Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
tan0006 Tarafından Yapılan Yorumlar
1952 İstanbul doğumlu Orhan Pamuk, gelecek vaat eden ve yurtdışında Türkiye'ye dair bildiklerimizle hiç ilgisi olmayan bir modern edebiyatı ortaya çıkartan genç yazarlardan biri. Entelektüel bir aileden gelen, Amerikan kültürünü yakından tanıyan bir şehir insanı. (...) Sessiz Ev, geçen yüzyılın Orhan Pamuk tarafından çizilen hikâyesi günümüzden bir ailenin tarihi, kökenleri üzerinden geçmişin araştırılması. JönTürklerden, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüne ve Mustafa Kemal'in Yunanlılar ve İngiliz müttefikleri karşısındaki zaferine, cumhuriyetin kuruluşundan general Evren yönetimindeki askeri darbeye kadar süren bir hikâye. Kuşak çatışmalarının ötesinde, Çehovvari ipuçlarıyla ara sıra Vişne Bahçesi'ni düşündürüyor...
(...) Basitlikleri ve zorlukları, incelikleri ve kabalıklarıyla bu paradoksların kitabında her şeyin bir titreşimi, her şeyin bir anlamı var. Osman'ın yemekten hoşlandığı karameller bile, genç adam yeni hayatın farkına vardıkça derin anlamlar kazanıyorlar. (...) Orhan Pamuk'un, İngilizceye çevrilen bu üçüncü romanı (Beyaz Kale ve Kara Kitap, Proust, Borges ve Salman Rushdie ile kıyaslanmasına neden olmuştu) sadece Osman'ın değil, buharlaşan kültürünün de hikâyesi. Pamuk, Batılı türleri karıştırıp birleştirirken pikaresk, gotik, gerilim... yeni bir noktaya ulaşıyor: İtiraflar biçiminde ortaya çıkan bir tür hayalperest araştırma. Osman'ın, bu yolun sonunda keşfettiği yolculuğun kendisi kadar gizemli: "Hayat nedir? Bir zaman dilimi. Zaman nedir? Bir kaza. Kaza nedir? Hayat. Yeni bir hayat." Bu satırlar kitabı bitirdikten uzun süre sonra bile okuyucunun zihninde oyalanan satırlar.
İstanbul'un neredeyse en sonunda, Orhan Pamuk adlı çapkın ve sergüzeşt mimarlık öğrencisi, ailesine ait dairede annesiyle oturuyor; babası, metresiyle; abisi Şevket ise ABD'de eğitim görmekte. (...) Bir Türk, bir ressam en sonunda da bir yazar olarak Pamuk'un İstanbul'da tarif ettiği yolculuk, dışardan bakan birçok insanın dediği üzere, kendisinin alaycı bir gözlemle ifade ettiği gibi, "Doğu ve Batı arası"nda yatıyor, ancak o bunu geçmiş ve şimdiki zaman olarak adlandırıyor. Geçmiş Osmanlı İmparatorluğu tarafından temsil edilmekte, (...) şimdiki zaman ise Atatürk'ün kurduğu Batıya yönelmiş laik Türkiye. Ama İstanbul artık bir dünya başkenti değil, kendi yıkıntılarına gömülen tecrit edilmiş küçük bir yer...
(...) İstanbul kitabı, Pamuk henüz genç bir adamken sona eriyor. Bir devam kitabı sonraki olayları aydınlatacaktır. Türkiye ekonomisini bir düzene sokar ve Avrupa Birliği üyeliğine yaklaşırken İstanbul'un çeşitli bölümleri lüks görünümlere büründürülüyor. Pamuk'un sevgili Beyoğlu'sundaki üç sokak bir süre önce Disneyvari bir şekilde düzenlenerek güvenlik görevlileri, şık butikleri ve zengin Türklerin camembert yiyebilecekleri, sokağa yayılmış masalarıyla Fransız Sokağı'na dönüştürüldü. Pamuk'un bu konuda ne düşündüğünü duymak hoş olurdu.
Venedik ve Napoli arasında yolculuk yapan bir gemi Türkler tarafından ele geçiriliyor. Genç bir İtalyan öğrenci, doktor olduğunu söyleyerek kendini köle hayatından kurtarıyor. Konstantinopolis'e vardığındaysa İslam'a dönmeyi reddedip köle olarak kalarak zengin bir paşanın yanında yarı astrolog yarı doktor olarak çalışmaya başlıyor. İşte, Orhan Pamuk'un Beyaz Kale'sinin açılışı böyle.
Orhan Pamuk'un gizemli kurgu karakterlerinin yaşamlarıyla Türkiye'nin yakın geçmişinde olan olaylar arasında birçok paralellik var. (...) Kitaptaki belirgin drama hemen kültürlerarası bir çatışmaya metafor olarak gösterilebilir. Pamuk, Borges, Calvino, Dino Buzatti, Landolfi ve Svevo'dan etkilenmiş, öyle ki, İngilizce çeviriyi okurken İtalyanca'dan çevrilmediğine inanmak zor gibi... Beyaz Kale, Batı-Doğu ilişkisi üzerine yazılmış zarif ve önemli bir kitap (...) ve Kafka ve Calvino ile kıyaslanması hiç de abartılı değil.
Türkiye'yi ziyaret etmiş olan herkes büyük ihtimalle kendini minyatürlerin güzelliğine kaptırmıştır. (...) Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı isimli tarihi cinayet-gizem kitabının merkezini de bir 16. yüzyıl el yazması oluşturuyor. Türkiye'nin çok satan yazarlarından olan Orhan Pamuk, ülkesinin sanatının tarihini din, yaratıcılık ve insani arzular arasındaki ilişkileri incelemekte kullanıyor.
Sonuç, tutkulu, çekici ve yer yer 'bilmiş' bir roman. Umberto Eco'nun Gülün Adı gibi, Benim Adım Kırmızı da entrikayla postmodern bir hassasiyeti birleştiriyor. Birçok perspektiften yazılmış olan roman yakın zaman önce ölmüş olan insanların, bir köpeğin, bir ağacın hatta kırmızı rengin anlatıcı rolü üstlendikleri bölümlerden oluşuyor. (...) Böyle bir sanat eserinin sosyal sistemi nasıl tehdit ettiğini göstermek adına Pamuk canlı bir 16. yüzyıl sonu İstanbul'u çiziyor. Hastalıkların, ateşin ve savaşın hüküm sürdüğü, dinin yoz sosyal ve cinsel tavırlarla iç içe olduğu bir İstanbul. (...) Benim Adım Kırmızı zirve noktasına ulaştığı bölümlerde çok etkileyici ve tarihi İstanbul sanat camiasının yaşantısından büyüleyici manzaralar sunuyor. Calvino, Borges, Kafka ve Eco gibi (ki tüm bu yazarlarla kıyaslanmıştır) Pamuk da avangard edebiyat teknikleriyle genel hayal gücünü yakalayan hikâyeleri birleştirme ustalığını gösteriyor.