Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

sukrukesim Tarafından Yapılan Yorumlar

22.07.2008

Russell,kitabina günümüz dünyasinda evlilik konusunda etkin olan iki farklı düşünce sistemine karşi muhalif duruşunu sergiliyor başliyor.Bunlardan ilki herşeyin kökenini ekonomi olarak gören Marks'in görüşleri,diğeri birçok davranişin temelini cinselliğe bağladiğini belirten Freud'un öğretisi..Yazar bu iki görüşün noksanlıklarına okuyucunun dikkatini çektikten sonra gunumuzdeki aile anlayiş,ataerkil ve anaerlik toplumlardaki aile yapılanmasi,cinsellik tabusu gibi konulari irdeliyor.Kitabi okurken zaman zaman yazarın hiçbirşeyin sınırını koymayan,uçari ya da aşiri özgürlükçü düşüncelerinin olduğu yanılsamasına kapilsani da durum boyle değil.Yazar,her eyleme izin veren br görüş ortaya koymadiğilni,fakat onun anlayişindaki otokontrol sisteminin kişinin kendi haklarına sınır koyması değil de,başkalarına karişmamak için kendini sınırlaması olduğunu ısrarla vurguluyor..Hepimizi ilgilendiren,hayatin içinden bir konunun entellektüel yorumunu zevkle okuyacağınızı umuyorum.
22.07.2008

Şüphesiz Sigmund Freud'un bu eseri rüyalar üzerine yapılmış en kapsamlı araştırmaları barındırıyor...Düşlerin malzemesi,düşlerin reel yaşamla olan ilişkisi,düşlerin rubilimsel özellikleri ve doğru yorumlama şekilleri gibi mevzuları çok geniş kapsamlı ele alan bu eser,özellikle bilinçaltının zihinlerdeki işlevlerine ve parapsikolojiye ilgisi olanlar için,vazgeçilmez bir kaynaktır diyebiliriz..Eserin ilgi çekici yonlerinden biri Sigmund Freud'un düşlerin yorumlarini ele alan bilimsel kaynaklarla ilgili düşüncelerini okura sunmasi..Aristoteles,Artemidorus,Hildebrant,Strumpell,John Dubbock gibi yazarların bu konu hakkındaki çalişmalarini okuyucuların incelemeleri,yazar bizlere öneriyor..Düşlerin tasarımındaki amacın insanlari reel yaşamdan uzaklaştirmak mi,yoksa tersine düşlerin malzemesinin gerçek yaşamdan bağımsız olamayacaği düşüncesinin geçerli olmasi gerektiği tartişmasinin yaniti, birbirinden değerli yazarların görüşleri alıntı yapılarak ortaya konulmuş...Düşlerin hangi koşullarda bir isteğin doyurulmasi amaciyla tasarlandiği,hangi şartlar içerisinde beyinde biriken enerjinin boşaltılmasi işlevi gördüğü gibi soruları da bu kaynakta kendi kendinize tartişacaksiniz...Psikoloji bilime ilgi duyan,rüyalarin esrarengiz,mistik dunyasini ve çetrefilli lisanini merak eden değerli okuyucularin baş eseri olacaği şüphesiz
21.07.2008

