Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
emrekardas Tarafından Yapılan Yorumlar
'Türk Milletinin uygarlığını koruması açısından önemli sınavlarından biri olan Kurtuluş Savaşının ismi yer alan, yer almayan birçok kahramanının mücadeleleri, o dönemin siyasi olayları yılların araştırmacılık birikimiyle tiyatral olarak ustaca yansıtılmış. Yakın tarihi algılayabilmek için mutlaka okunması gereken bir kitap.'
Haşmet Babaoğu’nu önceleri koyu Beşiktaşlı spor yorumcusu olarak biliyordum. Sonraları Sanat eleştirmenliği yaptığını da öğrendim. Ancak bu kitabı okuduktan sonra anladım ki hepsinden de öte tam bir aşk adamı.
Kitabın ilk sayfaları pek de çekici gelmedi bana. Fakat sayfalar ilerledikçe kendi yüreğimden de birçok şey bulduğum, duygu dolu hayat hikayeleri çıktı karşıma. Sizin de bana katılacağınıza eminim.
Çanakkalede Yiğitliğin ve Mertliğin destanı yazan, Esir aldığı yabancı askerlere kendindenmiş gibi davranan, kendisi yaralıyken bile düşman askerine öncelik veren bir Mehmetçik ve Kuva-i Milliye ruhu vardı. Bir İngiliz Genel Kurmay Başkanı "Ben Türk askeri sayesinde Genel Kurmay Başkanı oldum. İngiliz askeri yasalarına göre savaşta esir düşen askerler vatan haini ilan edilir. Türkler bana esir muamelesi yapıp beni üslerime esir alınmış olarak gösterselerdi bugün burada olamazdım" diyor.
Bu kitapta "Onlara çok şey borçluyuz" diyerek yıllarca üzerlerinden siyaset yaptığımız, ancak sahip çıkmayıp çok düşük maaş bağladığımız, hastalandıklarında kendilerini ve ailelerini yüz üstü bıraktığımız Çanakkale şehit ve gazilerinin savaş anıları anlatılmaktadır. Ayrıca Ulu önder Atatürkün anılarında Conkbayırında savaşırken cephanesi biten askere "Süngü tak" emriyle beraber "Ben size taarruz emretmiyorum, Ölmeyi emrediyorum" sözünü söylerken yaşadığı heyecan ve Nusret Mayın Gemisinin serüvenleri okuyucuları savaşı yaşıyorcasına heyecanlandırıyor.
Hayat Güzeldir...
Yaşamayı sevenler ve en kötü anlarda bile herşeyiyle ona sıkıca tutunanlar için güzel bir cümle.
İclal Aydın yaşadıklarını ve gözlemlediklerini tebessümlü üslubuyla bize yansıtarak adeta bir insanın hayat savaşındaki mücadelesini tek başına ve herşeye göğüs gererek nasıl kazanabileceğini aktarıyor
Romanımızın kahramanlarından kahvehane garsonu Takmaz Niyazinin bir sözüyle başlayayım: "Burası Meşrutiyet Kıraathanesi; müşteriden önce patron gelir". Bu kahvehane her kahvehaneye benzemez. Bu kahvehanenin demirbaş müşterileri devletin ve bürokrasinin üst düzey kademelerinde görev almış, ancak emeklilikten sonra cepleri bir türlü para yüzü görmeyen tarım müdürü, vali, jandarma komutanı vb. yanısıra sağlık memuru, posta memuru, öğretmen emeklileridir.
Emeklilerimiz 1950-60'lı yılların toplumsal, ekonomik ve siyasi olaylarını mizahi biçimde, genelde birbirlerini şaka yollu kızdırarak bize yansıtıyor. Yani mizah yoluyla Türkiyenin o dönemlerin baskıcı yönetimlerinden demokrasiye nasıl geçmeye çalıştığı aktarılıyor.
Her kahvehane köşesinde olduğu gibi burada da insanlar sohbet ederek oturdukları yerden ülkeyi kurtarma teorileri üretiyorlar. Yalnız buradaki sohbetler biraz farklı çünkü;
BURASI MEŞRUTİYET KIRAATHANESİ; HER KAHVEHANEYE BENZEMEZ