Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Özgür Ruh Tarafından Yapılan Yorumlar
Kore Masalları okurken en çok hoşuma giden şey, metinlerin hem eğlenceli hem de tarihsel ipuçları taşıması oldu. Kitapta yer alan 24 masal, Kore’nin kuruluş miti olan Tangun efsanesinden bilge vezir Kija anlatılarına kadar uzanıyor. Böylece hem Şamanist kökenleri hem de Çin kültürünün etkisini sezdiriyor.
Şakacı Tokgabi gibi ruhlar, Kore halk inançlarının ne kadar canlı ve mizah dolu olduğunu gösteriyor. Hapşıran Dev Heykel gibi masallar ise Budist tapınak geleneğiyle folklorun nasıl iç içe geçtiğini hissettiriyor.
Kitabı okurken Kore kültürüne yalnızca bir masal yolculuğu olarak değil. Halkın karakterine, korkularına ve umutlarına dair küçük bir pencere gibi bakıyorum. Bu yüzden hem bilgilendirici hem de keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.
Martin Eden beni en çok, bireysel çabanın sınırlarını gösterme biçimiyle etkiliyor. Jack London, Amerikan Rüyası’nın cazibesini anlatırken aslında onun ne kadar kırılgan olduğunu hissettiriyor. Martin’in sınıf atlama isteği, kendini eğitme çabası ve aşkı için verdiği mücadele bir noktaya kadar ilham verici. Fakat hedefine ulaştığında duyduğu boşluk, başarının her zaman tatmin getirmediğini düşündürüyor.
Roman, yükselişin aslında bir kayboluşa dönüşebileceğini hatırlatan hüzünlü bir hikâye gibi. Bu yanıyla Martin Eden, dönemini aşan bir iç hesaplaşma romanı olarak hâlâ güçlü bir etki bırakıyor.
Hasan Sabbah ve Alamut anlatısı her okuduğumda aynı etkiyi bırakıyor. Tarihle efsane arasındaki sınırın nasıl hızla eridiğini görüyorum. Fedailer, cennet bahçeleri, mutlak sadakat… Bir yandan dönemin siyasal karmaşasına dair ipuçları veriyor. Diğer yandan insanın inançla güç arasında nasıl sıkışabileceğini düşündürüyor.
Bu hikâyede beni en çok çeken, Alamut’un yalnızca bir kale değil. Bir zihnin kurduğu dünya olması. Sabbah’ın gücü, askeri kuvvetten çok insanların hayal gücünü yönlendirmesinde yatıyor gibi. Gerçek ile kurgu birbirine karıştıkça Alamut efsanesi bugüne kadar canlı kalıyor.
Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler’de kimliği doğuştan gelen değişmez bir öz gibi gören anlayışı eleştirir. Ona göre insan, tek bir aidiyete indirgenemeyecek kadar çok katmanlıdır. Yaşam boyunca edinilen deneyimler ve tercihler kimliğin asıl dokusunu oluşturur.
Maalouf, kimlikleri “ölümcül” hale getirenin bu çokluğu yok sayan ideolojik kalıplar olduğunu gösterir. Tekil aidiyetlerin mutlaklaştırılması hem bireyi daraltır hem toplumsal çatışmaları besler.
Kitap, kimliği sabit bir etiket değil. Tarihsel ve kişisel katmanların iç içe geçtiği bir süreç olarak ele alır. Bu yönüyle çağımızın kırılgan kimlik tartışmalarına güçlü ve yol gösterici bir bakış sunar.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir adlı eseri, edebiyatımızda bir şehir monografisinden çok daha fazlasıdır. Tanpınar, Erzurum, Konya, Bursa, Ankara ve İstanbul’u yalnızca tarihî yapıları ya da coğrafi güzellikleriyle değil, Türk kültürünün, medeniyet birikiminin ve hayat tarzının aynası olarak ele alır. Bu beş şehir, hem birer mekân hem de zamanın farklı katmanlarını taşıyan birer hafıza mekânıdır.
Tanpınar’ın asıl derdi, şehirler üzerinden kültürün sürekliliğini ve değişim sancılarını tartışmaktır. Onun ifadesiyle, kaybolan değerlere duyulan hüzün ile geleceğe dair iştiyak yan yana durur. Bu ikili duygunun birleştiği nokta ise sevgidir. Erzurum’da millî mücadele ruhunu, Konya’da tasavvufun mistik iklimini, Bursa’da Osmanlı ihtişamını, Ankara’da modernleşme sancılarını, İstanbul’da ise medeniyetin zirvesiyle çözülüşünü bir arada görürüz.