Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

aziz_bilge Tarafından Yapılan Yorumlar

22.03.2013

Uzak Noktalara Doğru,1995’te yayımlanmış bir kitap. 1996’da Sait Faik Hikâye Armağanı’nı almış.Uzak Noktalara Doğru iki bölümden oluşur. Birinci bölüm: Perişanız Gecenin Karanlığında. Bu bölümde dört öykü var. İkinci bölüm: Uzak Noktalar adını taşır. Bu bölümde altı öykü vardır. Argo, içki, afyon, küfür. Tam bir kurmaca, yer yer esprili bir dili var. Ormanın İçlerine Doğru birinci bölümün son öyküsüdür. Uzun ve iç içe geçmiş bir metindir. Hayali ve geçmişe dayalı bir anlatım. İsimler aynı. İkinci bölüm: Uzak Noktalar adını taşıyan ikinci bölümde ilk ve ikinci öyküler Kargalar Rotası ile Susunuz Kuşlar Susunuz öyküleri kurmacanın sınırlarını hayli zorluyor.
06.03.2013

Ahmet Örs’ün ilk kitabı olan Yüzümüzü Ağartan’da “başkaldırı, isyan” temaları pek çok öyküde kendisini hemen belli ediyor. Edebiyatı,“Yoksul çocukların, çaresiz babalarıyla aynı karede buluştukları trajik fotoğraflar”ı , “Kuyulara doldurulup her gün biraz daha uzayıp gitmiş kayıp listesine eklenenlerin sessiz çığlıkları”(Fotoğrafa Dönüşen Edebiyat) olarak gören Örs, öykülerinde haksız zulümlerin, savaşların, katliamların, yoksulluğun ve hayatın acı gerçeklerinin karşısında ezilen insanlara yer vermiştir. Kızıl Kanlara Boyandı Derimiz, Kalkacağım Düştüğüm Yerden, Mülteci Yüreğim Direnişi Seçen’de savaş mağduru çocuklar; Bir Kurşun Bile Çok Gelir Bize, Çocuk, Kerbela Çölünün Suyu Hüseyin’de ekonomik sıkıntıların, yoksulluğun mağduru çocuklar; Çöker Hüznü Acıların Yüreğime de ise kaçak yollardan yurtdışına, rızkını idame ettirmek için eşinden, çocuklarından ve doğup büyüdüğü diyarlardan ayrılmanın sıkıntısını yaşayan Şehmus’tur, Örs’ün kahramanları.

Öykülerin genelini düşündüğümüzde çocuk ve kadın karakterlerin çokluğu dikkatimizi çekiyor. Belki de hem yaşadığımız toplumda hem de dünyada her iki kesimin daha çok mağdur olması yazarı böyle bir tercihe yöneltmiştir. Sade dili ve akıcı üslubu olan metinler oldukça kolay okunuyor. Örs’ün öykülerini kaleme alırken zorlamaya prim vermediğini görüyoruz. Öyküleri uzatma endişesi yaşamamış, bittiğine inandığı noktada çekmiştir kalemini kağıttan.

06.03.2013


Torunlar, 1915 felaketi akabinde Müslümanlaştırılarak ya da başka şekilde hayatta kalan Ermenilerin kendileri, çocukları ve torunlarından neden bu kadar geç haberdar oluşumuzu sorguluyor. Kitapta yirmi beş kişiden dinlenilen yirmi beş ayrı hikaye mevcut. Hepsi birbirinden acı, hüzünlü hikayeler. Parçalanmışlık ve köksüzlük halleri... Dışlanmışlıklar ve dışlanmamak adına gösterilen olağanüstü gayretler… Dedelerinin, ninelerinin ya da anne ve babalarının hikayelerini anlatan bu kişilerden yalnızca Bedrettin Aykın ve Berke Baş gerçek isimleriyle yer alırken, diğerleri rumuz kullanmışlardır. İçimizde yaşayan bu insanların kimliğini saklamak zorunda oluşları ne acı. Kim olduğunuzu, milliyetinizi ve kültürünüzü saklayacaksınız ve size yabancı farklı tipler çizeceksiniz. Kimi kişilerin kimliklerini saklamak adına ve toplum tarafından dışlanmamak adına mesela Türk olmadıkları halde bir Türk’ten daha fazla Türk milliyetçisi görünümüne bürünmesi ise ayrıca düşündürücü.
06.03.2013

