Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Kübra Çelik Tarafından Yapılan Yorumlar

30.01.2026

Nahid Sırrı Örik, bu eserinde insanın en "yasaklı" odasına, kıskançlığın o zifiri karanlığına bir fener tutuyor. "Kıskanmak", sadece bir dönem romanı değil; güzelliğin, sevginin ve ilginin dışında bırakılmış bir ruhun, Seniha’nın, sessiz ve derinden gelen intikam senfonisi.
Kitabı okurken Seniha’nın o buz gibi soğuk nefesini ensenizde hissediyorsunuz. Örik, iyilikle cilalanmış edebiyat dünyasına inat; haseti, hırsı ve bir başkasının felaketinden beslenen o gizli tatmini bir cerrah titizliğiyle deşiyor. Zonguldak’ın puslu atmosferi, karakterlerin içindeki o kömür karası duygularla harika bir uyum içinde.
30.01.2026

Bazı sırlar gündüzün ışığına tahammül edemez; ancak gece olup herkes uykuya daldığında, zihnin kilitli kapıları aralandığında ortaya çıkar. Bu kitap, bir annenin gece yarısı başladığı o tekinsiz yürüyüşlerin peşinden giderken, aslında bir ailenin üstü örtülmüş geçmişine, kırgınlıklarına ve sessiz çığlıklarına dokunuyor.Okurken kendinizi sürekli şu soruyu sorarken buluyorsunuz: "Annem geceleri nereye gidiyor? Sadece koridorlarda mı yürüyor, yoksa geçmişin tozlu sayfaları arasında bir çıkış yolu mu arıyor?" Yazar, o kadar tekinsiz ama bir o kadar da merak uyandıran bir atmosfer kurmuş ki, her adımda sanki siz de o uyurgezerin peşindeki bir gölgeye dönüşüyorsunuz. Gerçeklik ile rüya arasındaki o ince çizgi silindikçe, karşınıza çıkanlar sizi hem ürpertecek hem de derinden sarsacak. Bazı uyanışlar, uykudan daha karanlık olabilir...
30.01.2026

Kardeşimin Hikayesi: Duygusuz Bir Adamın En Derin Yarası
Bazı hikayeler vardır, size anlatılanla aslında olan şey arasında devasa bir uçurum saklıdır. Livaneli bizi o uçurumun kenarına davet ediyor. Emekli bir mühendis, sakin bir kasaba ve ansızın işlenen bir cinayet... Ama sakın yanılmayın; bu bir polisiye değil. Bu, "duygu hissetmeme" kararı almış bir adamın, aslında dünyanın en büyük hikayesini nasıl içinde sakladığının romanı.Kitap ilerledikçe, anlatılan hikayenin nerede bittiğini ve gerçeğin nerede başladığını ayırt edemez hale geliyorsunuz. "Aşk nedir?" sorusunu öyle bir yerden soruyor ki, bildiğiniz bütün tanımları size unutturuyor. Karakterin o soğuk, mesafeli duruşunun altında yatan sırrı çözmeye çalışırken, aslında kendi hayatınızdaki "görünmez bağları" sorguluyorsunuz. Kimin hikayesi daha gerçek? Kimin acısı daha derin? Ve en önemlisi; insan sevmeden yaşayabilir mi?
30.01.2026

Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatır ama etkisinden çıkamazsınız. Bu kitap benim için tam olarak öyleydi. Düşünsenize; bir evin bahçesinde öylece duran, gelip geçerken yüzüne bile bakmadığımız o dilsiz taşlar dile gelse ve bir ailenin en saklı, en sarsıcı gerçeklerini anlatmaya başlasın... Hem de hiç acımadan, olduğu gibi, tüm çıplaklığıyla.
Yazar bizi öyle bir eşiğe getirip bırakıyor ki; bir yandan o taşların bilgeliğine hayran kalıyor, diğer yandan insanın en çaresiz anlarında nasıl "uyum sağladığına" şahitlik ediyorsunuz. Kitapta ne olduğunu anlatmayacağım, çünkü bu hikaye anlatılmaz; o taşların soğukluğu ve anlatımın sıcaklığı arasında bizzat yaşanır. Sadece şunu söyleyebilirim: Bir çocuk, bir aileyi ya tamamen dağıtır ya da birbirine hiç olmadığı kadar mühürler. Peki bu ailede hangisi oluyor? İşte o sır, taşların arasında gizli.
30.01.2026

Bazen hepimiz her şeyi bırakıp gitmek, sadece kitapların ve kahve kokusunun olduğu bir yere sığınmak istemiyor muyuz? İşte bu kitap, tam olarak o sığınağın kendisi.
Yeong-ju’nun o bildiğimiz "başarı" hikayelerini elinin tersiyle itip bir mahalle kitabevi açması, aslında hepimizin içindeki o kaçış isteğinin en zarif hali. Kitapta öyle büyük olaylar, aksiyonlar ya da sarsıcı trajediler yok. Sadece insan var; yorulmuş, kırılmış ama kitaplarla, iyi demlenmiş bir kahveyle ve samimi bir sohbetle iyileşmeye çalışan insanlar...