Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

econozzy Tarafından Yapılan Yorumlar

10.10.2001

Beyzbol tutkusu öykünün de başlama nedeni oluyor. Çünkü, detektifin aynı kolejde okuduğu ünlü bir beyzbol oyuncusunun başı derttedir. “Amerikan rüyasını” kanıtlar bir tarzda efsaneleşen, “gerçek olamayacak kadar kusursuz bir kahraman”; George Chapman, geçirdiği trafik kazası sonucu ayağını kaybetmiş, ancak bu kez kendisine yönelen sevgiyi politika alanına taşımıştır. Karısı ile birlikte medyanın sürekli ilgi odağıdır Chapman. Max Klein’ın ağzından Paul Auster, beyzbolcunun yükselişini sağlayan ideolojik şekillenişi; “Amerikalılar ünlülere taparlar; ama yeniden nam salan eski şöhretlere daha çok taparlar. Yetenekli ve güzel olanlar her zaman hayranlık uyandırır; ama onlar bizden biraz uzakta, gerçek dünyaya hiç bir zaman değmeyen başka bir alemde yaşarlar. Trajedi bir yıldızı insanlarla daha eşit düzeye getirir; onun da bizler gibi incinebilir, bizler gibi kırılgan olduğunu kanıtlar ve o yıldız kendini toplayıp yeniden sahnedeki yerini aldığı zaman beynimizde, gönlümüzde özel bir yer kazanır” biçiminde analiz eder romanında. Bu sevilen sima, şimdi ölümle tehdit edilmektedir. Avukatının tavsiye ettiği isim de Max Klein’dir tabii ki...

10.10.2001

Elbette her bir roman kişisi farklı duygularla, farklı amaçlarla adımlıyor Ankara’yı. Tanıtım metninde ifade edildiği gibi; “birinin öyküsü sürüp giderken, bir hayat devam ederken, oralarda bir yerde gezen bir başkasına, “öteki” hayatlara ilişiyor gözümüz. En derin, en gizli, hem de en sıradan öyküler bunlar. Öyküler örüldükçe sesler, görüntüler, hareketler, insanlık halleri çoğalıyor. Hiç bir ses, hiç bir görüntü bir diğerini örtmeden, boğmadan, birbirine ilişmeden... birbirine destek de olmadan”.

İlk bakışta, toplumsal yaşamın bir anını savruk bir kurgu ile ve herhangi bir toplumsal meselesi yokmuşçasına, nasılsa öyleymişçesine yansıtır görünen “Herkes Herkesle Dostmuş Gibi”, toplumun parçalanmış, atomize olmuş, kendine kapanmış yüzünü irkiltici biçimde açığa çıkarıyor. Mesela, askerde kaybolan oğlunu arayan bir adamın merceğinden o anın tasvirini; “Farkında değiller. Yemek yiyorlar, güneşten yararlanmak istiyorlar, bankamatiklerden para çekiyorlar(kendisi de çekse mi acaba), alışveriş yapıyorlar, kimliklerini kaplatıyorlar(aldı mı sonra kimliğini, almış), manav tezgahlarına bakıyorlar, turşu suyu içiyorlar, ellerini sallayarak, bağıra çağıra konuşuyorlar(oğlu, oğlu), at yarışı oynuyorlar, çöpleri karıştırıyorlar ve başka ne yapar ki insanlar. Farkında olmadan ne yaparlar?” cümleleriyle yapıyor Bıçakçı.

