Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

tan0006 Tarafından Yapılan Yorumlar

27.10.2006

Kara Kitap, birçok özelliğinin yanı sıra kesinlikle bir dedektif romanı. Her şeyin potansiyel yan anlamları var, dedektif İstanbul sokaklarında çılgınca dolaşarak anlam arayışına düşüyor ve ipuçlarından oluşan bir sele kaptırıyor kendini. Şehirlerin başlı başına bir karakter oldukları bu tür romanlarda olduğu gibi örneğin James Joyce'un Ulysses'i, İstanbul da arayışını sürdüren Galip'i sürekli olarak fiziksel ve ruhsal olarak tüketmekle tehdit ediyor.
Pamuk nesnelerden, onların, gizemli bir biçimde ortadan kaybolan karısı Rüya'yı arayan tükenmiş durumdaki Galip üzerindeki etkilerini tarif etmekten hoşlanıyor. Galip'in kuzeni, meşhur bir köşe yazarı olan Celal de kayıptır ve bir süre sonra bu iki olay arasındaki bağlantı netleşmeye başlıyor. Pamuk, hikâyeyi, tasvire dayanan bir uslupta sürdürüp, içine Galip'in nerotik analizlerini ekleyerek sıradan bir hayat portresinden bireyin kimliğine yönelik metafiziksel spekülasyonlara geçme yoluyla hikâyeyi biçimlendiriyor. Bu kitap İstanbul'a ve çöküşün alegorisine ustaca yazılmış bir aşk şarkısı olabilir ama her şeyin ötesinde, dedikodularla şekillenen bir dünyada gittikçe zor bulunur hale gelen hikâye anlatıcılığının kutlanmasıdır.
27.10.2006

Ahmet Ümit'in son yapıtı, Ninattanın Bileziği, tarihin derinliklerinde gezinen izleği kadar, alışılmadık biçemiyle de dikkat çekiyor. Ümit, destansı bir biçemle yazdığı bu kitapta, on iki tablet üzerine kazınmış olan çarpıcı bir Hitit öyküsü sunuyor. Oldukça farklı bir dil kullanıyor yazar; epik olduğu kadar lirik, pastoral (bukolik) olduğu kadar arkaik bir dil. Hititler'in varlığını sürdürme mücadelesini, Mısır'a karşı giriştikleri büyük savaşı, ölümsüz ve aynı zamanda da imkansız bir aşk öyküsü ekseninde gözler önüne seriyor.
Savaş ve aşk, insanoğlunun bir türlü vazgeçemediği iki olgu; tehlikeli iki insanlık durumu. Aslında birbirine karşıtmış gibi duran bu iki olgu, bazen aynı olumsuzlukta buluşabiliyor: Aşkın ereği, savaş gibi planlı bir yıkım olmasa da, özünde sevmek, tutkuyla bağlanmak olsa da, kimi zaman bireyin üzerinde yol açtığı yıkım ve acı, savaşın yol açtığı yıkım kadar büyük olabiliyor. Ninatta'nın Bileziği olanaksız bir aşkın, insanların yaşamını yıkıntıya dönüştürmesini dile getirirken, Anadolu'daki ilk büyük uygarlık olan Hititlerle, dönemin bir diğer süper gücü Mısırlılar arasındaki yeryüzünün ilk büyük savaşını, Kadeş'i de anlatıyor.
27.10.2006

