Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Cansu Özmen Tarafından Yapılan Yorumlar
Kitap bende sessiz ama çok derin izler bıraktı. “Veda Etmiyorum” derken aslında hem insanlara hem de acılara tutunuyor Han Kang. Kolay bir kitap değil; yavaş yavaş, sindire sindire okunması gerekiyor. Ama o yavaşlık seni boğmuyor, aksine içine çekiyor. Kar, sessizlik, yas hepsi çok ince işleniyor.
Tarihi bir arka planı var ama asıl mesele o acıların nasıl nesilden nesile aktarıldığı. Kitabı okurken sadece geçmişe değil, bugüne de bakıyorsun. İnsanın içinde yıllarca taşıdığı duygular, söyleyemediği cümleler… hepsi bir şekilde ruha dokunuyor.
Kitap bitti ama o kar taneleri hâlâ içimde yağıyor gibi…
”Her duygunun bir hikâyesi vardır.”.
Seniha’yı sevmek zor ama anlamadan da edilemiyor. Hayat boyunca ikinci plana atılmış, dışlanmış, ötelenmiş bir kadının iç dünyasında dolaşmak hem üzücü hem de düşündürücü. Kıskançlık sadece bir duygu değil burada; insanın iliklerine kadar işleyen bir yara gibi kabuk bağlıyor.
Dili zaman zaman eski gelebiliyor. Ancak yazar, insan ruhunun karanlık kıyılarını cesurca anlatıyor. Kolay hazmedilen bir kitap değil ama sindire sindire okunduğunda çok şey bırakıyor insanda. Tavsiye ederim, hele ki psikolojik derinliği olan romanları sevenlere..
İdeolojilerin genç kalpleri nasıl sarsıp şekillendirdiğini anlatan “sancılı” bir roman.
Romanda, dönemin siyasal çalkantıları arasında sıkışıp kalan gençlerin, idealleri uğruna verdikleri mücadele ve bu mücadelenin iç dünyalarında yarattığı “sancı” derinlemesine işleniyor. Yazar, karakterlerin psikolojik çözümlemelerini ustalıkla yapıyor.
Gerçek olaydan esinlenilen bu romanda Dursun ve Leyla arasındaki ilişki de sevgiyle ideoloji arasında sıkışmış, iki farklı kutupta yer alıyor.
Sancı, yalnızca bir dönemin hikâyesi değil aynı zamanda insanın idealleri uğruna neleri göze alabileceğini sorgulatan güçlü bir eser.
“Bir kitap ne kadar hüzünlü olursa olsun bir hayat kadar hüzünlü olamaz.”
Agota Kristof’un “Büyük Defter / Kanıt / Üçüncü Yalan” adlı üçlemesi, tek ciltte birleşen ama katman katman açılan sarsıcı bir anlatı. Basit gibi görünen cümlelerle yazılmış bu roman, savaşın, yoksunluğun ve insanın iç dünyasındaki bölünmenin en sert halini yansıtıyor bizlere. İkiz kardeşlerin hikâyesiyle başlayan anlatı, gerçeklik ve kurgu arasındaki çizgiyi her bölümde daha da belirsizleştiriyor. Neye inanacağınızı bilemeden, metnin içine sıkışıp kalıyorsunuz. Kitap ilerledikçe anlatıcılar, zamanlar ve olaylar sürekli yer değiştiriyor; her “hakikat” bir diğerinin yalanı oluyor. Bu eser, sadece savaşın değil, insanın kendiyle olan savaşının da romanı. Kristof’un dili tokat gibi: sade ama delip geçiyor. Son sayfalarda ise tek gerçek kalıyor: Hiçbir şey kesin değil. Ama acı gerçek gibi hissettiriyor.
“Bazen bir şarkı, sessizce içimizde çalar… ve biz onu yıllarca duymayız.”
Öğretmen Kitap Okuma Kulübü listemizde yer alan bu kitap sayesinde keyifli bir okuma yaptım. Kitap kısa ama etkili bir hikâyeye sahip. Sessiz ve sevgisiz bir çocukluk ve içe dönük bir kadınlık hikâyesini anlatıyor. Nilüfer’in yolculuğu; bir ses bulma, kendine yer açma ve en önemlisi, yıllarca bastırılmış duygularla barışma süreci aslında… Kitaptaki cümleler sade ama taş gibi oturuyor insanın yüreğine. Özellikle Nilüfer’in geçmişle yüzleşme bölümleri çok etkileyici. Aynı zamanda dijital dünyanın kirli yüzüne de vurgu yapılmış.
Bahar Hanım kendisi gibi zarif bir dil ve zarif bir dokunuş ile içimize işleyecek bir kurgu oluşturmuş bizlere. İyi okumalar…