Bu kitap II. Meşrutiyet Döneminin olaylarını anlatıyor. O dönemden bugüne doğru şöyle bir bakınca bazı meseleleri hala tartıştığımızı vw hala çözümleyemediğimizi anlamaktayım.
II. Meşrutiyetin ilan edildiği 1908’den bu yana tam bir asır geçti ama hala o dönemdekine benzer çatışmalar yaşamaktayız.
Yazar İslamın, çağdaşlığın ve Türklüğün birbiriyle çelişmeyen, tam tersine iyi değerlendirildiğinde birbirini besleyebilenakımlar olduğunu söyleyerek bir tez ortaya atmış: “ Çağdaş İslam Türklüğü”. Bizse bugün hala “Çağdaş, Laik ve Müslüman Türkiye Cumhuriyeti” olabilme yolunda gerek ABD’ye gerekse Avrupa’ya gereksiz tavizler vermekteyiz.Oysa Ziya Gökalp bütün bunları başarabilecek güçte olduğumuzu keşfedebilmemiz için sağımıza - solumuza bakmak, özümüze uymayan uygulamaları toplumumuza aşılamak yerine önce kendi kültürümüzü, kendi öz değerlerimizi iyice tanıyıp kendimize güvenmemiz gerektiğini söylüyor.
Yazar bir de “radikal değişimci - muhafazakar” çatoşmasından söz ediyor ki biz de bunu bugün “laik - antilaik, ilerici - gerici” tartışmasına çevirmişiz.
Görünen o ki Ziya Gökalp’in kişiiliğini ve fikirlerinihala tam olarak algılayamadığımız gibi makalelerinden de bir satır bile ileriye gidememişiz.
Ziya Gökalp’i ve eserlerini anlamak zorundayız. Çünkü o hem cumhuriyetimizin fikir babası, hem de Atatürk’ün fikir danıştığı, yabancı fikir adamlarını ve çağını çok iyi izleyebilen bir fikir adamıydı.