Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

tan0006 Tarafından Yapılan Yorumlar

25.06.2006

Yirmi yıldır Türkiye'de ve yurtdışında kokartlı rehberlik yapan Ahmet Faik Özbilge, bu süre içerisinde Fener Balat ve Ayvansaray'a yaptığı gezilerle bu bölgeye ilgi duymaya başladı. Özbilge bu ilgisini de okurlarıyla paylaşmak için 'Fener Balat Ayvansaray' adlı kitabı yayımladı. Kitap, eski İstanbul kültürlerinin başlangıç yeri olan bu bölgeyi karış karış anlatıyor. Özbilge'ye kitabında, profesyonel Fransız bir fotoğrafçı da elliyi aşkın çalışmasıyla eşlik etmiş. Asırlar önceki İstanbul'la şimdiyi karşılaştırmak, kentin farklı kültürlerini ayrıntılarıyla ve fotoğraflarla tanımak isteyenlere duyurulur!
25.06.2006

Deniz Gürsoy, önceleri yeme içme kültürü üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyordu. Gürsoy, 'Tespih' adlı kitabıyla bu kez Orta Asya ve Anadolu kültürünün önemli simgelerinden tespihi konu alıyor. Hinduizm, Budizm, İslamiyet ve Hristiyanlık'ın, tespihi dini yönden nasıl kullanıldıklarını inceliyor. Kitap, tespihi tanımından ve gündelik hayatımıza girişinden itibaren anlatmaya başlıyor. Tespihin yapılışı ve kullanılan maddelerin de yer aldığı kitapta, ünlü tespih ustaları, ünlü tespih koleksiyoncuları, tespih yapılan maddelerin bazı özellikleri gibi konular işleniyor. Kimilerinin elinden hiç düşürmediği tespih tüm yönleriyle, geçmişten günümüze, tarihten ve edebiyattan verilen örneklerle inceleniyor.
25.06.2006

Cumhuriyet gazetesi haber müdürü İpek Çalışlar, 'Latife Hanım' adlı kitabında Mustafa Kemal Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın yaşamını anlatıyor. Kadın hakları savunucusu ve peçe takmayan Latife Hanım dünya basını tarafından Türkiye'nin değişimini temsil eden biri olarak ilgilyle izlendi. Evliliklerinin bitmesinin ardından, Latife Hanım'ın entelektüel ve siyasi kimliği yok sayıldı, Cumhuriyet'in kuruluş döneminde yaptığı katkılar unutuldu. Kitap, Latife Hanım'ı anlatmasının yanı sıra, "Hanım bize bir Çaykovski çal!" diyen, eşiyle siyasi tartışmalara giren bambaşka bir Mustafa Kemal'i de anlatıyor. Cumhuriyet'in ilk kurulduğu dönemlerden yeni bilgiler sunan kitap, sonsuz bir aşkın da hikâyesi.
13.06.2006

Yukardaki başlığı, yazarın, kendisiyle roman hakkında yapılan röportajda kullandığı son cümleden seçtim. Bu başlık, belki bu kadarıyla çok şey anlatmıyor, ama roman okunduğu zaman büyük anlam kazanıyor, romanın özünü veriyor.
'Batı dünyasında', Melbourne'de başlayıp, Berlin ile New York'da süren ve aynı hattı izleyerek geriye dönüp Melbourne'de sona eren uzun bir yolculuk. Aynı zamanda modern dünyanın sonuna da bir yolculuktur. 'Uç'a geldiğinizde kocaman, dipsiz bir uçurum var ve artık gidilecek bir yer görünmüyor: Modernizmin sonu. Yazar McCann da, boş iyimserliği reddedip, 'yokluk'tan söz ederken bunu anlatıyor. İşte, çağdaş edebiyatın en özgün eserlerinden biri olan bu roman, acı ama umut verici sonu da getiriyor önümüze.
Gerçekten modern dünyanın sonunun romanı bu. Yabancılaşmış insan ilişkileri, uyuşturucuya sığınma, yaşam güdülerinin sona ermesi, cinselliğin sona ermesi; romanın arka kapağında belirtildiği gibi, üstünüze sistemin tüm çirkefinin yağdığını hissediyorsunuz; evlerin bodrumlarındaki izolasyonlar kanser üretiyor; insan olarak var olabilmek, ancak farelerle birlikte yaşanılan labirentlere, lağımlara sığınarak mümkün; 'normal' insanlar normal değil, sıradanlığa ve çarklara, sistemin törpüleme mekanizmalarına direnmek isteyen ise kendini ya psikiyatride buluyor ya da yüksek dozda uyuşturucuyla bir sokağın köşesinde kıvrılıp ölümle kucaklaşıyor.
Roman tanıtması yazmayı sevmem. Çünkü roman sürprizdir aynı zamanda. Konuya girip sürprize "limon sıkma"nın âlemi var mı? Bu yüzden, burada kesmek zorundayım. Son olarak şu kadarını söyleyeyim: Kapitalizmin nasıl bir yabancılaşma olduğunu anlatmak için yüzlerce teorik kitap yazılsa, McCann'ki kadar canlı bir tablo elde edilemezdi. Hele hele, Türkiye'de yaşayan ve hergün "böyle yaparsak zor alırlar bizi Avrupa'ya" diyenlerin üstben haline getirdikleri "Batı"nın, hiç de girilmesi gereken bir yer olmayıp, tam tersine çıkılması gereken bir yer olduğunu, bu kadar güzel anlatan bir metin olamazdı.
Roman, yalın, iddiasız anlatımıyla da, romanın kahramanları olarak "içimizden" birilerini anlatmasıyla da bize yakın, çok yakın... Algan Sezgintüredi ise, bu yakınlığı ve yalınlığı Türkçeye hakkıyla aktarmanın üstesinden gelebilmiş.
13.06.2006

"El Turko, 'Arkadaşımı istiyorum,' demesiyle iki küreği arasına giren dipçikle ileri doğru itildi. Müthiş canı yanmıştı. İki kat olup öyle kaldı. Karşı koymak pek yerinde bir hareket olmayacaktı. Basılmışlardı. Acıya katlanarak iki büklüm yönlendirildiği tarafa doğru yürüdü. Önden koşan biri taş bir binanın kapısını tekme ile açıp El Turko'nun kapı ağzına girmesi için yana çekildi. El Turko'daki merdivenlerden aşağıya yuvarlandı. Elleri bağlı değildi." Beş ünlü dünya şehri, beş yürekleri hoplatan genç dilber, beş cevap bekleyen soru... Seyhan Kitap'ın, El Turko Tarihin Dedektifi Dizisi, Orhan Teoman Özdemir ve Ali Süha Uyan tarafından yazılan 'İlk Mektup ve Kutsal Mezar' adlı kitabıyla devam ediyor. İsviçre Alplerinden Harran Ovası'na kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada dur durak bilmeyen bir maceraya tanıklık etmek isteyenlere duyurulur.