Toplam yorum: 3.322.772
Bu ayki yorum: 50
E-Dergi
Rayihadan Tarafından Yapılan Yorumlar
Eser Tahrîm, Mücâdele ve Mümtehine surelerinin tefsirine dayanıyor. Kadını merkeze alan bu üç sure; bilhassa insanın insanla, insanın topumla ve toplumun toplumla ilişkilerine eğilmesi itibarıyla kılavuz niteliğinde. İslam coğrafyasında kadınların haklarının büyük oranda ellerinden alındığına dikkat çeken eser, olayları tarihsel arka plandan hareketle ve titizlikle yorumlarken günümüzde ilişkilerin nasıl inşa edilmesi gerektiği hususunda bizlere ışık tutuyor. Sorunun kadın erkek sorunu değil insan olma sorunu olduğu ve kadına - bilfiil Hz. Peygamber’in hayata geçirdiği gibi- “sükûnet, muhabbet ve merhamet” temeline oturan bir kavrayışla bakmanın vurgulanışı ne kadar da değerli. Derin insanlık hâlleri, içinizi ısıtan tespitler, tavsiyeler… Onca karanlık tablonun ardından ümit aynanızı parlatıyor yazar. İnsana yani ki kendinize güvencinizi…
Temelde Hicr suresinin tefsiri olan eser, “Allah’ın ayetlerinden yüz çevirip peygamberlerini yalanlayan kavimlerden Semûd”u merkeze alıyor ve kendi mekânlarını taşlı bir beldeye dönüştüren insanların akıbetini anlatıyor. Eserde hicr hayli etkileyici bir metafor olarak karşımıza çıkıyor. Biraz celal, biraz haşyet rüzgârı… En nihayetinde “hicr’den hicret etme cehdini gösterme”nin zarureti. Ötesi umut, huzur, rahmet, feyz. Zihnini ve gönlünü “hikâyet edilen”den hareketle isabetli tespitlere, teşhislere, tedbirlere açanlara tavsiye...
Bir büyüsü var Hz. Mûsâ’nın hikâyesinin. Yolculuk hakikate… Bu nedenle de eşsiz. Rabb’in tecellisine mazhariyet, çöl atmosferi, Hızır'la buluşma, mucizelerle bezeli olaylar… Yazarın cümleleriyle “Bu hikâye kıyâmet sabahına kadar tâlibine dilden dile, gönülden gönüle anlatılmaya devam edecek; yaşadığı çağda içsel yolculuğunda, varlığa bakış vizyonunda ona rehberlik edecektir.”
Eserin “Hz. Mûsâ ile Yürümek” adlı ilk bölümü Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre’nin Takdim’i ile başlıyor. İkinci bölüm “Bir Çöl Hikâyesi”. Bilindik anlatıları bize hayli etkileyici bir derinlikte sunan yazarın dikkatleri hayranlık uyandırıyor. Tekrar tekrar dönüp okumak isteyeceğiniz ve başkalarıyla paylaşma arzusu duyacağınız bir eser. “İlm-i ledün yolcuları”na ise ısrarla tavsiye edilir.
Yıllar önce S. İleri’den duymuştum bu romanı. Neden yeniden basılmıyor serzenişini… O kadar iyi anladım ki şimdi… Başkahraman şüphesiz Kadıköyü ki eser bu yönüyle de cazip ve nadir. Türlü türlü hâllere, geliş gidişlere, değişimlere şahit Kadıköyü. Roman serüvenimizin erken bir döneminde bir edibenin İstanbul’un bir semtine/sosyal hayatına ayna tutuşu hayranlık uyandırıyor. Ayna tuttuğu zümre/yedi genç ise değişim rüzgârına semt gibi hayli açık. Bocalayışları da bu yüzden ya. Eserin, bireyi ele alışı bir yana anlatım teknikleri, derinliği, kısaca edebî yönü dönemi için gerçekten dikkate değer. Yazarın Almanya’daki eğitim sürecinin de katkısı belki. Öte yandan içli kadın ruhu, gençlik aşkları... Tanzimat sonrası buhranımızın bütün izleri. Ya o kına gecesi, ne canlı... Bir yanda ince saz, bir yanda cazbant, bir odada namaza durmuş teyzeler, diğerinde poker karesi ve iki dünya arasında kalmış nice nice kimseler… Ruhu şad olsun edibemizin.
Peygamber Süleymân… Rabbinin “O, ne güzel bir kulumuz oldu. O her zaman bize yönelirdi.” sitayişine mazhar olan ender ruhun Neml ve Sebe surelerinde bahsedilen dillere destan serencamı… Bize ne söyler, ne kalır onca yaşanmışlıktan? Hayli çekici bu konuya eğilen eser; oldukça yalın, akıcı, dokunaklı. İşârî tefsir de içeren eseri okumayı bitirdiğinizde Allah tarafından kendisine bol bol ihsanda bulunulmuş mârifet sahibi bu peygambere dair daha önce işittiğiniz kelimelerden/cümlelerden çok öte hisler/bilgiler oturuveriyor kalbinizdeki tahta bu kez. Zira “Süleymân var[dır] Süleymân’dan içerü.” En etkileyici noktalardan biri, bir karıncanın gelen kalabalığın Hz. Süleymân ve ordusuna ait olduğunu bilmesi. Nasıl mümkün olabilir ki diyorsunuz. “Allah’ı hakkıyla bileni, her varlık bilir ve tanır.” diyor yazar. Ürpertici…