"Ah Raif Efendi, hayat bir oyundur; doğru hamleyi yapmamak değil, doğru bildiğin hamleleri yapmaktan kaçınmak bizi senin hallerine düşürecek…
Son sayfaların yaklaştığımda okuma hızımı yavaşlattığımı gördüm. Bu kitabın bitmesini istemiyor ve yeni bir maceraya atılmak istemiyordum. Hep o büyünün içinde yer alarak sarhoş kalmak istiyordum. O melankoli bana tatlı bir sarhoşluk vermişti. Lirik bir akıcılıkla Raif ve Maria’yı çok sevmiş, kitap bittiğinde hayatımdan çıkacaklarını hissediyordum. Hâlbuki ben onlara o kadar bağlanmıştım ki… Sonu buruk bir aşka hikâyesiydi Kürk Mantolu Madonna… Belki bir Yeşilçam klasiğinde görmüş belki de kendimiz yaşamıştık. Ama Sabahattin Ali onu öyle bir üslupla anlatmıştı ki bu hikâye bizden birinin hikâyesi oluvermişti. Bunu biz bile yaşamışsak farkında değildik. Yazar:” Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?” diyor. İşte bizdeki gerçeklere ayna tutan da Sabahattin Ali olmuştur.
Sıradan gördüğümüz, hiçbir özelliği olmadığını düşündüğümüz insanların içinde nasıl yaşamların saklı olabileceğine dair mükemmel bir bilgelik ve samimiyetle bana ders verdi bu eser.
Kitaptan bazı bölümler vererek kitabın içeriği ve yoğunluğunu size anlatmış olalım:
*Nedense, hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara, sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, alaka ve merhamet göstermek isteriz. (s:15)
*Her şeye hazır bulunan ve kimden ne geleceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür? (s:23)
*İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rasgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.(s:33)
*Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan bir insanın vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat bu hep böyle değil midir? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz? (s:88)
*Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.(s:110)
*Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. (s:127)
*Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. (s:153)"