Orta yaşın üzerindeki her insan düşünmüştür sanırım hayat koşturmacasından süzdüğü ince şeyleri kitaplaştırmayı. Birçoğu yazarın bizi çok ilgilendirmeyen özel yaşamından kesitler sunan anı kitaplarını kitapçı raflarında bolca bulabilirsiniz. Bir de bir yaşam üzerinden insanlığın, yaşanılan dönemin fotoğrafını çeken anı kitapları var. "Sonra gazozcu Zülfü vardı... Bir ayağı sakattı Zülfü'nün. Ağır aksak, tahtadan yapılma gazoz arabasını iterek reklam yapardı: "Otuz iki dişe keman çaldırıyor!" Kara posbıyıkları ağzını kapatır, altın dişini saklardı sanki. Kışın ne yapardı, belli değil; ama yazla birlikte ortaya çıkıyordu Zülfü. Kız kardeşi Sakine, Tekel'in sigara fabrikasında çalışırdı. Belki onun aylığıyla geçiniyorlardı kışın. Kar kalıbının içinde tuttuğu gazoz şişeleri soğur, içinde buz parçacıkları yüzerdi. Şişesi yirmi beş kuruş! Kar kestiği testerenin tersiyle şişenin kapağını sertçe yukarı iter, tabanca gibi patlayarak açılırdı gazoz kapağı... 'Hey maşallah, karlı dağdan gelmiş, otuz iki dişe keman çaldırıyor!' diyen sesi bütün çarşıdan duyulurdu. Zülfü'nün arabasıyla oyalandığı belli yerler vardı: Şark Sineması'nın önü, Kasaplar Çarşısı. Yeni Camii civarı... Üç yudum üst üste içemezdiniz gazozundan. Öylesine soğuk ve gazlıydı. Ayrıca hoş bir aroması vardı. Daha sonraki dönemde kolalı içecekler çıkacak, meyan şurubu gibi bu yerel gazozun da değeri, kalp para misali sıfıra inecekti!" 1979'da Türk Dil Kurumu, 1990'da Ömer Seyfettin, 1999 Yunus Nadi Öykü ödüllerini alan Necati Güngör, Üsküdar'a Gidelim, Şehr-i Şirin İstanbul, Boğaziçi Büyüsü, Bir Hayal İstanbul gibi kitaplarıyla İstanbul'un güzelliğini, tarihsel süreç içinde üzerinde yaşadığı insanları da gözeterek anlatarak okurların beğenisi toplamıştı.
Güngör, bu kez doğrudan doğruya çocukluk yıllarını, anne babasını, içinde büyüdüğü kenti anlatıyor. Yazar, çocukluğunun izini sürerken, bir kentin tepeden tırnağa bütün yaşamının resmini çiziyor: Malatya'nın tarihini, söylencelerini, yemeklerini, çarşılarını, esnafını, satıcılarını, sinemalarını, camilerini, hamamlarını, parklarını, mesire yerlerini, kayısı bahçelerini, ilginç insanlarını, delilerini, faytonlarını, ramazanlarını, bayramlarını, sokaklarını, çocuk oyunlarını, mahalle hayatını, evlerin iç yaşamını, mimarisini, zengini yoksuluyla insanlarının ortak eğilimlerini, zayıflıkları ve güzelliklerini, değişen yaşamını iç yakan bir özlem duygusuyla anlatırken, o yılları bilenlerin hüznünü tatlandıracak, bilmeyenlere yaşanılan kültürel erozyonun farkına vardıracak.