Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
06ankara0606 Tarafından Yapılan Yorumlar
Eserin en dikkat çekici yönü, bir tarihsel olay örgüsünü trajedi kalıbıyla aktarmasıdır. Shakespeare, Roma generali Marcus Antonius ile Mısır kraliçesi Kleopatra’nın aşkını, yalnızca bireysel bir tutku olarak değil, aynı zamanda Doğu ile Batı’nın karşıtlığı üzerinden de ele alır. Bu tarihsel boyut, metni benim için daha ilgi çekici kıldı; zira doğrusu, tarihi yönü olmasa bu eserden aynı ölçüde keyif alacağımı sanmıyorum.
Namık Kemal’in Gülnihal adlı tiyatro eserini okuma fırsatı buldum. Bu, yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu. Daha önce yine bir tiyatro eseri olan Vatan Yahut Silistre’yi okumuştum. İki eser arasında ciddi farklar var; konuları bambaşka olsa da bana kalırsa Vatan Yahut Silistre çok daha güçlü ve etkileyici bir eserdi. Gülnihal ise onun çok altında kalan, ortalama bir tiyatro metni olarak görünüyor.
Kitap aslında iki kavram üzerinde şekilleniyor: sevmek ve güvenmek. Gülnihal’in, gözünden bile sakındığı, kızı gibi büyüttüğü İsmet’in hayatı, tercihleri ve gelecekte seçeceği eş etrafında örülen bir hikâye var. Ancak ironik bir şekilde, kitabın adı Gülnihal olsa da bana kalırsa asıl merkezde İsmet Hanım duruyor. Hatta öyle ki, kitabın adı rahatlıkla “İsmet” olabilirmiş.
kitabın merkezindeki aşk örgüsü bana son derece tekdüze ve sıkıcı geldi. Olaylar ilerledikçe bir derinlik ya da farklılık beklerken, sıradan bir romantik eser havasından öteye geçmedi. Hatta, gerek Shakespeare’in diğer aşk temalı eserleri, gerekse genel olarak aşk kitapları arasında bu kadar basit ve yüzeysel kalması beni hayal kırıklığına uğrattı. Açık konuşmam gerekirse, asla bir Romeo ve Juliet olamayacağı çok açık.
Metinde yer yer karşıma çıkan şiirsel anlatımlar da beni aynı şekilde yordu. Shakespeare’in poetik diline hayran olduğum anlar olmuştur, ama burada kullanılan şiirsel bölümler fazlasıyla ağır, hatta bence sıkıcıydı
Timon, Atina’nın cömert yüreği, herkesin dostu, sofraların baş tacıdır. Malını mülkünü dağıtır, iyiliğiyle göklere çıkar. Ama iş dara düşünce, bütün o “dostlar” sırra kadem basar. İşte Shakespeare’in bize anlattığı, kısaca “dost kazığı”dır. İlgi çekici mi? Evet. Ama kurgu, ne yazık ki biraz kısır ve tekdüze kalıyor; bir süre sonra aynı melodiyi dinler gibi hissettiriyor.
Atinalı Timon’u okurken şunu düşündüm: Eğer bu oyunu bir Müslüman kalem yazsaydı, kesinlikle tasavvuf ehli birine yorardım. Çünkü Timon, eli açık, gönlü zengin, insanlara hem maddi hem manevi yardım eden biriyken, dara düştüğünde bütün o yardım ettikleri tek tek sırtını dönüyor. Bunun üzerine o da hayattan yediği silleyle insanlardan soğuyor, toplumdan çekiliyor, münzevi bir hâle bürünüyor. Karşısına çıkan eski tanıdıklarına ise ihanetlerini acı bir tebessümle hatırlatıyor.
İlk kez bir Alfred de Musset kitabı okudum. Kitap yalnızca 64 sayfadan oluşuyordu ve birkaç saat içinde bitirebildim. Açıkçası bu kısa hacmine rağmen konu ve içerik itibarıyla oldukça sıkıcıydı; eğer daha uzun olsaydı sanırım tamamlayamazdım.
boş vakitlerde okunabilecek, kısa ama edebi açıdan derinlikten uzak bir eser. Ben tavsiye etmiyorum.