bazı ağaç temalı şiirlerle desteklenmiş. edebi olarak pek bir şey vadetmese de insanın ağaç ve doğa sevgisini şahlandırması ve fikrin çok güzel olmasıyla beğendiğim bir çalışma oldu. ağaçlara pek çok farklı açıdan bakıyor yazar. dilinin yalın olması, görsellerin de yormaması ve insanın içini açmasıyla bence çocuklarla okumak için de çok güzel bir hediye fikri olur. siz de koleksiyonluk olarak alabilirsiniz.
02.12.2024

kapı benim szabo'dan okuduğum ikinci kitaptı.iza'nın şarkısı gibi bu da nefis bir kitaptı.
szabo benim iki eserinde de gözlemlediğim kadarıyla romanlarının temeline bir çatışma koyuyor; genç ve yaşlı çatışması, taşralı ve şehirli çatışması gibi.genellikle çatışma içerisindeki karakterleri okurken içimizden taraf tutma eğiliminde oluruz.szabo'yu başarılı ve farklı yapan şey onun karakterlerini okurken böyle bir şey yapmıyor oluşumuz.tüm karakterler kendince iyi niyetiyle doğru bildiği şeyi yaptıkları için hepsine tarafsız ve mesafeli bir gözle sadece olayı okuyoruz, karakterlerden birini diğerinden kayırmıyoruz.bu; kapı'da da, iza'nın şarkısı'nda da böyleydi ve ben bu anlatımı çok sevdim.
bu anlatım yapılırken savaşın izlerini, macaristan'ın sosyoekonomik yapısını ve dönemin şartlarını metne yedirilmiş bir biçimde okumak kitabı her anlamda doyurucu kılıyor.
daha çok kitabını dilimizde okuyabilsek keşke.sırf szabo ve sandor marai kitaplarını okuyabilmek için macarca öğrenesim var.
01.12.2024

o kadar iyi bir metindi ki. sandor marai'nin kitaplarının türkçeye çevrilmesi büyük bir kazanım bence. ilişkiler ve insan psikolojisini çok çok iyi çözümleyebilen bir yazar olduğunu düşünüyorum.
bu kitabın bende en büyük hayret uyandıran yanı bir yargıç ve bir doktorun, bambaşka iki meslekten insanın; mesleklerinin karakterlerine yansımalarını, dünyaya bakışlarını ve mesleki becerilerini büyük bir yetkinlikle yazabilmiş olması oldu. böyle yazdıysam çok teknik bir romanmış gibi düşünmeyin.
arka planda usul usul, yormadan, okuyucuyu bilgi bombardımanına boğmadan dünya savaşının izlerinden bahsetmesi, dönemin sosyoekonomisini akışa yedirmesi, hiç bilmediğim bir kültürün sınıflarını anlatmasının hissettirdiği zenginliği hiçbir dünya malı vermiyor.
üstelik bunu okuyucuya büyük bir edebi şölen yaşatarak yapmasıyla kitap sizi her açıdan doyuran bir metin oluyor. ne diyebilirim ki, daha çok okuyucuya ulaşsa keşke.
yky, sandor marai ve magda szabo'nun daha fazla kitabını çevirse keşke.
10.11.2024

bebek bekleyen bir ailenin maddi yetersizlikler sebebiyle kızlarını başka bir aileye emanet etmelerini ve kızın bu süreçte yaşadıklarını anlatan kısa bir hikaye. kız bu terk edilmişlik ve gözden çıkarılmışlığı "içtiğim suda bile babamın beni bırakıp gidişinin tadı vardı" diye ifade ediyor. bırakıldığı evde yatağını ıslatmaktan, bir şeyleri kırıp dökmekten, azarlanmaktan korkması; elini ayağını nereye koyacağını bilememesi tam olarak küçük bir çocuğun hissedebileceği şekliyle anlatılmış, sanki yazarın yazdığı değil de 8 yaşında bir çocuğun anlattığı şeyler bu metin.
yazarın bu kadar kısa bir kitap ve bu kadar yalın bir anlatımla önemli meseleleri, şefkat, hüzün, terk edilmişliği bu denli içten hissettirebilmesi ama olayı dramatize etmemesiyle, olduğu gibi anlatmasıyla, okuyucuyu yönlendirmemesiyle de hoşuma gitti.
kitaptaki kız çocuğunun bir isminin olmaması da sanki o kız çocuğunda tüm kız çocuklarının var olması.
çok sevdim, hemen yazarın diğer kitabı böyle küçük şeyler'i de okudum.