Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

Kübra Çelik Tarafından Yapılan Yorumlar

03.02.2026

Fatih-Harbiye, Peyami Safa’nın bizi Doğu’nun o vakur ama yoksul Fatih’i ile Batı’nın o ışıltılı ama ruhsuz Harbiye’si arasında bir sarkaç gibi salladığı o eşsiz kimlik sancısı. Neriman’ın o Macit’in parıltılı dünyasına kapılıp kendi köklerinden uzaklaşma arzusu, aslında bir toplumun kendi aynasına bakmaktan korkuşunun hikâyesidir. Kitabı kapattığımda anladım ki; bir insan semt değiştirebilir, kıyafet değiştirebilir ama ruhunun tınısını değiştirmeye kalktığında asıl müziği büsbütün kaybedermiş.
03.02.2026

Melek Sanmıştım Şeytanı, Hüseyin Rahmi’nin insan doğasındaki o korkunç ikiyüzlülüğü, sahte dindarlık ve namus maskelerini nasıl birer birer indirdiğinin çarpıcı bir belgesi. Saf bir güvenin, hilekâr bir zekâ karşısında nasıl darmadağın olduğunu izlerken, yazarın o zehirli ama haklı mizahı bizi kendimize getiriyor. Kitabı kapattığımda anladım ki; dışı nur, içi kir dolu olanların en büyük silahı, karşısındakinin "iyilik" zannettiği o masum boşlukmuş.
03.02.2026

Bir Ölünün Defteri, Halit Ziya’nın bizi bir vicdan azabının ve imkânsız bir feragatin karanlık dehlizlerine soktuğu o hazin eser. Vecdi’nin sevdiği kadını (Nigar) en yakın dostuna bırakarak kendi hayatından vazgeçişini okurken, aşkın bir "saadet" değil, bir "yok oluş" törenine dönüşmesini iliklerimde hissettim. O defter kapandığında anladım ki; bazı insanlar yaşarken ölürler ve arkalarında bıraktıkları sayfalar, sadece bitmemiş bir matemin sessiz çığlığıdır.
03.02.2026

Bir Şeftali Bin Şeftali, sadece bir ağacın hikâyesi değil; doğanın adaletsizliğe karşı verdiği o sessiz ama görkemli başkaldırının destanıdır. Samed Behrengi, o küçük şeftali çekirdeğinin toprak altındaki mücadelesini anlatırken, aslında bize "onurlu bir yaşamın" nasıl yeşereceğini fısıldıyor. Okurken, ağacın meyvelerini zalim bir zengine değil de, onu sevgiyle sulayan o yoksul çocuklara (Ali ve Polat) vermek için nasıl direndiğini görmek içimdeki o sönmeyen umudu harladı
03.02.2026

Şık, sadece bir roman değil; Şatırzade Şöhret Bey’in şahsında, Batılılaşmayı bir kostüm balosu sanan koca bir devrin karikatürüdür. Hüseyin Rahmi, o meşhur Madam Potiş’i ve Şöhret Bey’i yan yana getirdiğinde; aslında trajik bir cehaleti, kahkahaların arasına gizlenmiş bir hicivle anlatıyor. Kitabı kapattığımda anladım ki; maymun iştahıyla kuşanılan o eğreti şıklık, karakterin çıplaklığını örtmeye asla yetmiyor.