Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Hüseyin Furkan Karamekik

Romanperver bir tababet ehli. 1996 yılında İstanbul'da doğdu. İlköğretim lise ve üniversite hayatını İstanbul'da geçirdi. Tıp doktoru olup İstanbul'da yaklaşık 9 ay pratisyen hekimlik yaptıktan sonra, aile hekimliği ihtisasına başladı. Halen İstanbul'da bir eğitim araştırma hastanesinde aile hekimliği asistanı olarak görev yapıyor. Meslek olarak tıp camiasına mensup ancak hayatın geri kalan tüm alanlarında fahri olarak edebiyat dünyasına mensup. Özellikle tababet, edebiyat ve tarihin birleştiği alanlarda gezinmeye bayılır.

Hüseyin Furkan Karamekik Tarafından Yapılan Yorumlar

Kitabın ismi, kapak tasarımı ve tanıtım tarzı ayağa düşmüş kişisel gelişim türünü çağrıştırıyor. Fakat bu kitabı o sınıf akoymak biraz haksızlık olur. Bir cerrahın gerçek bir bilim adamı titizliğiylr bir idda ortaya koyması ve onu enine boyuna araştırması; başka alanlardan da kendisine veri araması; iddasını çürütecek savları bizzat kendisinin ortaya koyması ve bunu tartışması kitabı daha nitelikli bir alana taşıyor. Bir tıp öğrencisi olarak bana çok şey kattı diyebilirim ve tıp öğrencilerine de "derslerin dışında ama meslek hayatına yönelik olacak bir kitap" okumak istiyorlarsa bu kitabı şiddetle öneririm. Onlara çalışma hayatlarına dair bir ufuk sunabileceğini düşünüyorum. Kitabın üslubu da iddasını her derde deva olan mucizevi bir iksir sunar gibi değil; sosyal bir guideline sunar gibi olduğu için de öğretici.
Ben Tarık Buğra'yı hikayeleriyle sevmeye başladım ve benim edebiyattaki kahramanım oldu. Hikayeyi de Tarık Buğra ile sevdim diyebilirim: Tarık Buğra aslında romancılığıyla daha çok ön plana çıkmış bir yazar olmasına rağmen.
Türk öykücülüğünün en güzel hikayeleri olmasına rağmen Tarık Buğra'nın hikayeleri uzunca bir süredir basılmıyordu. Hatta sahaflarda bile neredeyse bulamıyprdum. İletişim Yayınlarının ayrıca yazarın daha önce basılmamış hikayelerine de yer vermesi güzel olmuş. Fakat atmosfer hikayeciliği, tahlil hikayeciliği teknik hatayı pek kaldırabilen bir tür değildir. Yayınevi kendisine yakışmayacak derecede çok imla hatası yapmış yahut metni iyi bir editöryel çalışmadan geçirmemiş. Bütün bunlara tağmen Tarık Buğra'nın hikayeciliği güneş gibi parlıyor. Umarım yazarın zamanında yazdığı diğer hikayeler de basılır
Serinin ilk kitabı olan "Doppör" kadar vurucu değil hatta iş biraz fazla goygoya alınmış. Ama yine de bu kitabı okumanın tek sebebi hikayenin devamı olmaıs değil. Parmak bastığı güzel noktalar var. Kurgu biraz sarpa sarsa da, hatta "ben ne okudum şimdi?" dedirtse de bazen, Erlend Loe dimağımda hoş bir tat bıraktı. İyi ki okumuşum bu romanları diyebilirim. Ama tabi serinin ilk kitabında romanı roman yapan unsurların çok dengeli bir şekikde ortaya konmasının doğal olarak ortaya çıkaracağı o beklentiyi pek tatmin etmediğini de göz önünde bulundurmak gerek.
Kurt Vonnegut yazdığı türün nitelik olarak neresinde, bunu değerlendirecek kadar kara mizah okuma birikimim ve deneyimim yok. Ancak şunu diyebilirim ki. Okurken absürt-gerçekçi bir Amerikan komedisi izlemiş gibiydim. Rada kültür farkı olmasına rağmen Amerikan tipi mizahi diyaloglar beni güldürdü diyebilirim. Vermek istediği mesajlar da etrafımızd abuna benzer şeyleri sıkça görüyor oluşumuzdan olsa gerek fazla şaşırtmadı, yahut dokunmadı. Bu da bir modern zamanlar deformasyonudur zannımca
Derginin poetik ve kuram yazılarını çok beğeniyorum. Özellikle bunsayıda yer verdikleri Amerikalı bir yazarla yapılan söyleşiye bayıldım. Fakat kurgu-metinlerin(hikaye) editöryel düzenlemelere ve yönlendirmelere ihtiyacı var. Fantastik-mistik kurgu hikayeler Türk öykücülüğü için yeni bir eşik oluşturabilir fakat hikayelerin genelinde tespit ettiğim: dil zevki ve üslup kurguların gerisinde kalmış. Joseph Conrad'ın çok sevdiğim bir sözü var: "Eğer bir yazı, sanat eseri olma iddası taşıyorsa bunu her cümlesinde kanıtlamalıdır."