Bu yıl okuduğum eserler içerisinde beni en fazla etkileyen kitaplardan biriydi diyebilirim..Dili son derece yalin,akici ve okumak için ayrica bir eğitim almanıza gerek yok;fakat çok seçenekli düşünmeniz gerekiyor.Albert Camus'un önsözüyle başlayan kitap,OrtaÇağ'da kurulan Engizisyon mahkemelerinin dini ideoloji kullanarak cadi kavramini insanlara kabul ettirdiğini;bugun ise bilimin gücü kullanılarak "deli" kavramının zihinlere dayatildiğini ikisi arasında çok çarpici benzerlikler ortaya koyarak bizlere sunuyor.Yazar, organik hastalıklarla akıl hastalıklarını birbirinden ayirt etmek için birbirinden güçlü tezler ortaya sunuyor.Örneğin Deutsch,Gregory Zillboorg gibi psikiyatristlerin Ortaçağ'da cadı ya da şeytan diye nitelendirilen insanlarin aslinda akıl hastasi olduklarını soyleyerek eskiden kalan teolojik devletlerinin cadiyi iyileştirici vaatlerinin yerini,bugun kurumsal psikiyatrinin bilimsel yontemleri çarpitarak yine akıl hastasi olarak tanımladıkları kişiler üzerindeki baskısı aldiğini çarpici bir şekilde sunuyor.Deli diye birşey olmadiğini,akıl hastalığı dediğimiz şeyin istenmeyen davranışlar bütünü olduğunu öne sürüyor..Sapmayi yaratan şeyin toplum olduğunu,sapma dediklerimizin toplumun kurallarin ihlali olduğunu gösteriyor.Böyle bakıldığında sapmanın bir davraniş bozukluğu değil diğer davraniş sahiplerinin düzenlediği bir metot olarak görülmesi gerektiğini düşünüyorsunuz..Yazarın aklıma kazinan şu sözleri dikkate almaya değerdir:"Psikiyatristlerin en büyük yalanı hastayı kendinden ve toplumdan koruduğudur,çünkü bu tıp dunyasinda özerk bir alanı tekelinde tutan psikiyatristin en önemsiz özelliğidir.Ne var ki bunun vurgulanması birçok çevrede hoş karşılanmıyor".Bütün bunlari ticari kaygı taşimayan ve sadece insanlarin kendi ruhsal durumundan rahatsiz olduklari,zorla kapatilmayi reddettikleri durumlarda onlara karşi uygun tedavi yonteminden yana olan doktorun ağzindan duymak çok ilgi çekici.Onun bu etik ve ayricaliği hakeden muhalif duruşu fikirlerine katilsak da katilmasak da dikkate değerdir.

Kitabın bir başka olumlu özelliği kategorilere ayrilmiş başlıklar altında yine bu konuyla ilgili önemli düşünürlerin sözlerinin yer almasi.Sarte,T.S.Eliot,Michel Foucault,Soren Kieergaard,Dostoyevski gibi ünlü yazar ve düşünürlerin konuyla ilgili sözlerine rastlamanız mumkun...
Deliliğin Tarihi,Kliniğin Doğuşu gibi eserleriyle bu konuya değinen ve çağa damgasını vuran Foucault'un yapitlariyla ilgilenenler bu kitabi mutlaka okumalılar.
14.02.2008

Antonin Artaud'un Tanrı Yargısının İşini bitirmek için adlı kitabı okuduğumda ilk olarak şunu anımsadım:"Filozof ve ozan olmak için deli olmak gerekir".Başka bir dünyasi var O'nun.Sözlerini ve sıradişi uslubunu anlaşilmaz kılan işte O'nun bu çetrefilli dünyasidir diye düşünüyorum.Varliği şiddetle aşağilar,bedeni binbir türlü mikroba bulamiş toplumsal güçlerden nefret eder.Onlara adeta öfke kusar.Bu yüzden bedenini yenilemek ister ve bu bedeni patlamaya hazir birakir( Her şeye öyle ayar vermeli ki ramak kalsın patlamaya) Tutuguri KARA Güneş Ayini bu patlamaya bir hazirliktir...Antonin Artaud siradişi kişiliği,olağanüstü soyut zekasiyla beni korkutmayan tam tersine en çok heyecanlandiran isimlerin başında geliyor.O'nu anlamanin tek yolu hayata deli gibi bakabilmekte..Bu delilik övülmeye değer bir deliliktir dostlarim..
14.02.2008

Kitap,nesne ve insan ilişkileri konusunda çok boyutlu düşüncelere sahip olmak konusunda oldukca başarili..Gaston Bachelard ateş ve hayale verdiği Empedokles karmaşasi adi altinda, ateş va tarihöncesindeki süreci anlattiği Novalis karmaşasi adi altindaki başliklariyla ateşin bilisinin insan zihnindeki belirleyici etkilerinin özüne,derinlerine iniyor ve tam anlamiyla ateşin psikanalizini sizlere sunuyor.Gaston Bachelard daha da ileri giderek ne Empedoklesi'in yazdiği Holderlin'in ne de ateş hakkinda bugune kadar beyanatlarini sunan kimyacilarin ateşin insan zihnindeki belirleyici etkilerin diri diyalektiklerine bu şekilde yaklaşmadiğini öne sürüyor..