Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

econozzy Tarafından Yapılan Yorumlar

15.10.2001

Yazar kitabında, 21. yüzyıla girerken Türkiye’nin toplumsal yapısını ve değişmesini dış dünya, ideoloji ve sınıfsal gelişme öğelerinden oluşan toplumbilimsel bir model olarak ele almış, tarihsel .çözümlemesini.yapmıştır.

Yazar, ülkede yaşanan sorunlara ve tarihsel perspektifte siyasal ve ekonomik oluşumlara bilirli bir ideolojiden değil, objektif olarak.toplum .bilimi.ile.yaklaşmıştır.

Kitapta 21. yüzyılda karşılaşacağımız muhtemel sosyo-ekonomik problemler ve bunların çözüm yolları ile ülkenin gerek kendi iç dinamiklerini gerekse dış öğelerin dayatacağı oluşumlar ve bunların siyasal ekonomi etkilerini bir anlamda öngörü .olarak. bulmak. mümkündür.
15.10.2001

Vedat Türkali'nin bu son eserini bir olay hikayesi biçiminde yorumlayabiliriz.Çehov tarzı bir hikaye örgüsü ve aşırıya kaçan durum betimlemeleri ile okuyucuyu ye yer sıkan bir eser ortaya çıkarmış.Ancak Vedat Türkali'nin okuyucu kitlesi zaten bu tip bir betimleyici kurguya alışkın olmalı...
15.10.2001

Medeniyetler Savaşı, her şeyden önce, içinde yaşadığımız çağın kendine özgü yanlarını nasıl anlamamız gerektiğine dair bir açıklama modeli sunmaktadır bize. Tıpkı yaşadığımız gerçekliği 'tarihin son bulmuş" olduğunun göstergeleri istikametinde okuyan "Tarihin Sonu" tezi gibi. Ama daha önemlisi bu tez. tıpkı aynı gerçekliği modernizmin krizi, modernizmin sonu, geç kapitalizmin mantığı, postmodern bir dönemin başlangıcı veya modernizmin daha bir radikalleşmesi, düşünümsel modernliğin başat olması şeklinde tanımlamaya girişen açıklama çevrelerinin eşliğinde düşünülmesi gereken bir çerçeve gibidir. Huntingon'un açıklama modelinin, sosyolojik bir analize medeniyet kavramını konu etmekle sosyolojik teamüllere aykırı davrandığı söylenebilir. Sosyolojik uylaşımlarda sınırları kesin kesin hatlarla çizilemeyen muğlak bir deyim olarak karşılanmış olan medeniyet kavramına odaklanmanın neredeyse zorunlu olarak ihmal etmek zorunda olduğu bir çok boyut vardır. Örneğin Huntington, sınıfların varlığını ve bunların ekonomik hayatta oluşturdukları gerilimleri ve bunların kimi zaman medeniyetler üstü teşekküllerini görmezden gelmektedir.
Aynı şekilde modernleşme teorilerinin göz diktikleri bir çok kültürel ve sosyal gelişmenin açıklamasını da ihmal etmiş gözükmektedir. Aslında kendisi bu ihmali tercih ettiğini söyleyerek, kendi görüşündeki daralmayı haklılaştırmayı denemektedir. Kendi görüşünü paradigmalar kulvarında değerlendirdikten sonra, sözkonusu ihmali ancak görülmesi gereken başka sorunları görünür kılmak için tercih ettiğini rahatlıkla söyleyebilecektir. Körfez savaşı, Cezayir olayı, Bosna soykırımı, Salman Rüşdi olayı gibi durumların ne sınıfsal ne de modernleşme bakış açılarından açıklanabilecekleri gözönünde tutulduğunda, haksız görülmeyebilir de. Ancak burada görülmesi gereken ve bu derlemedeki bir çok yazının işaret ettiği gibi, Huntington bütün bu haklılığını böylesi bir yola sapmış olmanın doğal sonucu olarak, Batı merkezli oryantalist bir bakış açısını daha da pekiştirmek için istihdam etmektedir. Dolayısıyla bu haklılık, masum bir nesnel geçerlilik iddiasıyla yetinmemekte, batıya karşı muhtemel herhangi bir uygarlık seçeneğine karşı, Batılıların şiddet kullanımı da dahil, her çeşit tedbire başvurumunun anlaşılır kılınmasında işe koşulmayı zımnen hatta yer yer açıkça kabullenmektedir. Murat Yılmaz'ın hazırladığı bu derleme, Huntıngton'un tezini ayrıntılarıyla açıkladığı bir makaleyle üç mülakatın yanıısıra, bu öneriyi bir çok bakımdan enine boyuna tartışan yazılardan oluşmaktadır.
15.10.2001

"Tartışmanın yaratıcılığına inanıyordum...
"Yalnız karşıtım saydığım kimselerle değil, yandaşım saydığım kimselerle de çok tartıştım. Değer verdiğim insanların yanlış bulduğum düşüncelerine, davranışlarına değinmekten hiç geri kalmadım."
Böyle diyor Memet Fuat... 1950'lerin ilk yıllarından beri düşüncelerini sürekli tartışmalarla ortaya vurmuş, sağduyunun sesi olarak görülmüş bir yazar...

