Toplam yorum: 3.284.933
Bu ayki yorum: 6.439
E-Dergi
kanonsuz okur Tarafından Yapılan Yorumlar
Serinin bu son kitabında artık yazar olarak tanınmış bir kadının, normal olma çabasını görüyoruz. Ne yaparsa yapsın yazarken rahatlıyor, geri kalan her şey hayatın yoruculuğu oluyor. Yazdıkları ise nefes almak gibi kendiliğinden geliyor, hiçbir çaba sarf etmiyor, hep tanıdığı ve bildikleri kaleminden süzülüyor.
Kitabın orijinal dilindeki başlığı evlilik/zehir olarak çift anlamlı ama dilimize böyle çevrilmiş olması ilginç bir anekdot.
Kitap bir nevi “İnsan ileri mi gitmeli, yoksa durmalı mı yerinde?” sorusunun peşinden sürükleniyor. İki asır önce yazılmış olmasına rağmen kariyer hırsı uğruna insanı es geçen bir zihniyeti vurguluyor.
Oblomov modern dünya algısıyla bir anti kahraman. Hırs yoksunu, miskin, tembel. Ama bu özellikler bilgisizliğinden değil. Bağımsız bir şekilde, mecburiyet olmadan, istediği zaman istediği şeyi yapabiliyor olmanın özgürlüğünü yaşıyor. Makineleşmiş insanı eleştiriyor. Marx daha Kapital’i yazmadan önce o yabancılaşan ve durmak nedir bilmeyen insanı anlatıyor. Karakterin vazgeçmişliği ise herkesin yalnızca kendisini sevmesinden, kimsenin anlamak için çaba göstermeyişinden kaynaklanıyor.
Yazar çeşitli filozof ve yazarların yürümek üzerine düşünceleri ile yazdıklarını alıntılıyor, geniş bir yelpazeyle metinlerarasılık yaratıyor. Yürümenin keşif duygusuyla paralel tutulduğu ve bilmekle ilişkili görüldüğü metinde yürümeye dair farklı dillerdeki etimolojik kökenlere de iniliyor.
Metin ufak cümleler, bağırmayan kelimeler ile sadeliğin estetiğini yansıtıyor. Okurla direkt iletişimi yansıtan “sen”li hitap şekli ise metnin etkileyiciliğini artırıyor.
Kitapla beraber görüyoruz ki… Hayat büyük soruların olduğu değil, küçük soruların bir bütün ettiği yaşantıdır. Halbuki kendimizi o koca sorularla değerli addetmek için ne de çırpınırız. Ama büyük soruların cevabı yoktur, hayat ne isterse öyle olur.
Kitapta tek başına adaya savrulan bireyin tekrar insan olduğunu hissettiği an, yazmakla başlıyor. Yoksunluk halinde erdem anlayışı değişiyor. Klasik din anlayışı; fedakârlık ve kendini bırakmak, adada onu ölüme sürükleyeceği için kötülük olarak addedilen egemenlik kurmak, onu yaşatacak şeye dönüşüyor.
Cuma’nın gelişiyle egemenliğini onun üzerinde de kuruyor, beyaz adamın yeni dünyadaki tavrını takınıyor. Ancak insan, ötekinin yansımasıyla gülüyor. Gülmek ise en büyük devrime dönüşüyor. Modern hayata ait olan metanın depolandığı yerin patlamasından sonra ise her şey yumuşuyor, medeniyet kaybediyor.