Yukardaki başlığı, yazarın, kendisiyle roman hakkında yapılan röportajda kullandığı son cümleden seçtim. Bu başlık, belki bu kadarıyla çok şey anlatmıyor, ama roman okunduğu zaman büyük anlam kazanıyor, romanın özünü veriyor.
'Batı dünyasında', Melbourne'de başlayıp, Berlin ile New York'da süren ve aynı hattı izleyerek geriye dönüp Melbourne'de sona eren uzun bir yolculuk. Aynı zamanda modern dünyanın sonuna da bir yolculuktur. 'Uç'a geldiğinizde kocaman, dipsiz bir uçurum var ve artık gidilecek bir yer görünmüyor: Modernizmin sonu. Yazar McCann da, boş iyimserliği reddedip, 'yokluk'tan söz ederken bunu anlatıyor. İşte, çağdaş edebiyatın en özgün eserlerinden biri olan bu roman, acı ama umut verici sonu da getiriyor önümüze.
Gerçekten modern dünyanın sonunun romanı bu. Yabancılaşmış insan ilişkileri, uyuşturucuya sığınma, yaşam güdülerinin sona ermesi, cinselliğin sona ermesi; romanın arka kapağında belirtildiği gibi, üstünüze sistemin tüm çirkefinin yağdığını hissediyorsunuz; evlerin bodrumlarındaki izolasyonlar kanser üretiyor; insan olarak var olabilmek, ancak farelerle birlikte yaşanılan labirentlere, lağımlara sığınarak mümkün; 'normal' insanlar normal değil, sıradanlığa ve çarklara, sistemin törpüleme mekanizmalarına direnmek isteyen ise kendini ya psikiyatride buluyor ya da yüksek dozda uyuşturucuyla bir sokağın köşesinde kıvrılıp ölümle kucaklaşıyor.
Roman tanıtması yazmayı sevmem. Çünkü roman sürprizdir aynı zamanda. Konuya girip sürprize "limon sıkma"nın âlemi var mı? Bu yüzden, burada kesmek zorundayım. Son olarak şu kadarını söyleyeyim: Kapitalizmin nasıl bir yabancılaşma olduğunu anlatmak için yüzlerce teorik kitap yazılsa, McCann'ki kadar canlı bir tablo elde edilemezdi. Hele hele, Türkiye'de yaşayan ve hergün "böyle yaparsak zor alırlar bizi Avrupa'ya" diyenlerin üstben haline getirdikleri "Batı"nın, hiç de girilmesi gereken bir yer olmayıp, tam tersine çıkılması gereken bir yer olduğunu, bu kadar güzel anlatan bir metin olamazdı.
Roman, yalın, iddiasız anlatımıyla da, romanın kahramanları olarak "içimizden" birilerini anlatmasıyla da bize yakın, çok yakın... Algan Sezgintüredi ise, bu yakınlığı ve yalınlığı Türkçeye hakkıyla aktarmanın üstesinden gelebilmiş.