Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
evrimkitapyurdu Tarafından Yapılan Yorumlar
Rüya’ sını ararken esrarları ve işaretleri kavramaya çalışıyor Galip. Fotoğrafları, yüzleri, kelimeleri ve nesneleri okumanın peşine düşüyor Galip. Beğenimi anlatmak için uygun cümle bulamıyorum. Öyle bir yazar ki Orhan Pamuk; on ikinci bölümünün sonunda kurduğu tek bir cümle 2,5 sayfa sürüyor mesela. 2,5 sayfa boyunca klişelerden, çirişli romantizmden ırak, tertemiz, tereddütsüz bir sevme hali okuyorsunuz. Ve sonra tekrar tekrar okuyorsunuz o cümleyi (anlamadığınız ya da cümlenin başını unuttuğunuz için değil, yazarın edebi hünerine tutulduğunuz için üstelik!) Edebiyatın mucizevi gücüne ve detayların önemine bir kez daha inandım. İşaretler veren, yeni kapılar açan şahane bir roman.
Yazarın biyografisine bakınca Salomé tanışmak için sabırsızlanmıştım. Ancak kitabın bana çok şey kattığını söyleyemeyeceğim. Kolayca okunuyor, güzel alıntılar veriyor ama çok da yeni bir şey söylemiyor ya da tutkulu bir tarzda söylemiyor bence. 1800’lerin sonlarına göre değerlendirilince elbette çağın ötesinde yaklaşımlar... Yine de roman olarak ne edebi açıdan, ne kurgusal açıdan, ne de fikirsel açıdan beni tatmin etmedi. Başka kitaplarına şans vermek istiyorum.Yazarın kendi hayatı, yazdıklarından çok daha enteresan geldi. Kitap dil ve anlatım olarak kötü değildi tabii ki ama sıradandı. Okursanız sıkılmazsınız ama beklentinizi çok yüksek tutmadan, eğlencelik bir kitap olarak okuyun derim.
Son dönemde sevdiğim çokça kitap ve etkilendiğim nice karakter oldu, fakat hiç birisi Yusuf kadar derinden etkilemedi beni. Sükûtu, gururu, kederi, saflığı, ikilemleri, çaresizliği, saadet tanımları ile içimi burktu. Salahattin Bey’in hayata dair öğütleri beni uzun uzun düşündürdü. Bazen çileden çıkarak, huzurum kaçarak ve bazen feci bunalarak okudum kitabı. Bunalttı çünkü çok gerçekçi, çok iyi yazılmıştı bence.
Saramago içindeyken özgür ve demokratik sandığımız düzenin kör noktalarını, cadı avı, medyanın iktidarın sesi olması, kitlelerin hafızasızlaşması... gibi bıçak sırtı konuları, yine kendine özgü tepkisel anlatımıyla yazmış. #Körlük romanında okuduğumuz beyaz körlük salgınından sonra 4 sessiz, tepkisiz yıl geçmiştir ve şimdi ülkede belediye seçimleri yapılacaktır. Sandıklar açılıp da oyların yüzde 83’ü boş oy çıkınca hükümet durumu anarşist bir eylem olarak ele alıp, yayılmaması için sıkıyönetim ilan eder ve başkent abluka altına alınır. Yine büyük bir kaos oluşması beklenirken kentte olağandışı bir düzen hali ve sessizlik hüküm sürmektedir. İlk romanın kahramanları hikayeye dahil oldukça bilinmeyenler zinciri ve heyecan artar... Severek okudum.
Yine bir solukta okunan bir Stefan Zweig kitabı. Ne yazsa okurum dediğim bir yazar Zweig. Psikolojiye duyduğu ilginin, karakter analizi ve duygu tasvirlerindeki başarısına katkıda bulunduğuna inanıyorum. Korku’nun baş kahramanı Irene, avukat eşi ve iki çocuğuyla gösterişli bir hayat süren, maddi kaygısı olmayan bir kadın. Bu konforlu ve tasasız hayattan sıkılan Irene, genç bir piyanistin ile ilişki yaşamaya başlıyor. Bu kaçamaklardan haberdar olan bir şantajcı Irene’yi tehdit etmeye başlayınca, sıkıldığı her şeyi bir anda kaybetme riskiyle karşılaşan Irene’in düştüğü korku girdabını, Zweig’ in muazzam cümleleriyle okuyoruz