Toplam yorum: 3.285.275
Bu ayki yorum: 6.801

E-Dergi

econozzy Tarafından Yapılan Yorumlar

21.10.2001

Güney Asya’dan esen serin rüzgârlara tutunup ülke sınırlarını aşabilen isimler, zihniyet dünyamıza koyu gölgelerle bezeli bilgelikler armağan etmekle kalmıyor; ruhumuzu da, içine yatırılacak bal bulamamış kesik şehzade kellesine çeviriyor adamakıllı. Bunun son örneği “Dert Yorumcusu” adlı kitabıyla Amerika’nın bütün saygın ödüllerini isminin hizasına yazdırmış bulunan Jhumpa Lahiri. “Ben kendilerini tam olarak ifade edemeyen insanları anlatmayı seviyorum” diyen ve küçük ayrıntılardan yola çıkan Lahiri, bir iğne oyası veya kaneviçe işler gibi özenilmiş hikâyeleriyle sarıp sarmalıyor kapısını çalan okuyucuyu. Elbette siz bilirsiniz ama bu hüzünlü şöleni kaçırmasanız iyi olur...
21.10.2001

Şair, “Kadını keskin bıçak, taze kan gibi sıcak” derken, Cevriye gibi birilerinin yaşadığı bir dünyadan söz ediyordu büyük ihtimalle. O Cevriye ki, “Fosforlu” olduğuna yanmadı ömrü boyunca da, uğruna bileklerine dövmeler yaptırıp İstanbullu’un diline düştüğü hayırsız sevgilisinin vefasızlığına gönül koydu ve usulca bıraktı zayıf bedenini Boğaz’ın kendi gibi yakamozlu sularına.
21.10.2001

Erik Orsenna’nın “Dokuz Gitarda Dünya Tarihi”nde değişik bir sürpriz bekliyor okuyucuyu. Bir “kapalı ruhlar müzesi” telâşıyla bir köşeye yığılan binlerce gitardan dokuzunu seçmek, o kadar kolay iş olmasa gerek.
21.10.2001

Biz onu Julian Barnes ismiyle de sevmiştik zaten. Karşımıza Dan Kavanagh olarak çıkınca hafif tertip bozulsak da pek fazla yadırgamadık bu nedenle. Edebiyatın bir oyun olduğunu düşünürseniz, çok fazla yadırgayacak bir şey de yok esasen. Ancak, meslekten kovulduğu için dedektiflik işlerine bulaşan eski aynasız Duffy’nin Londra’nın Beyoğlusu olan Soho’da başına gelenler, nasıl demeli, değme polisiye yazarına şapka çıkarttıracak kadar çarpıcı ayrıntılar ihtiva ediyor. Hele bir masaj salonunda iki kadın tarafından tam da kıvama getirilmişken neler yaşadığını anlatan öyle bir bölüm var ki, ne siz sormuş olun, ne de biz sözünü etmiş olalım...
21.10.2001

Yazar, felsefi akıl yürütme adı altında, aslında bir inanç meselesi olan ateizmi sanki duru aklın varması gereken nihai bir sonuç gibi ortaya koyuyor. Tipik aydınlanmacı tavır: Aklın kutsallaştırılmasıyla modern dogmaların doğrulanması.