Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Kübra Çelik Tarafından Yapılan Yorumlar
Türkçe öğretmenleri için gerekli bir kitap
pek işime yaramadı ama içeriği güzel
112 Öğretmenliğime Notlar, bir öğretmenin heybesinde biriktirdiği 112 farklı durak, 112 farklı kalp çarpıntısı gibi... Okurken kendimi okul koridorlarının o kendine has telaşında, bazen bir çocuğun ayakkabı bağcığını bağlarken, bazen de bir velinin kaygılı bakışlarını teselli ederken buldum. Müjdat Ataman’ın bu eseri bir yöntemler manzumesi değil; bizzat yaşanmışlığın, hatanın, başarının ve en önemlisi "insan" kalmanın süzgecinden geçmiş bir pusula.
Açılın Ben Öğretmenim, sınıfa giren o asık suratlı müfredatın yüzüne patlatılan neşeli bir kahkaha gibiydi. Müjdat Ataman’ın satırları arasında dolaşırken; kendimi tozlu tebeşir kokularının değil, bir çocuğun hayal gücünden sızan o taze ve dizginlenemez enerjinin içinde buldum. Kitabı okumak, otoritenin o kaskatı gömleğini çıkarıp, yerine cebi bilyelerle ve bitmeyen sorularla dolu bir önlük giymek gibiydi.
Beni en çok sarsan, "öğretmen" dediğimiz o devasa figürün, aslında bir çocuğun boyuna indiği anda ne kadar devleştiğini görmek oldu. Ataman, sınıfa bir hükümranlık alanı değil, bir "birlikte yaşama sanatı" olarak bakıyor. Okurken anladım ki; biz yetişkinler öğretmeyi bir görev sanırken, çocuklar bize aslında öğrenmenin o en yalın ve en vahşi heyecanını hatırlatıyor. Kitap, eğitim denen o gri denizi, bir anda rengarenk bir lunaparka çeviriyor.
Okurken kendimi, o klişe kişisel gelişim labirentlerinde kaybolmuşken, bir anda bir dostun sıcak sohbetinde uyanmış gibi hissettim. Beni en çok sarsan, o "perinin" gökten zembille inmesini beklerken, aslında her gün yanından geçip gittiğimiz küçük iyiliklerin, dürüstlüğün ve o kaybolmaya yüz tutmuş değerlerin ne kadar büyük mucizeler yaratabileceğini fark etmek oldu. İzgören, o kendine has nükteli diliyle zihnime bir soru işareti bıraktı: "Sahi, biz ne ara mucizeleri sadece kaf dağının ardında aramaya başladık?"
Kitabı kapattığımda içimde, hırsların gürültüsünden arınmış, daha duru ve daha umutlu bir tını kaldı. Anladım ki; gerçek sihir, dışarıdaki engelleri yıkmak değil, o engellerin ortasında bile "insan" kalabilme sanatını icra etmekmiş.