Bir yazarın gerçekçiliği ile klasik gerçekçi anlatım tarzı sık sık birbirine karıştırılır. Tarihsel, toplumsal ve siyasal olayların edebiyata yansımasına gerçekçilik diyoruz ama bu gerçeklerin edebi metne mutlaka hayatta olduğu gibi yansıması gerçekçiliğin tek yöntemi değil. Kafka'nın allegorileri, Poe'nun kabusları, Tolkien'in fantazileri de bir gerçeği yansıtır; bazen doğalcı yazarların gerçekçi tasvirlerinden çok daha çarpıcıdır onların gerçeküstü dünyaları!
Bir çok yazar, insanlar arası ilişkileri, olayların ardındaki çelişkileri ve gerçekliği, yanılgıyı da işin içine katarak mizahi bir uslupla anlatılır. Soğuk yani ironik bir tarzdır bu. Hem gülümser hem de irkiliriz. Ersan Üldes de bu yöntemi seçmiş. Çırağına karşı giriştiği şiddet ve tiksinti dolu tacizini mazur göstermek için bütün yılışıklığı ile geveleyen market sahibi ve onun, medyanın da katılımı ile giderek komikleşen öyküsü, okuyucu için bir trajediye dönüşüyor. Adaletin tükendiği, güçlünün zayıfı ezdiği bir toplumsal düzen çırılçıplak görünüyor komik olan durumun ardından.
Romanda yer alıp adı ile anılan yalnızca Ahmet var. Belki tüm karakterler arasında olduğu gibi yaşayan, başka kimliklere bürünmeyen bir tek o olduğu için. Diğerleri ise; "yazar, kadrolu, güzellik, parmak yalayıcısı, onikilik, avukat, cinaslı kafiye" gibi nitelemelerle ve niteliklerine uygun kişilikleriyle boy gösteriyorlar. Adlandırılmamışlar çünkü bireyleşememişler. Tek bir özellikleri ile yaşayan derinliksiz kişiler bütün bu insancıklar.
Romanın "Hukuk Kuşu" bölüm başlığı altında anlatılanlar ise hiç bir mizah içermiyor. Yazarın bir askerin ağzından naklettiği Siirt kırsalında yaşananlar, son yıllarda güney doğudaki savaşa dair edebiyata yansıyan en kanlı sahneler..! Ne var ki, kısa bir romana, bu coğrafyada olup biten hadiselerin birden fazlasını sığdırmak oldukça zor. İnsani, toplumsal ve kurumsal ilişkilerin, medyanın ve adaletin giderek yozlaşmasını, hem devletin bireylere hem de bireylerin birbirine karşı giriştiği şiddetin ürkütücü boyutlarını sergilemek isteği, sözkonusu toplumsal görüntülerin derinlerine inilememesine neden olmuş. Ancak, şaşırtıcı bir akıcılığı, anlatmak istediklerini kolaylıkla ifade eden canlı bir dili var Ersan Üldes'in. Benzetmeler, imgeler ve nitelemelerle zenginleşen kişi ve durum tasvirleriyle; gülme, kızgınlık, tiksinti, dehşet gibi duygularımızı etkiliyor ve yaşadığımız coğrafyada oynayan bu korku fimi hiç bitmeyecek mi sorusunu sorduruyor; "mümkün müdür bu azgın, bu göz gözü görmez gidişatın önüne geçmen?". Ersan Üldes, sona geldiğinde biraz umut da katmak istemiş metnine; "bunu zaman gösterecek" sözleriyle yanıtlıyor soruyu.