Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
murat_tprkk Tarafından Yapılan Yorumlar
Gerçek ile düş'ün paralellik gösterdiği, izlenimsel olan ile zihindeki etkisinin yer yer çatıştığı, adeta bir sinematografik etkiyle kaleme alınmış, Edgü'nün er/öğretmen olarak Hakkâri'de bulunduğu yılları da kapsayan ve yine Hâkkari'nin kışının, baharının pastoral bir anlatımla okuyucuya sunulduğu bir roman Hakkâri'de Bir Mevsim. Ferit Edgü bu romanında hemen hemen tüm roman tekniklerini bir arada kullanmış sanki, iç monolog, (iç konuşma) dış monolog, (dış konuşma) bilinç akışı ve flashback (geri dönüş) gibi roman tekniği bağlamında ele alınan anlatım şekillerine bir de şiirsel gerçeklik gibi okuyucuyu düzyazıdan çok şiir okuyormuş hissiyatına sevk eden bir anlatım katmış. Sinemaya da uyarlanan bu gerçek/düş eseri herkesin mutlaka okuması gerekiyor bence
Savaş her zaman her iki tarafa da kaybettiriyor, ama ezilen, soykırıma uğrayan halkın yıkıntıları daha büyük oluyor, bilindiği üzere Sırpların bulundukları yerlerde (çoğu yerde azınlık durumunda olmalarına rağmen) Büyük Sırbistan'ı kurma hayalleri neticesinde Boşnak halkına uyguladıkları yıldırma, kaçırma çatısı altında ama esasen soykırım uygulamaları tüm dünyanın (o zamanlar nedense kimsenin değil) malumu, böyle bir politika içerisinde olan Sırplar, yıllardır Balkanlarda sorunsuz bir şekilde iç içe yaşayan insanları ayrıştırma yoluyla hedefine adım adım ilerlemek istiyor, Boşnak halkına yapılan bu zulmü, bu soykırımı, tüm dünyanın önüne bir kez daha sermek istemiş Ayşe Kulin Sevdalinka'da, gerçeklere ışık tutan, bizi de çoğu şey hakkında fikir sahibi yapan bir eser çıkmış ortaya bunun neticesinde de, kefiyle okunası ama yer yer de bizi üzen bir eser Sevdalinka, herkese keyifli okumalar diliyorum..
Her hastalık (pandemi) sadece ortaya çıktığı yerin değil tüm dünyanın sosyoekonomik, sosyolojik dengesini altüst ediyor. Toplum bilinci ile hareket eden kitleler zamanla özüne dönüp ben merkezli hareket etmeye başlıyor, bu da dolayısıyla sınıfsal farkları doğuruyor fakat hastalık ne zengin ne de fakir dinliyor.
Jack London kurguladığı bu metinde tüm dünyayı saran bir salgın üzerinden insanlığın yitirilişini, değer yargılarının nasıl yerle yeksan olduğunu, yeni düzen ile eski düzen arasındaki uçurumsal farkları ortaya koyuyor. Dolayısıyla buradaki salgını bir metafor olarak düşünmek daha doğru olacaktır kanımca, London yüz on yıl önceki tespitleriyle günümüzü ışık tutuyor adeta ama görüyoruz ki hala bundan bir pay çıkaramamışız.
Çehov bu öyküsünde evlilik çatısı altında aslında bireyin topluma yabancılaşma ve benlik arayışını irdeler. Nihayetinde karakterimizin severek evlendiğini sandığı fakat sonrasında buna anlam dahi veremediği bir yaşam serüveni ortaya çıkar, bu benlik arayışı ve toplumun içinde yer edinme kaygısı Laptev'i sürekli yanlış tercihlere yönlendirdiği gibi bu düzende kendisini sorgulama imkanı buldukça yaşamın ve evlilik kurumunun ona verdiği olumsuz etkileri görürüz, çünkü severek evlendiği Yulia ona aşık değildir, üç yılın sonunda da kendi dünyasının farkına varan Laptev bu evlilikten soğur, bu çift yönlü paradigmaların, ailesel sorunların ve toplum içinde deyim yerindeyse oturacak bir boş koltuk bulamayışın Laptev'in üzerinde bıraktığı izlere(her ne kadar bu evlilik kurumu üzerinden anlatılsa da) Çehov'un o muazzam anlatışıyla şahit oluruz.
Nazlı Eray büyülü gerçeklik akımının etkilerini ilmek ilmek işlediği, sıradan insanların öyküleriyle çıkıyor bu kitapta karşımıza, yaratılmak istenen o dünyanın, o anın, o sezgisel büyünün içinde adeta kayboluyorsunuz, olağan ile olağandışının bir arada yer aldığı bu öyküleri okumanızı salık veririm.