Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

tan0006 Tarafından Yapılan Yorumlar

07.11.2006

Ahmet Şerif İzgören, kişisel gelişim ile iş ve yönetim alanlarında yazdığı on bir kitabın dokuzu on binin üzerinde basılmış bir yazar. (Dikkat Vücudunuz Konuşuyor isimli kitabının 34 baskı yaptığını hatırlatalım.) Ayrıca liderlik, takım çalışması, yönetim ve iletişim konularında verdiği seminerlerle de tanınan İzgören, yeni kitabı Eşikaltı Büyücüleri ile bu kez farklı bir bir konuya dikkat çekiyor.
İzgören, Eşikaltı Büyücüleri'nde reklamların dile getirilmemiş yüzünü ortaya çıkararak bir ilke imza atıyor. Kelime, görüntü ve sesler vasıtasıyla bilinç algımızın sınırının altında yapılan etkileme çalışmasını "Eşikaltı yöntemler" diye adlandırarak, reklamlarda kullanılan bu yöntemlerle dehşet, ölüm ve seks olgularının bilinçaltımıza yerleştirilmesini eleştirel bir dille anlatıyor. Altı yıllık bir araştırmayla sigara, alkollü içkiler, parfüm, otomobil, moda, gıda ve cep telefonu sektörlerinden onlarca reklamı bir araya getiren bu titiz çalışma Türkiye'de bir ilk olma özelliği ile de öne çıkıyor.
Yazar, Son Söz bölümünde konunun farklılığını şöyle açıklıyor: "Kitabın içindeki yüzlerce örnek, on binlerce reklam arasından seçildi. Konuyla ilgili TV'de, gazetelerde bugüne kadar bir şey duymadım. Bu, bu alanda Türkiye'de yayımlanmış ilk kitap. Birkaç araştırmacı öğretim üyesi ve Eşikaltı reklamcılığını uygulayan birkaç reklamcı dışında konuyu bilen yok. Bakın bundan sonra TV ve gazetelere ne uzmanlar çıkmaya başlayacak."
Bu kadar çok ve bu kadar farklı reklamda bu kadar benzer öğeye rastlamak aklımıza birkaç sorunun takılmasına neden oluyor: Gündelik hayatımızda her gün gördüğümüz sıradan ürünler, reklamlar ve görüntüler zannettiğimiz kadar masum mu? Her gün milyonlarca kişinin içtiği içeceklerin, giydiği elbiselerin televizyon, dergi ve gazetelerde gördüğümüz reklamların insanlara ölümü hissettirmesi, insan beyninin en ücra köşelerindeki bazı üstü örtülü mekanizmaları harekete geçirmesi mümkün mü?
07.11.2006

Zamının Daha Kısa Tarihi'ni tanıtmaya geçmeden önce yerküre üzerinde yaşayan insanların yarısından çoğunun ismini bildiği Stephen Hawking'den bahsedelim. University College'da fizik okudu ve okulu birincilikle bitirdi. Cambridge Üniversitesi'nde kozmoloji araştırmaları yaptı. Daha sonra bu alanda doktorasını bitirdi. 1973'te uygulamalı matematik ve teorik fizik bölümüne geçti. Kuvantum teorisini yarattı ve evrenin sonsuz olmadığını buldu. Dünyanın önde gelen bilim adamlarından olan ve dâhi diye anılan Hawking'in on iki tane onur derecesi var. NASA tarafından da ödüllendirilen Hawking halen bu kurumun üyesi.
1988 yılında basılan Zamanın Kısa Tarihi, Sunday Times'ın çok satanlar listesinde 237 hafta kalıdı. Dünyadaki her 750 kişiden birinin elinin değidiği bir kitap bu. Bu, 'şifreler kıran' sürükleyici bir roman değildi kuşkusuz; çağdaş fiziğin en zor konularından söz eden bir kitaptı. Evrenin bilinmezlerini hangimiz merak etmeyiz ki? Yalnızca bilinmezlerini değil, hakkında bildiklerimiz bile hâlâ bir merak konusu değil midir? Evren nereden gelip nereye gidiyor? Onun hakkındaki bilgileri nereden ve nasıl elde ediyoruz? Ya da gerçekten neyi ne kadar biliyoruz? Bütün bu soruların yanıtını almak için çağımızın en önemli fizikçisi Stephen Hawking'den daha yetkili bir başvuru düşünülemez herhalde. Hawking, bu konuda yazdığı ilk kitabı Evrenin Kısa Tarihi yayımlandığında gördüğü büyük ilgi yanında bir o kadar da yeni bir talebi karşılamak zorunda kaldı.
Hawking bu kez (Leonard Mlodinow ile birlikte) Zamanın Daha Kısa Tarihi'ni yazarak evrenle ilgili tüm kuramları yeniden ele aldı. Bilimsel olarak kanıtlar ile sonuçlar elbette yeni kitabında da aynı. Ama bu kitabın en önemli farkı, önemli kavramları daha rahat anlaşılacak biçimde açıklamış olması. Zamanın Daha Kısa Tarihi, çağdaş fiziğin en zor konularından söz eden ancak sıradan birine bile anlatmayı başarabilen bir kitap.
07.11.2006

