Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Kübra Çelik Tarafından Yapılan Yorumlar
Bu kitap, dilimizin en renkli köşeleri olan deyimleri tozlu raflardan indirip hayatın tam kalbine yerleştiriyor. Sadece birkaç kelimeye sığdırılmış koca anlamların ardındaki yaşanmışlıkları, büyük bir ustalıkla ve adeta bir masal fısıltısıyla anlatıyor. Her bir öyküde kültürümüzün ince zekasını, ironisini ve kadim tecrübesini bulmak mümkün. Yazar, kalıplaşmış ifadeleri kuru birer bilgi olmaktan çıkarıp, onları geçmişin sesini bugüne taşıyan canlı birer tanığa dönüştürmüş. Kelimelerin kökenine yapılan bu imgesel yolculuk, hem zihni açıyor hem de ana dilimizin zenginliğine karşı derin bir hayranlık uyandırıyor. Kütüphanenizde her daim elinizin altında durması gereken, her yaştan okura hitap eden gerçek bir hazine
Dili sadece bir iletişim aracı değil, bir milletin hafızası olarak görenler için bu kitap, adeta zamanın ibiğinden süzülüp gelen bir bilgelik hazinesi. Her bir atasözünün donmuş ve kalıplaşmış yapısının ardında atan o canlı, kanlı ve yaşanmış hikayeleri keşfetmek, dilin köklerine doğru yapılan şiirsel bir yolculuk gibi. Yazar, yüzyılların imbiğinden geçerek süzülen o özlü sözleri kuru birer bilgi olmaktan çıkarıp, her birini kanatlı birer öyküye dönüştürmüş. Sayfaları çevirdikçe Anadolu’nun o sağduyulu zekasının, ince mizahının ve derin kederinin yankılarını duyuyorsunuz. Kelimelerin sırtındaki yükü hafifleten, onlara ruh üfleyen bu anlatılar, kültürel mirasımızın nasıl birer mücevher gibi parladığını hatırlatıyor. Geçmişin sesini bugünün yankısıyla buluşturan, her yaştan okurun zihninde taze pencereler açan, kütüphanenin başköşesinde durması gereken bir hayat rehberi. Dilin hafızasına yapılan bu saygı duruşu, kelimelerin sihrine inanan herkesi büyüleyen bir kitap.
İskandinav mitolojisinin o buz gibi soğuk, devasa tanrılarının gölgesinde kalmış bir kadının, Angrboda’nın yüreğine dokunmak... Bu kitap benim için sadece bir mitolojik yeniden anlatım değil, bir anneliğin, bir kadının ve bitmek bilmeyen bir sabrın destanı oldu. Genevieve Gornichec, kelimeleri öyle bir ustalıkla seçmiş ki, her sayfada demir ormanının sisini soluyup, kalbinizde o kadim büyülerin ağırlığını hissediyorsunuz. Hikaye, Loki’nin oyunlarından çok daha fazlasını vaat ediyor; bize ihanetin, fedakarlığın ve her şeyini kaybetmiş birinin bile nasıl dimdik ayakta kalabileceğini anlatıyor. Tanrıların saraylarından uzak, sapa bir mağaranın içinde kurulan o küçük dünyanın, koca bir evrenden daha büyük duygular barındırması beni derinden sarstı. Sonlara doğru hikayenin o kaçınılmaz sona, Ragnarök’a doğru evrilişi öyle lirik bir dille anlatılmış ki, insanın boğazında bir düğüm olup kalıyor. Eğer ruhunuzda eski tanrıların yankısını duymak istiyorsanız, bu yüreğe kulak verin.
Bazı kitaplar sadece okunmaz, insanın ruhuna nakış gibi işlenir. Madeline Miller, Homeros’un asırlık gölgesinden öyle bir ışık çıkarmış ki; kalkanların gürültüsü arasında atan en insani kalbi, yani Patroklus’un kalbini duyabiliyorsunuz. Kitap boyunca Akhilleus bir güneş gibi parlıyor ama biz o güneşin yakıcılığını değil, Patroklus’un o ışığa olan sessiz ve sarsılmaz bağlılığını izliyoruz. Yazarın dili o kadar imgesel ki, sanki Ege’nin tuzu teninize yapışıyor, zeytin ağaçlarının hışırtısını duyuyorsunuz. Kaderin o kaçınılmaz, soğuk eli her sayfada ensenizde olsa da, yazar bize ölümün bile ayıramadığı bir bağın zarafetini sunmuş. İnsan olmanın, kusurlu olmanın ve sevmenin en saf hali bu sayfalarda gizli. Son sayfayı kapattığımda içimde hem devasa bir boşluk hem de o boşluğu dolduran hüzünlü bir melodi kaldı. Bu bir savaş hikayesi değil; bu, tarihin tozlu raflarından sökülüp alınmış, sonsuzluğa yazılmış bir şarkı. Kesinlikle kütüphanenizin en nadide köşesinde durmayı hak ediyor.
Sis ve Gece, İstanbul’un sisli sokaklarında kaybolmuş gibi hissetmenizi sağlayan bir roman. Başta sadece bir cinayet soruşturması gibi görünse de, her sayfa sizi insan ruhunun karanlık ve kırılgan yanlarına biraz daha yaklaştırıyor. Karakterlerin sırları, şehrin gizemli atmosferi ve beklenmedik olaylar öyle bir örülmüş ki, sayfaları bırakamıyorsunuz. Okurken sürekli “bir sonraki adımda ne olacak?” diye soruyorsunuz ve gerilim kendiliğinden yükseliyor. Polisiye, gerilim ve insan psikolojisini bir arada deneyimlemek isteyenler için merak uyandıran bir roman.