Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
tan0006 Tarafından Yapılan Yorumlar
'Erkekliğin Kitabında Yazmaz Bu', Ayşe Düzkan'ın, belli bir üne sahip erkekler ile genel olarak 'erkeklik kültürü' üzerine kaleme aldığı yazılarından oluşuyor. Kenan Evren meslektaşlarına göre neden şanslı? Ahmet Kaya ve Attila İlhan şimdi ne üzerine sohbet ediyorlardır? Eski solculuk kimlerin cv'sinde parlar bir yere sahip? İbrahim Tatlıses'in İstanbul'a neden Diyarbakır'dan fazla ihtiyacı var? Huysuz Virjin'le Fatih Aksoy ne konuda anlaşamıyor? ve Orhan Pamuk hangi romanına vefasızlık ediyor?... gibi isimler, Düzkan'ın değindiği birkaç konu. Yine kitapta, sünnet düğünleri, asker eğlenceleri ve halı saha maçları gibi, erkeklikle ilgili çok sayıda konu da yer alıyor.
'Sultan'ın Mührü'nün olay örgüsü, 1800'lü yılların İstanbul'unda geçer. Roman, boynunda, sultanın mührüyle süslenmiş bir pandantifin asılı olduğu İngiliz bir kadının cesedinin, Boğaz'ın kıyılarına vurmasıyla başlar Cinayet, bundan birkaç yıl önce boğularak öldürülen ve faili bulunamayan başka bir İngiliz kadının ölüm vakasını çağrıştırmaktadır. Sulh hakimi Kamil Paşa, bu olayın failini bulmakla görevlendirilir. Romanın kurgusu, Canan adlı Müslüman bir kadının öyküsüyle iç içe geçmiş bir halde verilir. 'Sultan'ın Mührü', olabildiğince duygusal ayrıntılar üzerine kurulur ve bu cinayet üzerinden çökmekte olan Osmanlı'nın politik ve toplumsal yaralarını işlemeyi amaçlar.
'Dalga', otuz yaş civarında bir kadının kırıklar içindeki bedeninin, İngiltere'nin güney sahillerine vurmasıyla başlar. Romanın olay örgüsü, bu olay üzerinden gelişerek, cinayeti işleyenin kim ya da kimler olduğunu ortaya çıkarmak üzerinden devam eder. Bu cinayetin tek tanığı ölen kadının kızıdır. Polisin şüphesi, teknesini çocuğun bulunduğu yerin birkaç metre ötesindeki koya demirleyen ve kadınla ilişkisi hakkında dürüst davranmayan bir genç üzerine odaklanır. Ancak soruşturma ilerledikçe dikkatler, cinayete kurban giden kadının kocasına yönelir. Çünkü karısının öldürüldüğü gece Liverpool'da olup olmadığı şüphelidir.
Asıl çözülmesi gereken bu düğüm olacaktır.
Eric Hobsbawn yüzyılımızın en önemli tarihçilerinden. Kısa 20. Yüzyıl adlı çalışması ise, henüz geride bıraktığımız, bu yüzden atlattığımızı pek de fark edemediğimiz bir çağın, Aşırılıklar Çağı'nın kapsamlı bir incelemesi. Hobsbawn, koskoca bir yüzyılı ameliyat masasına yatırıyor ve anatomik değil, patolojik açıdan araştırıyor. Öncelikle; yaptığının neden patolojik araştırma sayıldığını açıklayayım: Savaşların, yıkımların, ekonomik çöküşlerin ve hareketlenmelerin, devrimlerin alabildiğince yoğun yaşandığı 20. yüzyılın dünyasına yukarıdan ve makro açıdan bakmıyor Hobsbawn. Her bir olguyu küçük parçalar şeklinde masaya yatırıyor ve birbirleriyle ilişkilerini de göz önünde tutarak, ayrıntılı biçimde didik didik ediyor. Yani vücut bütünlüğünü ve organların durumunu açıklamakla yetinmiyor, her bir organın ayrıntılı kesitlerini de ele alıyor, küçücük dokulardaki değişimleri bile inceliyor.
ABD'ye giderken uçakta yine cumhurbaşkanlığıyla ilgili sorulara muhatap olan Başbakan Tayyip Erdoğan gazeteci Hasan Cemal'e "Biz o işi nisana bıraktık Hasan abi" diyerek sıyrılmaya çalıştıysa da, bu işin nisana bırakılması mümkün değil. Aslında doğru da değil. Çünkü devletin zirvesine kimin çıkacağı etraflıca konuşulup, tartışılması gereken bir sorundur, öyle son dakika sıkışıklığına getirilemez. Buna kalkışıldığı ölçüde ele yüze bulaşır ki, daha önceki örnekler ortadadır. Zaten tartışmalar çoktan başladı ve siyasi gündemden düşmüyor. On birinci cumhurbaşkanına ilişkin bu tartışmalar daha önceki on cumhurbaşkanı üzerine de konuşmayı, düşünmeyi, tartışmayı gerekli kılıyor.
Seyfi Öngider'in kitabı Çankaya'nın Bütün Adamları tam da böyle bir tartışmayı yapıyor. Atatürk'ten Sezer'e, şimdiye kadar tüm Çankaya Köşkü sakinlerinin siyasi biyografilerinden oluşan bu kitabında Öngider sadece cumhurbaşkanlarının kişisel özelliklerini ve yaşamöykülerini aktarmakla kalmıyor, aynı zamanda her birinin hangi koşulların ürünü olarak devletin zirvesine tırmandığını ve orada ne yaptığını da eleştirel bir değerlendirmeden geçirirken bazı dikkat çeken saptamalarda bulunuyor. Örneklemek gerekirse...