Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

tan0006 Tarafından Yapılan Yorumlar

23.10.2005

Baştan belirtmek gerekir ki, 'zor okunan' bir kitapla karşı karşıyayız; ilk sayfadan itibaren sert bir metin, kendini kolay kolay ele vermeyen bir konu, alışılagelmiş karakterlerin çok uzağında bir kahraman... İlk romanı Maya ile Milliyet Sanat dergisinin 'ilk kitap ilk baskı' adlı yarışmasında birincilik ödülü alan Leyla İpekçi yeni kitabı Başkası Olduğun Yer'de Türk edebiyatında pek az denenmiş bir roman tekniğiyle okur karşısında. Nasıl tanımlarız en özet hâliyle Başkası Olduğun Yer'i? Kitap boyunca hissedilen şiirsel bir dil, felsefi denemeyle iç içe geçmiş bir üslupla anlatılmış bir iç dönüşüm serüveni, desek yeridir; eksik kalır ama.
Ölüm-yemek-yaşam örgüsüyle açılıyor kitap. Bir ölüm (ölen, roman kahramanının babaannesidir) sonrası, yazar, kronolojik bir sıra gütmediği için ölüm öncesi başlaması da mümkün- başlayan iç dönüşüm yolculuğu, pencerenin hemen dışından başlayan ve oradan ufka hatta giderek en uzak yıldıza kadar her şeyle bir çatışma hâli. Dünyanın ve elbette ki insanlığın- gidişatından memnun olmayan 'kafası bir hayli karışık' kahramanımız, hayatı yeniden anlamlandırırken bir yandan da hem kendisi hem de çevresindeki her şeyle çatışmaya başlar. Onu bu dünyada mutlu edecek tek bir şey kalmamıştır. Ve giderek huzuru 'inanç'ta bulur: "Bilim ışığının, din mumunu söndürmesi koşuluyla başlıyordu halbuki bizim aydınlanma çağımız." Derken İbn Arabi, Farabi, İbn Meserre, İbn Haldun girer devreye ve kahramanımız da öğrenir 'Harflerin İlmi'ni... Kutsal kitaplar, hem yazarın hem de romandaki kahramanın başvurduğu yol göstericilerdir artık... "Telefonların fişini çekmiş, perdeleri indirmiştim. Ancak Kaşani'nin, Konevi'nin, Izutsu, Chittick ve Schimmel'in, Konuk'un, Nablusi ile Buhari'nin ve onlarca başka sırdaşımın ruhu benimleydi. Görünmez ama bilinir bir halkaya dahil olmuştum.
Hava soğuk, içerisi buz gibiydi. İftar ile sahur arasındaki vakit boyunca varoluşun harflerden zuhur etmesiyle, nemli, kuru, soğuk ve sıcak harflerin dilde ve havada bıraktıkları yankıyla besleniyordum. Oruç tutuyordum ve dini idrek etmeden O'nu bilmenin imkansızlığını anlamıştım."
Neresinden bakarsanız bakın, ilginç bir kitap Başkası Olduğun Yer.
Yüzlerce romanın yayımlandığı bir ortamda bakalım tartışılacak mı, yoksa görmezden mi gelinecek...
23.10.2005