Bu kitapta, aralarında Oktay Akbal, Çetin Altan, Melih Cevdet Anday, Nurullah Ataç, Ahmet Ateş, Enis Batur, Adnan Benk, Asım Bezirci, Salah Birsel, Tarık Buğra, Cemal Süreya, Demirtaş Ceyhun, Bedrettin Cömert, Hüseyin Cöntürk, Aydın Çubukçu, Yıldız Ecevit, Bülent Erkmen, Fethi Naci, Orhan Hançerlioglu, Selahattin Hilav, Selim İleri, Attila İlhan, Mehmet Kaplan, Onat Kutlar, Mehmed Kemal, Yaşar Nabi Nayır, Behçet Necatigil, Aziz Nesin, Ümit Yaşar Oğuzcan, Kemal Özer, Adnan Özyalçıner, İlhan Selçuk, Kemal Sülker, Haluk Şahin, Ömer Faruk Toprak, Nurer Uğurlu, Buket Uzuner, Hıfzı Veldet Velidedeoglu, Yaşar Kemal, Hilmi Yavuz, Can Yücel de bulunan altmıştan fazla yazara karşı Memet Fuat'ın yazdığı tartışma yazıları yer alıyor.
15.10.2001

2000 yılında Gelibolu'yu ziyarete gelen genç bir Yeni Zelandalı kadın (Viki), Çanakkale Savaşı gazisi bir Türk'ün aslında kendi büyük dedesi olduğunu iddia edince ülke çapında bir skandal patlar.
1985 yılında eceliyle ölen ve Çanakkale'de çok sevilen, saygın bir Türk gazisinin aslen bir Anzak askeri olduğu iddiası, Birinci Dünya Savaşı'nın Çanakkale cephesinde birbirine karşı savaşan ülkelerin diplomatlarını, asker ve tarihçilerini de kapsayan uluslararası boyutta büyük bir polemiğe yol açmıştır.

Bu sırasa Gelibolu'da büyük dedesinin izlerini aramaya gelen Yeni Zelandalı kadın, kendi büyük dedesi olduğunu iddia ettiği Türk gazisinin yaşayan tek çocuğu, yaşlı kızının (Beyaz Hala) evine misafir edilmiştir. Gelibolu'da bilgeliği, deneyimleri ve babasına duyulan saygı nedeniyle çok sevilen yaşlı köylü kadın, babasının Çanakkale Savaşı sırasında yazdığı mektupları, yabancı genç kadına verir. Genç kadın da büyük dedesinin aynı tarihlerde, aynı yerden evine yazdığı mektupları yanında getirmiştir.

Roman ilerledikçe okurun da bir dedektif gibi katılacağı iz sürme serüveni, tez-antitez ekseninde milliyetçilik, emperyalizm gibi konular üzerinde cesur ve farklı bir yolculuğa çıkarken, sekiz buçuk ayda 500.000 genç insan hayatının yok olduğu, Türk ve dünya tarihi açısından çok önemli sonuçlara neden olan Çanakkale Savaşları'nın insani ayrıntıları da gün yüzüne çıkmaktadır.

Yaşlı köylü kadının İstanbul'da yaşayan avukat sorunu (Genç Ali Osman), büyük ninesini ziyaret için Gelibolu'ya gelince, yabancı kadın uzak akrabası olduğuna inandığı bu genç adamın tarihi yeniden okumak, yeniden yorumlamak tezleriyle, karizmatik albenisi arasında sıkışır, bocalar. Aralarındaki duygusal gerilim, her ikisinin de büyük dedelerinin aynı savaşta birbirlerine karşı savaşan iki düşman asker mi, yoksa bir Türk askerinin şehit olmadan önce tesadüfen kurtardığı, aklını kaçırmış bir Anzak askeri miolduğu sorusuna yoğunlaşmalarını güçleştirir. İki gencin Büyük dedelerinin izlerini sürerken yaşadıkları aşk, romanın can alıcı gizemini çözmekte beklenmedik açılımlar yaratır. Ve geldikleri noktada evrensel bir soruyla karşılaşırlar: Eğer aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olmuşsa, 21. y.y. insanlığı bunu kabul edebilecek kadar gelişmiş midir? Yoksa bazı sırlar sonsuza kadar korunmalı mıdır?