Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
06ankara0606 Tarafından Yapılan Yorumlar
Sermet Muhtar Alus’un tanıklığıyla kaleme alınan bu eser, 1894’te yaşanan büyük İstanbul depremi ve ardından gelen sürgün süreci üzerinden hem bir döneme hem de bir ailenin kaderine ışık tutuyor. Kitapta, depremin İstanbul’da yarattığı yıkım, toplumsal ve kişisel düzeydeki etkileri birincil bir gözle aktarılıyor.
Deprem sonrası yaşanan olaylar, yazarın hayatındaki en önemli kırılma noktalarından birini oluşturuyor. Anlatıya göre, dedesi Abid Paşa depremden sonra önce ailesinin durumunu öğrenmek için evine gidiyor. Bu davranış, dönemin jurnalcileri tarafından yanlış yorumlanarak Sultan II. Abdülhamid’e bildiriliyor. Ardından, Paşa’nın depremde zarar gören kışlanın onarılması gerektiği yönündeki görüşü de padişahın hoşuna gitmiyor ve neticede Halep’e sürgün ediliyor.
Ahmet Refik Altınay’ın Eski İstanbul (1553–1839) adlı eseri, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentini üç asra yayılan bir zaman dilimi içinde ele alan dikkat çekici bir çalışma. 152 sayfalık bu eser, tarih ve sanatın buluştuğu bir formda okura sunulmuş. Özellikle Kapra Yayıncılık’ın baskı kalitesi, sayfa düzeni ve görsel seçimiyle kitabı titizlikle hazırladığı hissediliyor. Bu yönüyle yayınevini ayrıca tebrik etmek gerekir.
Kitapta yer alan gravürler, eserin en güçlü yanlarından biri. 16. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar uzanan dönemi yansıtan bu çizimler, yalnızca tarihî bir belge niteliği taşımıyor; aynı zamanda İstanbul’un kaybolmuş atmosferini yeniden kurma çabası olarak da öne çıkıyor. Görsellerin, metinle kurduğu uyum dikkat çekici düzeyde başarılı.
Dr. Rıza Nur’un kaleminden çıkan Hücumlara Cevaplar, yazarın 1941 yılında yurda döndükten sonra gazetelerde kendisine yöneltilen eleştirilere karşı kaleme aldığı yazıların bir araya getirildiği kısa fakat dikkat çekici bir eserdir. 64 sayfalık hacmiyle bir oturuşta, yaklaşık bir saat içinde rahatlıkla okunabilecek niteliktedir.
Hücumlara Cevaplar, kısa ama etkili bir metin. Günümüze doğrudan seslenmese de, tarih meraklıları ve Rıza Nur’un düşünce dünyasını anlamak isteyen okurlar için değerli bir belge niteliğinde.
“Şeriat düşmanlığı, ‘Din başka Şeriat başka’ diyecek kadar katmerleştirilmiş… Dünya için dinini satan tiplerin neye müstehak olduğunu düşününüz!”
Salih Mirzabeyoğlu’nun bu cümlesi, aslında kitabın merkezine yerleşen derin tavrı özetliyor: İslâm’ı parçalamaya çalışan zihniyete karşı köklü bir duruş.
Sahâbî, ümmetin temel yapısıdır; kalbini, duygu ve düşüncesini peşin olarak O’na bağlayan, o bağlanış etrafındaki hakikat dairesinde akıl atını dilediğince süren büyük insan örneği…
Alfred de Musset’i daha önce Marianne’in Kalbi ile tanımıştım. Yazarın kaleminden çıkan Lorenzaccio ise bana adeta bir Hamlet tadı verdi. Hem karakterlerin içsel çatışmaları hem de siyasi entrikaların gölgesinde şekillenen olaylar, oyuna güçlü bir trajedi havası katıyor.
Musset, Fransız Temmuz Devrimi’ni dolaylı bir biçimde, başka bir ülkenin siyasi çalkantıları üzerinden yansıtır. Floransa’da yaşanan devrim ve ardından gelen yozlaşma, aslında Fransız toplumunun bir aynası gibidir. Lorenzo de Medici’nin kuzeni Alessandro’yu öldürmeye sürüklenişi, her şeyin değişeceğine dair umudun kırıldığı bir yolculuktur. Lorenzo, aslında hiçbir şeyin değişmeyeceğini bile bile bu yola girer. Bu durum, tarihin siyasi çalkantılarının hep aynı döngüde tekrarlandığını, liderler devrilse bile yozlaşmanın baki kaldığını hatırlatır.