Orta yaşın üzerindeki her insan düşünmüştür sanırım hayat koşturmacasından süzdüğü ince şeyleri kitaplaştırmayı. Birçoğu yazarın bizi çok ilgilendirmeyen özel yaşamından kesitler sunan anı kitaplarını kitapçı raflarında bolca bulabilirsiniz. Bir de bir yaşam üzerinden insanlığın, yaşanılan dönemin fotoğrafını çeken anı kitapları var. "Sonra gazozcu Zülfü vardı... Bir ayağı sakattı Zülfü'nün. Ağır aksak, tahtadan yapılma gazoz arabasını iterek reklam yapardı: "Otuz iki dişe keman çaldırıyor!" Kara posbıyıkları ağzını kapatır, altın dişini saklardı sanki. Kışın ne yapardı, belli değil; ama yazla birlikte ortaya çıkıyordu Zülfü. Kız kardeşi Sakine, Tekel'in sigara fabrikasında çalışırdı. Belki onun aylığıyla geçiniyorlardı kışın. Kar kalıbının içinde tuttuğu gazoz şişeleri soğur, içinde buz parçacıkları yüzerdi. Şişesi yirmi beş kuruş! Kar kestiği testerenin tersiyle şişenin kapağını sertçe yukarı iter, tabanca gibi patlayarak açılırdı gazoz kapağı... 'Hey maşallah, karlı dağdan gelmiş, otuz iki dişe keman çaldırıyor!' diyen sesi bütün çarşıdan duyulurdu. Zülfü'nün arabasıyla oyalandığı belli yerler vardı: Şark Sineması'nın önü, Kasaplar Çarşısı. Yeni Camii civarı... Üç yudum üst üste içemezdiniz gazozundan. Öylesine soğuk ve gazlıydı. Ayrıca hoş bir aroması vardı. Daha sonraki dönemde kolalı içecekler çıkacak, meyan şurubu gibi bu yerel gazozun da değeri, kalp para misali sıfıra inecekti!" 1979'da Türk Dil Kurumu, 1990'da Ömer Seyfettin, 1999 Yunus Nadi Öykü ödüllerini alan Necati Güngör, Üsküdar'a Gidelim, Şehr-i Şirin İstanbul, Boğaziçi Büyüsü, Bir Hayal İstanbul gibi kitaplarıyla İstanbul'un güzelliğini, tarihsel süreç içinde üzerinde yaşadığı insanları da gözeterek anlatarak okurların beğenisi toplamıştı.
Güngör, bu kez doğrudan doğruya çocukluk yıllarını, anne babasını, içinde büyüdüğü kenti anlatıyor. Yazar, çocukluğunun izini sürerken, bir kentin tepeden tırnağa bütün yaşamının resmini çiziyor: Malatya'nın tarihini, söylencelerini, yemeklerini, çarşılarını, esnafını, satıcılarını, sinemalarını, camilerini, hamamlarını, parklarını, mesire yerlerini, kayısı bahçelerini, ilginç insanlarını, delilerini, faytonlarını, ramazanlarını, bayramlarını, sokaklarını, çocuk oyunlarını, mahalle hayatını, evlerin iç yaşamını, mimarisini, zengini yoksuluyla insanlarının ortak eğilimlerini, zayıflıkları ve güzelliklerini, değişen yaşamını iç yakan bir özlem duygusuyla anlatırken, o yılları bilenlerin hüznünü tatlandıracak, bilmeyenlere yaşanılan kültürel erozyonun farkına vardıracak.
23.10.2005

