Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

econozzy Tarafından Yapılan Yorumlar

21.10.2001

“Genç kadın, mesleğindeki başarı ve dengeyi, biraz da İsveçli diş doktoru kocası Petter Lindström ve kızı Pia’yla huzur içinde yaşadığı özel hayatına borçluydu. Beş altı yıl daha süren bu örnek aile tablosu, 1948 yılının bir ilkbahar akşamı yaşanacak olaydan sonra altüst olacaktı. Ingrid, akşam eşiyle sinemaya gitmişti. Bilinmeyen, duyulmamış bir İtalyan filmi olan ‘Roma Açık Şehir’ dikkatlerini çekmişti. Film Ingrid’i son derece etkiledi (...) Sinema çıkışında afişin önünde durmuşlar, Ingrid eşine, ‘Petter, filmin rejisörü kimmiş acaba? İsmine bakalım!’ demişti.
Rejisörün adı, Roberto Rosselini’ydi. Bu ismi taşıyan adam yüzünden Ingrid, eşini ve kızını terk edip İtalya’ya gidecek, Rosselini’nin filmi ‘Stromboli’de oynayacak, Hollywood tarafından afaroz edilecek, İtalyan yönetmenle evlenip ondan çocuk sahibi olacak ve tam sekiz yıl Amerika’ya dönmeyecekti (...)
Bu fırtınalı aşk, beş altı yıl sonra küllendi. Rosselini bu kez bir Hintli kadına kör kütük âşık olup Ingrid’i bıraktı. İlk karşılaşmamızdan birkaç yıl sonra Ingrid’i tekrar gördüm. O da, bir tiyatro prodüktörü olan Larb Bchmit adında bir İsveçliyle evlenmişti (...) Mesleğindeki başarıyı, özel yaşamında görmek Ingrid’e nasip olmamıştı. Lars Schmit’le olan birliktelikleri on iki yıl sonra sona ermiş ayrılmışlardı. İki kocası da, milyonlarca insanın hayran olduğu bu ilginç ve güzel kadına başka kadınları tercih ederek onu terk etmişti!”
Dünyanın en hüzünlü güzelliklerinden birini, aynalar kadar aşklarına da taşıyan Ingrid Bergman’ın kendi ağzından dinlediğini öyküsünü böyle anlatıyor Güneş Karabuda. Casablanca filminde Bogart’ın, deyim yerindeyse münasip bir yerine taş basarak Naziler’den kurtardığı Bergman’ın, kişisel tarihinde Rosselini tarafından terkedildiği öğrenince bir tuhaf oluyorsunuz olmasına ama Kurt Vanegut gibi, “Hayat bu!” demekten de kendinizi alamıyorsunuz işte...
21.10.2001

ÖSS'ye hazırlıkta zoru sevenlerin tercihi olan Güven-Der'i sadece ve sadece zoru sevenlere tavsiye ediyorum..Çok gereksiz konularda ve gereksiz zorluklarda hazırlanan bu kitabı yukarıda da dediğim gibi zoru isteyenlere öneririm.
21.10.2001

Son günlerin en popüler terimlerinden biri strateji. ABD’nin karşı karşıya kaldığı terörist saldırının ardından, başta terörzede ülkeler olmak üzere her devletin kendi savunma yapısında, medya organlarında, hatta sıradan insanların konuşmalarında, yeni stratejik öngörüler ortaya konmaya başladı. Gazetelerde, televizyonlarda, radyolarda, internet sitelerinde, stratejist olarak adlandırılar kişiler, saldırının şekli ve saldırı sonrası olası gelişmelerle ilgili değerlendirmeler yaptılar. Yani strateji üzerine kafa yormak en gündemde olan uğraş bugünlerde.
Araştırmacı M.Tanju Akad’ın birkaç gün önce çıkan kitabı ‘Strateji üzerine’ de işte tam bu kavramı incelemeye alıyor. Savaş, savaş tarihi, stratejinin önemi, şiddet ve şiddetin bir araç olarak kullanımı Akad’ın kitabında geniş yer buluyor.
Kitapta öncelikle strateji’nin tanımları yapılıyor. Örneğin en kısa ve geçerli tanım olarak verilen örneğe göre “strateji güç veya güç kullanma tehdidiyle ve başka unsurların desteğiyle politik hedeflerin elde edilmesi, güç unsurlarının hazırlanması.”
Tanju Akad kitabında tarih boyunca yapılan savaşlarda ve diplomatik sorunların olduğu zamanlarda strateji hesaplarından örnekler veriyor. İnsanların alet kullanmaya başladığı dönemden günümüze kadar çeşitli dönemlerdeki savaş ve gerilimlerde hangi yöntemlerin kullanıldığı, ekonomik ve siyasi gelişmelerin stratejiler üzerinde nasıl rol oynadığına kadar pek çok ayrıntı yer buluyor çalışmasında.
20.10.2001