'Hangimiz Uğramadık Sanki Haksızlıklara?' Perihan Mağden'in Aktüel dergisinde yayımlanmış yazılarından oluşuyor. 'Tutan Kadın/Akıtan Kadın' başlıklı yazıdan bir alıntı: "Geçenlerde, Dibe Vurma Anlarından Biri'nde olmalıyım ki, Türkçe Pop çalınan kanallardan birinde eşeleniyordum. Türkçe Pop'a düştüğümüz zamanlar bittiğimiz zamanlardır, ey sizler de Naim Dilmener olmayan (normal) okur! Nilüfer her zamanki gibi güzel bir-iki elbisenin içinde, GüzelKadınGüzelKadın "karar verdim" adlı şarkısını söylüyor. Hani kimse onu giden kadar incitmemişti. Hani o karar verdi O işi (ilişkiyi) bitirmeye de, yeni bir aşkın ortasından dalıp geçmeye de. O şarkı. (...)"
07.11.2006

'Fotoğraflarla Nâzım Hikmet', şairin yaşamının çeşitli dönemlerinden yansımalar getiren 311 fotoğrafından oluşuyor. Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın uzun çalışmalar sonucu bir araya getirdiği fotoğraflar, şairin sevenleriyle araştırmacılar açısından önemli bir özelliğe sahip. Bu albümde, Nâzım Hikmet'in bebekliğinden yaşlılığına kadar süren hayatını bulmak mümkün. Bunun dışında, şairin babası Hikmet Bey, annesi Celile Hanım, kızkardeşi Samiye, Piraye Hanım ve Muammer Karaca gibi isimlerle, şairin tutuklu bulunduğu ya da hüküm giydiği cezaevlerinin fotoğrafları yer alıyor.
07.11.2006

Latif Demirci, Türkiye karikatür tarihinde önemli bir yere sahip. 1978-1979 yıllarında Mikrop dergisinde, sonraki on yıl boyunca Gırgır-Fırt dergilerinde çalıştı. 1989 yılında çıkan Hıbır mizah dergisinin kurucularından olan Demirci, daha sonraki çalışmalarını kendi adlarına çıkardıkları HBR Maymun dergisinde sürdürdü. 'Koyun Orhan', 'Muhlis Bey', 'Tarzan-Arap Kadri', 'Mithat-Mirsat', 'E-vli ve Cepli' ve 'Press Bey' tiplerinin de çizeridir. Bunun dışında 90'lı yıllarda iki yurtiçi, 3 yurtdışı sergi açan Demirci'nin kitap kapakları, poster ve çizgi film çalışmaları da oldu. 'Yazmışım Anasını', Demirci'nin son karikatürlerinden oluşuyor.