Abdullah Ataşçı'nın Sığ Suyun Balıkları'nda yer alan öykülerin insanda yarattığı ilk duygu gizem oluyor. Günümüz yazınında her şeyin öncelikle promosyonla, içeriğinden çok sunumuyla ortaya çıkıp zirveyi öyle zorladığını düşünürsek, bu kitabın öyle bir şansı olmadan, belki de diplerden bir yerden sıyrılıp geldiğini ve bize bir şeyleri, -unutulmuşları- hatırlattığını göreceksiniz.
Ataşçı'nın öykülerinde yitip gitmişlerin, çığlığı bir yerde boğulmuşların tanıklığı var. Yazarın bunlara tanıklık ederken gözlerini kocaman açıp duyduğu çocuksu merak, bu merakla insanı içine alıp götüren sezgisellik nehri, olayların, durumların kavranışını; böyle bir deneyimin aslında çocukları nasıl sessizce olgunlaştırdığını bulduracaktır bize. İpeksi cümlelerle ruhumuza yumuşakça dokunan anlatımlar, anlatımlarla dile gelen haykırışlar bu nehrin içerisinde bizi de bir yerlere sürüklemektedir.
Kâh bir kadının ağıtlı sözlerinde, kâh yaşlı bir adamın içine akıttığı gözyaşlarında, bazen fiziksel nitelikleriyle horlanmışlığı en derinden yaşayan bir gencin haddini aşmayan savrulmuşluğunda, bazen de bir genç kızın endamında somutlaşan aşk tezahüründe buluyoruz, çoğunlukla görünür olan dünyanın arkasındaki çıplak gerçekliği...
Kimi öykülerde ise yeniyetme bir varoluş seyreder etrafındaki dünyanın, nereden geleceği belli olmayan sinsi amansızlığını... Ötekilerin mahrum, sınırları hoyrat ellerce çizilmiş, kıskaç altına alınmış yaşam alanlarında sürdürdükleri bir dünyadır bu, kimi zaman bir köyde, kimi zaman bir metropolün tam göbeğinde. Ancak tüm sıkıştırılmışlığına rağmen, oralardaki feveran, kendine özgü alternatif serpiştirilmiştir öykülerin bir köşesine, delikanlılığın taşıdığı dinamizmle.
Öykülerin anlatımda çoğunlukla bir lirizm hâkim. Ancak bu lirik anlatımlar bir dengelenme içinde. Ne fazla, ne eksik. Abartıya kaçmadan ona eşlik eden bir yalınlığı da sürüklüyor peşinden. Öyküler bize sözcüklerle yapılabileceklerin sınırsızlığını görme imkânı verirken, bunun nereden, nereye kadar olacağının ölçüsünü de kendi iç dengesiyle gösteriyor. Belki bu öykülerin bu kadar sürükleyici olmasının sırrı da böyle bir dengeyi kurabiliyor olmasında. Bu dengenin kurulmasında önemli noktalardan biri de bütün somutluğun kaba bir şekilde gözümüze sokulmadan işte o ipeksi cümlelerin taşıdığı ipuçlarıyla sunulmasında...
Bu öyküler geçmişin sırtımıza yüklediklerinin bugünümüzün her köşesine nüfuz eden katmanlarını hatırlatırken, bugünün onlarla yüzleşmeden kurulamayacağını da bir şekilde kulağımıza fısıldamayı da ihmal etmiyor. Geçmişle, bugünle ama bir o kadar da gelecekle derdi olan herkes bu öykülerle tanışmalı...
27.10.2006

'Şarkılar Kitabı', Heinrich Heine otuz yaşındayken (1827) yayımlanmıştı. Fakat buna rağmen Heine'in şairliğinin zirvesi olarak kabul edilir. Şair, gençlik yıllarının tutkusunu, heyecanını, umutsuzluklarını ve bunalımlarını bu kitaptaki şiirleriyle dile getirir. Kitabı Türkçe'ye çeviren Behçet Necatigil, bu şiirler için "kalbin konuşmaları, ağıtlarıdır; esnek, yumuşak, saydam şarkılardır." diyor. Heine'in şiirlerinden bir alıntı: Kalkınca sabahları sorarım:/ Sevdiceğim bugün gelir mi?/ Yıkılır, akşamları ağlarım:/ Bugün de gelmedi./ / Uykusuz, uyanık, yatakta/ Kaygı, keder geceleri;/ Dolaşırım orda burda gün boyu/ Düşlerde, yarı uykulu gibi.
27.10.2006

'Sur Dibi', Musa Dinç'in denemeleri, fıkraları ve söyleşilerinden oluşuyor. Musa Dinç, Diyarbakır gibi, yayın piyasası düşünüldüğünde, Türkiye'nin uzak bir yerinde edebiyat çalışmaları yapıyor. Kendisinin birçok söyleşisi, imza günü bu kentte yer alan Diclem Sahaf kitapevinde gerçekleşti. Yazarın bu kitabı ise, aslında Türkiye'nin doğu bölgesinde yaratılan böylesi bir edebiyat dünyasını gözler önüne seriyor. Bu yaratılan dünyada Munzur Şenlikleri, Diyarbakır Kültür-Sanat Festivali, bölgedeki yerel edebi yayınlar, Batman Kitap fuarı ve Hasankeyf Festivali bulunuyor. Kitap, Dinç'in denemeleri, fıkra ve söyleşileri yanında, yaratılan bu edebiyat vahasına dair ayrıntılara da yer veriyor.