10.10.2001

Fatma Gürel, Edremit'te geçen bir aşk öyküsü anlatıyor bize. Kasabanın gözde bekarı doktor Kemal'in, Ekim devriminden kaçıp Türkiye'ye sığınan bir Rus ailesinin kızı Maria'ya duyduğu aşk, çevrelerindeki kişilerin -Pervin, Katia, Müzik Öğretmeni Niyazi, Halk evi başkanı Avukat Tahsin, Tahsin'in karısı Muazzez, Gazeteci Ziya, Üsküdarlı Hocanın kızı Saadet gibi kasaba sakinlerinin- ağzından aktarılıyor. Maria da ilgisiz değildir Kemal'e karşı. Ancak, Kemal'in annesi, oğluna hayran onca varlıklı Müslüman Türk kızı varken- pek memnun kalmaz Rus gelin adayından. Kemal ve Maria, Halkevi çalışmalarını birlikte sürdürürler ve aralarındaki yakınlaşma artar. Kemal'in çevre baskılarına aldırış etmeye de niyeti yoktur ama Maria ailesi ile birlikte Fransa'ya gitmeyi ve müzik eğitimini ilerletmeyi tercih eder. Türkiye'de bir yabancı olduğunu düşünmektedir çünkü.
10.10.2001

Harap olmuş, su ve gıda kaynakları azalmış, virüsün yeniden ölüm saçma tehlikesini her an ensesinde hisseden dünyada, Birleşik Federasyonlar Parlamentosu'nun uzayda yeni yerleşim yerleri arayışı sürerken, insanlar -zorunlu olarak- komünal bir düzen içerisinde yaşamayı seçmişlerdir. Kuzeydeki Nordzest kentinde bilimsel faaliyetlerde bulunan "Soğuk İstasyon"daki iki intihar vakasını araştırmaya memur edilen genç bir adamın, bu soğuk kentteki tek sığınak olan "Ennonia" oteline gelmesiyle başlar hikayemiz. Polisiye severleri de hemen kendisine çekiveren bir muamma söz konusudur sanki. Ancak ilk bir kaç bölümün ardından, polisiye yanı kalmaz anlatının, Kafkaesk bir atmosferi solumaya başlarız.

Zordur Kafka'nın karakterlerini hatırlatan genç adamın işi; otelde kalanlar ve rapor vermek zorunda olduğu Nordzest kenti bürokratları ilgi göstermez bu gizli servis ajanına. Çaresizlikle kapı kapı dolaşır "Soğuk İstasyon"a ulaşmak için. Bir çok kez, açılan telefonlardan hışırtıdan başka bir ses çıkmaz.Rastladığı tiplerin hemen hepsi garip tavırlar içerisindedir ve anlamsız konuşmalar yaparlar genç adamla. Otelin kendisi de bir gariptir. Tam bu sırada, 475 numaralı odadan başka bir boyuta geçiverir.

Romanın bundan sonrası, -tıpkı Solaris gezegeni gibi- canlı bir organizmaya dönüşen Ennonia otelinin labirentleri ve bu labirentlerde kendisini ve hayatı yeniden keşfeden gizli servis ajanının araştırmalarına ayrılmış. Mehmet Açar, kahramanını çeşitli zaman dilimleri arasında dolaştırırken, hem intihar vakalarına, hem de Ennonia otelindeki sırlara bir açıklık getiriyor
10.10.2001

Deliliğin Dağlarında"yı daha iyi anlamak için "Cthulhu'nun Çağrısı"nı da okumak yerinde olur. Çünkü öykülerini dayandıracağı bir mit yaratmaktadır Lovecraft. Kendisine bir sahicilik yaratacak dökümanları, metinleri, tarihsel gelişimi ince ince dokumağa başlar; tıpkı günümüz post-modern edebiyatında olduğu gibi metinlerarası göndermeler kullanır. Lovecraft'ı daha iyi anlamak ve sevmek için, onun milyonlarca yıl önce dördüncü boyuttan gelip güneyin derin denizlerine yerleşen yeşil renkli ahtopotumsu yaratıklarını ve yüce eskilerini; bu eskilerin varlığını haber veren Arap Abdul Alhazred'in 730'da yazdığı "Necronomicon"'unu; ölüler kitabı anlamına gelen "Necronomicon"un günümüze kadar geliş serüvenini; "Rleyh Kitabı", "Dzayn Kitabı", "Hasan'ın Yedi Şifreli Kitabı" ve "Dhol Şarkıları" adlı diğer yasak metinlerini bilmek gerekir; anlaşılacaktır ki, onun dünyası bir başka boyuta aittir.