“Şiir Konakları” önsöz ve indeks dışında “şiir ve şair merkezli inceleme, eleştiri ve deneme” tarzında on sekiz metinden oluşmaktadır. Eser, “Güzel Sanatlar ve şiir” metni ile başlar. Bahsi geçen yazısında Karataş, öce sanatın tanımı, şubeleri ve işlevine dair genel tespitlerden sonra müzik-şiir, resim-şiir, sinema-şiir ve son olarak da mimari, heykel- şiir ilişkilerine; bunların farklı yönlerinin yanı sıra birbirlerinden faydalanma biçimlerine değinmiştir.“Güzel Sanatlar ve şiir” dışında eserdeki metinlerin bir kısmı şiire dair bir konuya açıklık getirmek, şiirimizin bugünkü haline/problemlerine değinmek amacıyla yazılmıştır.(Bugünkü Türkçe şiirde duygu ve ses yitimi, Şiir deyip yazıp geçmek, Bugünkü şiirimizin zaafları, Dergilerde kalan ‘şair’, Şiir ve hakikat, Şiir hırsızları, Şiirde anlatma imkânı olarak kahraman ve ‘Taha’ örneği, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Uykusuzluk” şiirindeki değişmeler, Şiirden kuşatmayı kaldıralım) Bazı metinler bir şairin bütün külliyatı okunarak/incelenerek oluşturulmuştur.(Şiire geç varan ırmak : Ülkü Tamer, Korku ve Yakarış; ‘Büyük Su’da durulma vaktinin ürünleri, Akif İnan’ın şiiri, Hüseyin Atlansoy’un şiirine içten bir bakış denemesi, Mustafa Aydoğan’ın şiiri üzerine) Şiir Konakları’ndaki kimi metinler ise şairin şiirlerindeki yoğunlaştığı bir tema üzerine kaleme alınmıştır. (Şairin evde bulunma hali, Arif Ay’ın şiirlerinde medeniyet eleştirisi) Bir de tek örnek olarak bir şairin tek eserinden harekele yazılan metin örneği mevcuttur.(Biz ‘Kırk Şiir’iz birbirimize benzeriz)
06.03.2013

İki Darbe Arasında
İlginç zamanlarlardan bahsediyor İskender Pala, İki Darbe Arasında. Gerçeklerin üstünün kolayca örtüldüğü, kanunun gücü yerine gücün kanununun hüküm sürdüğü ilginç zamanlardan… Divan şiirini geniş kesimlere sevdiren adam olarak tanımıştık Pala’yı. Özel yaşamına dair çok bir şeyi bildiğimiz yoktu. Zaten asıl olanda özel yaşamı değil, eserleriydi edebiyatta. Ancak bazı insanlar vardır ki sadece kendi özel yaşamlarını yaşamazlar; bir kesimin yaşadığı hayatı temsil ederler. Toplumda önemli bir yeri dolduran bu kişilerin yaşadığı o ‘ilginç zamanları’ bilmek bizim için önemli diye düşünüyorum. İskender Pala, milletimizin kaderini derinden etkileyen 12 Eylül ve 28 Şubat Darbeleri arasında TSK bünyesinde yaşadıklarını ve bir “YAŞ” kararıyla ordudan atıldığı günleri intikam hissine kapılmadan anlatmış. Onca yaşanmışlığın ardında Pala “Çok şükür ki mazlum oldum, zulmeden olmadım!” diyor eserinin son cümlesinde.