Singapurlu yazar Allan Massie'nin Dünyanın Akşamı-Karanlık Çağlara Ait Şövalyelik Efsanesi adlı kitabı, Haçlı Seferleri tarihinin en önemli isimlerinden, İmparator 2. Friedrich'in öğretmeni Michael Scott'un kurgusal yaratımına dayanır. 1204 yılında geleceğin imparatorunun öğretmenliği görevini üstlenen ve Friedrich'in katolik Hıristiyanların tepkiyle karşılayacağı fikirlerin yaratıcılarından birisi kabul edilen Scott'un, Paris Bibliothéque Nationale'de yer alan el yazmalarının 1938 yılında çıkarılan kopyalarına tesadüfen ulaşan Massie, yoğun iş trafiğine rağmen böylesi bir fırsatı tepmeyecek, yapıtın ortaçağ Latincesinden çevirisine başlayacaktır. Dünyanın Akşamı'nı bir bütün olarak, roman, masal, mit, hikâye, tarih veya din gibi herhangi bir disiplinin sınırları içinde ele almak pek mümkün gözükmüyor....
Kitabın kurgusal yönü, kahramanımız Marcus'un mucizevi doğumuyla başlar. Marcus, anne tarafından Marcus Aurelius ve Milano Piskoposu Ambrosius'a, baba tarafından ise Marcus Antonius'a dek uzanan bir asalet zincirinin parçasıdır. Böylesine yüksek bir soydan gelen delikanlının isminin, çok geçmeden duyulması neredeyse kaçınılmazdır ve çok geçmeden büyük sınavlar itibariyle bu asaletini ispatlamak zorunda kalacağı bir geleceğe atılır. Marcus başlangıçta Roma İmparatorluğu'nun elçisi olarak çıktığı Barbar Kral Alaric'in dostluğunu kazanacak, sadakat ve dürüstlük gibi içsel çatışmalarının eşliğinde, Roma İmparatoru'nu tahtından etmek üzere harekete geçmiş orduya katılacaktır. Burada tanıştığı bir din adamının Kutsal Kase tutkusuyla, kahramanımızın macerası bambaşka bir boyuta sürüklenir. Çok geçmeden komünal yaşamın eşsiz hazzını duyumsayan, buna karşın 'kadının kötülüğünün' ana tema olarak işlendiği yeni macerasından edindiği dostlarla Constantinopolis'e sürüklenen, burada köle olarak satılan ve kendisini satın alan bilgenin kızıyla yaptığı evliliğin yeni dayatılarıyla Marcus, sürekli bir sınava tabi tutulan, asil ruhlu bir şövalyenin, gerçeğe uyamayacak saf örneği gibidir.
İmparator Friedrich, tarihsel bir kişilik olarak ilgi çekicidir. Özellikle Hıristiyan perspektifinden sapkın kabul edilen fikirlerinin Dünyanın Akşamı ile açığa çıkan kökenlerini inceleyebilmek, kitabı ve konuyu daha da ilginç bir hale getirir. Henüz ilk bölümde anlatıcının, Hıristiyanlığı aşan ve Manici olarak adlandırabileceğimiz bir düalizm vurgusu yaptığı görülür. Bu vurgu, ilerleyen bölümlerde özellikle Kilise ve Papalık karşıtı saptamalarla devam eder. Alaric'in İsa'nın dünyevi niteliğini reddeden inanç sistematiğine yönelik 'sempatik' tutumuyla güçlenen bu ideolojik tutum, yapıtın ilerleyen bölümlerinde dünyanın ışık ve aydınlık olarak ikiye bölündüğüne dair, Zerdüşt ve Mani öğretisinin açılımıyla daha net biçimde dile getirilir. İsa'nın çarmıhta gerildiğini iddia eden Kilise öğretisinin eleştirisi böylece daha güçlü bir şekilde yapılmış olur. Bir ileri adımda yazarımız, kiliseye ilişkin politikaların cirit attığı alanı bir lağıma benzetir. Friedrich'in şahsında zaman zaman tarihsel olarak açığa çıkacak bu öğretilerde, özellikle Marcus'un hemen her macerasında yanında götürdüğü Yunan ve Romalı dini ve tarihi figürlere ithaf ve hayranlık hesaba katıldığında, Scott'un etkisini hissetmek hiç de güç değildir.