İlk romanı "Ve Veya Belki"'nin -kadın erkek ilişkilerinin sorgulanması anlamında- devamı sayılabilecek "Evet, Ama, Sanki", yine İmge yayınları tarafından hazırlanmış. Meltem Arıkan, 1968 doğumlu. 1986'da üniversite eğitimini tamamladıktan sonra kendi deyişiyle, iş yaşamı ve evlilik gibi herkesçe yerine getirilen zorunluluklara uymuş. 1992 yılında ise herkesten farklılaşarak edebiyat dergilerinde yazmaya başlamış ve 1998'de ilk romanını yayınlamış.

"Evet Ama Sanki", bir iç monologla başlıyor; "Anılar, anıları kovalerken, ben zamanlarımı yitirdim. Evrenin zamanını, biyolojik zamanımı, toplumsal zamanı.. Zamanlarım artık kesişmiyor ve ben yitiyorum sanki... Doğallığa açım(...) Sıfır noktasındayım, yok olmanın kıyısında belki de yok olmuşlar yokuşunda". Duygusal çöküntüsüne tanık olduğumuz kişi, "O"nu izleterek kendini özgürleştirebileceğini düşündüğünde, romanın esrarengiz öyküsüne atıyor adımımızı; işyeriyle, sevgilisiyle ve hayatla sorunlu gazeteci Seçkin, heykeltraş Ilgım Halit'i izlemesini teklif eden bir imzasız bir mektup alır. Zengin bir adamla evlidir kadın ve Seçkin'e kadının villasının karşısındaki bir evde ihtiyacı olan her şey hazırlanmıştır. Seçkin, hayranlık duyduğu bu genç ve güzel kadını izlemeyi kabul eder.

İzlemenin her aşamasını kaydeden ve her görüntü ile kadına biraz daha bağlanan gazeteci, mesleği gereği girip çıktığı çevrelerde Ilgım Halit'le tanışmayı da başarır. Dahası, kadının evine, atölyesine davet edilir. Aralarındaki tensel ilişki -beklenildiği üzre- gecikmez. Bu andan sonra, Seçkin, sürdüremez kendisini kiralayan kişiye Ilgın ile ilgili raporlar vermeyi. Parayı ve anahtarları iade ettiğinde, olayı çözümleyecek olan mektup ve buluşma anı gelir.

Merakımızı uyandırmayı da amaçlayan polisiyelere özgü bir kurgusu var romanın. Paul Auster romanda, Coppola ve Brian De Palma sinemada kullanmıştı bu "izlenen izleyici" süprizini. Meltem Arıkan'ın yöntemi onlara benziyor ama amacı farklı. Arıkan, kadın ve erkek ilişkisinin doğasını bulup çıkarmağa çalışıyor. Bu nedenle, John Berger'in "Görme Biçimleri" incelemesinde çok zengin bir biçimde ele aldığı "bakmak", "bakılmak", "izlenmek" gibi kavramları, bir kadının bakış açısından ele alıyor, Berger'in incelemesini romana uyarlıyor bir anlamda.

20.10.2001

İstatistik bilimini Türkiye'de geç kullanılmaya başlanmasından dolayı İngizice karşılıklarından dilimize yapılan çeviriler pek de başarılı olmuyor.Eğer yabancı dille eğitim veren bir üniversitede iseniz bu kitabı öneremeyeceğim.Ancak eğitim dili Türkçe olan üniversitelerde öğrencilere fayda sağlayabileceği kanısındayım..