Anlamını tam olarak bilmeden kullandığımız o kadar çok kelime var ki. Mesela postmodernizm. Postmodern sergi, postmodern film, kitap, hatta bir adım daha atarak postmodern ilişki. Keşke ağır abilerin yazdığı kalın kalın, zihnimizi hırpalayan, sözlüksüz okunamayan hatta okunamayan kitaplarının dışında şöyle rahatça anlaşılan bol örnekli bir postmodernizm kitabı olsa diyen bir çok arkadaşınız olmuştur. Sadece postmodernizm mi? Hayır. Gotik, sivil toplum, yeni orta sınıf, melodram, metropol. Bu saydığım sıkça kullanılan sözcüklerin tümü hakkında yukarıda bahsettiğim ortalama okurun severek, daha da önemlisi özümseyerek okuyacağı kitaplar çıktı. L&M Yayıncılık'ın Epokhe serisinden çıkan bu kitapların her biri seksen sayfa, konuyu iyi bilen biri tarafından sade bir dil gözetilerek yazılmış. Bu arada seriye adını veren Epokhe, 'yargıda bulunmaktan kaçınma' anlamına geliyor. Sanırım yayınevi editörleri bu kitapları okumadan ahkâm kesmeyin demek istiyorlar. Bahçeşehir Üniversitesi Sinema-TV Bölümü'nden yardımcı doçent Kaya Özkaracalar'ın yazdığı Gotik adlı kitap da kelimenin altını oldukça özenli dolduruyor. 'Gotik Edebiyat', 'Sinemada Gotik', 'Televizyonda Gotik', 'Çizgi Romanda Gotik', 'Rock Müzikte 'Goth' Akım', 'Türkiye'de Gotik' bölümlerinden oluşan kitap, gotik'in bir kavram olarak tarihselini ortaya koyuyor...
"Gerçek anlamda korku tarzında ilk romanımız sayılabilecek olan Kazıklı Voyvoda aslında bir uyarlamadır. Ali Rıza Seyfi imzalı bu eser, Bram Stoker'in ünlü Dracula romanının yerlileştirilmiş ve kısaltılmış bir tercümesi sayılmalıdır; gerçekten de Dracula romanı, Türkiye bağlamında yerlileştirmeye çok uygun bir eserdir. Çünkü Stoker için Dracula'nın kısmi esin kaynaklarından biri olan ve özgün romanda Dracula'nın, kendi atası olarak andığı, vampir avcılarının ise muhtemelen Dracula'yla aynı kişi olduğuna işaret ettiği gerçek bir tarihsel kişilik olan Kazıklı Voyvoda, Osmanlı tarihinin bir parçasıdır. Kazıklı Voyvoda, 1953'te Yeşilçam'da beyazperdeye uyarlanmış, ayrıca yine aynı yıllarda Ceylan Dergisi'nde çizgi romanlaştırılmıştı."
İlk olarak çıkan gotik, metropol, melodram, yeni orta sınıf, postmodernizm, sivil toplum kitap kapaklarının arkasında Epokhe kavramlara devam edecek yazıyor. Serinin hangi sözcüklerle devam edeceğini merakla bekliyoruz.
23.10.2005

Arkadaş Yayınları tarafından daha önce 'Mürekkep Yürek', 'Hırsızlar Kralı' kitapları yayımlanan Cornellia Funke, 'Ejderha Süvarisi' ile bir kez daha fantastik roman okurlarıyla buluşuyor. Ülkesi Almanya'da çeşitli ödüllere layık görülmüş Funke'nin bu kitabındaki çizimler de kendisine ait. Yazar anlattığı dünyadan ipuçlarını küçük çizimlerle destekleyerek hayal dünyasından kitabına uzanan patikalar çiziyor. Firedrake, Ben ve Sorrel, ejderhaların barış ve huzur içinde yaşayabileceği efsanevi bir yer aramak üzere hep beraber bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculuk, onları harika yaratıklarla ve zalim bir adamla karşılaşacakları sihirli bir yolculuğa götürüyor.
23.10.2005

Nietzsche, Wittgenstein gibi filozoflar, Freud, Jung gibi psikanalistler, Wagner gibi sanatçıların etkilendiği filozof Arthur Schopenhauer'in önemli kitabı 'İsteme ve Tasarım Olarak Dünya' ilk kez Türkçe'de. Kitabın çevirmeni Levent Özşar, Schopenhauer'in Kant, Fichte, Shelling, Hegel gibi filozoflara ve onların metinlerine yaptığı oldukça fazla göndermeyi, bazı konuları anlatırken yaptığı yinelemeleri özetleyerek okurların daha rahat okuyabileceği bir kitap tasarlamış. Eşeysel sevinin genç insanların güçleriyle düşüncelerinin yarısını aldığını, eşeysel sevinin bütün insan çabalarının son amacı olduğunu söyleyen filozofun dünya yorumu...