Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

easygo0 Tarafından Yapılan Yorumlar

21.10.2025

Melisa Kesmez’den okuduğum üçüncü kitap, 2018 yılında yayımlanan ve beş öyküden oluşan Nohut Oda oldu. Biri dışında diğer öyküleri severek okudum. Peki, ne anlatıyor bu hikâyeler?

Gidenin ardından kalanı değil, kalanın içinde kalanları, ev dediğimiz şeyin yalnızca bir mekân değil, bir his olduğunu; bir eşyaya, bir kediye, bir boşluğa sinmiş geçmişi; büyüyememiş yetişkinleri, sevgisiz büyüyen çocukları, baba-kız arasında kurulmamış bir ilişkiyi; hiç yaşanmamış anıların eksikliğini, deprem gibi fiziksel bir yıkımla, duygusal çöküntülerin nasıl benzer titreşimler taşıyabildiğini…

Anlatım tarzı ters köşeydi. Hikâye bir yöne doğru gidiyor gibi görünürken, bir cümleyle başka bir yerden yakalıyor okurunu. Bunu yaparken de kaleminden kırılganlık ve hüzün akıyor yazarın.

Sonuç olarak Nohut Oda, içten, sakin ve incelikli bir kitap. Öykü severler için güzel bir seçim olabilir.
21.10.2025

Uygunsuzluk,bir kadının iç dünyasına ve yazıya duyduğu tutkuya odaklanan katmanlı bir metin.

Hikâye,bir sanat müzesinde temizlikçi olarak çalışan yoksul Vitória’nın,zengin bir adamla evlenip sanatçı olarak kendini keşfetme sürecini,arkadaşlıklarını, toplumu ve evliliği nasıl deneyimlediğini anlatıyor.

Evlilik ile birlikte Vitória sınıf atlıyor ve artık baleye, tiyatroya gidebiliyor.Yazı yazmak için daha fazla zamana sahip oluyor. Zaman demişken…Yazar bir röportajında hikâyenin 1800’lerin sonlarında geçiyor gibi göründüğünü ama aslında bu döneme dair bir fantezi olduğunu söylüyor.Romanda gerçek bir tarih ya da ülke adı olmaması da metne zamansız bir hava veriyor.

Yazar bir röportajında yıllar önce bir Zen manastırında bir yaz geçirdiğini ve sessizlik içinde temizlik yaptığı bu dönem boyunca sınıf,emek ve görünmeyen işler üzerine düşündüğünü söylüyor. Vitória’nın sessiz emeğini bu kadar incelikle aktarabilmesinin arkasında bu deneyimin izleri var gibi duruyor.@_sayfayolcusu_

21.10.2025

Genelevde çalışan kadınların yaşamlarını, onların dünyasına temas ederek, hatta o dünyanın içine sızarak aktarıyor yazar.

Bir romandan ziyade senaryo taslağı gibi ilerliyor. Bu bir eksiklik değil, tam tersine ritmini, görselliğini ve çarpıcılığını arttıran bir özellik olmuş. Zaten 1985 yılında Sinan Çetin tarafından da 14 Numara ismiyle sinemaya uyarlanmış olması bunu doğrular nitelikte.

Kitap, ilk kez 1978’de yayımlanmış. Satır aralarında o dönemin İstanbul’una, toplumsal yapısına dair küçük ama etkili yansımalar yakalamak mümkün. İçerik bakımından Trainspotting’i andırıyor. Her iki kitap da toplumun dışladığı, yok saydığı dünyaları görünür hale getiriyor. Gölgeye itilen hayatlar, tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıkıyor. Tek eleştirim, kitapta yer alan argo ve küfürlerin sansürlenmiş olması. Bu tercihle birlikte anlatının içindeki gerçeklik duygusu, özellikle bazı anlarda askıya alınmış gibi hissettirdi bana.@_sayfayolcusu_

21.10.2025

İran asıllı Amerikalı genç şair Cyrus Şems’in anlamlı ölüm var mıdır sorgulamalarını, alkol bağımlılığını, kişisel travmalarını, geçmişin gizemlerini araştırma sürecini anlatıyor. Kitapta yok yok! Savaşta yaralı askerlerin kendilerini öldürmemeleri için melek kılığında dolaşan askerler, tavuk çiftliğinde çalışan baba, Amerikan ordusunun düşürdüğü yolcu uçağında hayatını kaybeden anne ve ölümünü müzede bekleyen bir sanatçı…

Kitap, öğretmenlik ve editörlük yapan yazarın hayatından izler taşıyor.Bir röportajında babasının gerçek bir tavuk ve ördek çiftliğinde çalıştığını, kendisinin ise alkol bağımlılığıyla mücadele edip 10 yıldır “ayık” olduğunu paylaşıyor.Yani kişisel deneyimlerini kurguyla harmanlıyor bu romanında.

Kitabın adı önce “The BookofMartyrs.docx” olarak düşünülmüş. Ancak “Şehit!” kelimesinin taşıdığı güçlü anlam, eserin nihai başlığı olmuş.

Kitabın sonuna doğru olan şeyleri çooook klişe bulsam bile, özgün bir şeyler okumak isteyenler kaçırmasın derim.@_sayfayolcusu_
21.10.2025

Fransız yazar André Maurois’in 1928’de yayımlanan İklimler romanı, okuduktan sonra zihninizde kira vermeden yaşamaya devam eden bir eser.

Roman iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Philippe ile Odile’in, ikinci bölümde ise Isabelle ile Philippe’nin ilişkisini okuyoruz. Maurois, bu iki farklı ilişki üzerinden aşkın farklı “iklimlerini” gösteriyor, idealize edilmiş aşk ile gerçek aşk arasındaki farkı da açığa çıkarıyor. Yazarın psikolojik çözümlemeleri ve keskin gözlemleri, kendisine hayran bıraktırıyor.

İklimler, aşkı, ilişkileri ve duyguların iniş-çıkışlarını okumak isteyenler için adeta bir başucu kitabı. Hatta istemeyenlerin bile kendini sayfalarına kaptıracağı türden.

Arka kapak yazısı kitabı “en güzel aşk hikâyelerinden biri” olarak tanıtıyor. Bana göre bu tanım, romanın özünü yansıtmıyor. Bence bu kitap, aşkı anlamak için yazılmış en güzel çözümlemelerden biri.

Okuyan pişman olmaz, okumayan eksik kalır. @_sayfayolcusu_