Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

Ömer Faruk İnceler Tarafından Yapılan Yorumlar

Doğan Cüceloğlu’nun İçimizdeki Biz kitabını bitirdiğimde bende kalan en güçlü duygu, anlaşıldım hissi oldu. Kitap, bireyin kendini merkeze almasından ziyade ilişkiler, bağlar ve ortak bir bilinç üzerinde olmasını anlatıyor. Doğan Cüceloğlu, “ben”den “biz”e geçmenin romantik bir ideal olmadığını, emek isteyen bir farkındalık hali olduğunu açıkça ifade etmiş. Okurken sık sık durup kendi ilişkilerimi, hayatım içindeki tutumlarımı, dinleme biçimimi sorguladım. Yargılamayan, suçlamayan ancak aynayı net tutan bir dili var. Özellikle iletişimde sorumluluk alma, empati kurma ve gerçekten duymayı öğrenme üzerine söyledikleri, teorik olmaktan çok yaşanmışlık hissi veriyor. Bu kitap bana şunu düşündürdü: Birlikte olmayı çoğu zaman istiyoruz ancak birlikte olabilmenin dilini bilmiyoruz. İçimizdeki Biz, o dili hatırlatıyor.

Biz dediğimiz şey, egonun geri çekildiği o kısa anda görünür.
2025’te okuduğum kitaplar arasında en çok etkilendiğim, en geç okuduğum ama en uzun süre içimde kalacak olan kitabın, yılın sonunda karşıma çıkacağını gerçekten bilmiyordum. Masumlar Mezatı benim için bir okumadan ziyade acıya tanıklık etme deneyimi oldu. Cevdet karakteri üzerinden anlatılan hikaye, bireysel bir yaşamdan ziyade Kıbrıs’ta yaşananların insan ruhunda bıraktığı derin ve onarılmaz izlerini gösteriyor. Kanlı Noel olayları ve Binbaşı Nihat İlhan’ın eşiyle çocuklarının banyoda katledilişi, kitapta okuduğum bir sahne olmaktan çıkıp vicdanıma dokunan gerçeklere dönüştü. Arda Karani, yaşanan vahşeti ajitasyona kaçmadan, sade ama çok sarsıcı bir dille aktarmış. Cevdet’in akıl ile hayatta kalma arasında sıkışıp kalışı, okurken beni de aynı çaresizliğin içine çekti. Masumlar Mezatı, masumiyetin, insanlığın ve hafızanın nasıl acımasızca örselendiğini anlatan çok güçlü bir roman olarak bende yerini aldı.

Ve masumiyet, burada hayatta kalanların vicdanına bırakıldı...
Empati’yi okurken kendimi yavaş yavaş insanın zihnine yaklaştırılırken buldum. Kitap bana empatinin kontrol edilmediğinde ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterdi. Başkalarının duygularına bu kadar yakından temas etmenin, insanı ister istemez dönüştürdüğünü hissettim. Okudukça şunu düşündüm: Her duyguyu hissetmek, her gerçeği bilmek bir ayrıcalık mı, yoksa ağır bir yük mü? Bilimsel altyapı zaman zaman yoğunlaştı ancak bu yoğunluk beni hikâyeden koparmadı; aksine olan bitenin tesadüf olmadığını hissettirdi. Karakterlerle arama mesafe koyamadım, çünkü hepsi bana insanın zaaflarını hatırlattı. Kitabı bitirdiğimde kendimi daha empatik hissettiğimi söyleyemem ancak kesinlikle daha temkinliyim. Çünkü Empati bana, hissetmenin değil, o hisle ne yaptığımızın bizi insan yaptığını düşündürdü.

Herkesi hissedebilmek güçlü kılar sanıyordum. Meğer asıl güç, hissettiklerine rağmen kendin kalabilmekmiş.
Roman kategorisinde ilk kitabıdır. Önceki kitapları şiir ve öykü olarak geçmektedir, keyifli okumalar.
Genç Kız Kalbi, insanın içindeki en kırılgan bölgeye ayna tutmuş. Pervin’in kalbi, bir genç kızın heyecanıyla ve dünyanın ona biçtiği rollere çarpa çarpa incelen bir duygu akışıyla atıyor. Yaşanan hayal kırıklığı aslında aşkın değil, beklentilerin duvara toslamasının sonucu. Çünkü Mehmet Rauf, sevmenin ne kadar masum olduğu kadar, toplumun bunu nasıl kirlettiğini de çok güzel göstermiş. Pervin’in İstanbul’a taşıdığı umut ise sesi kolay duyulmayan, utangaç ve dirençli bir umut. Şehir ona kucak açmayarak sınav verdiriyor. Ve romanın sonunda Pervin’in geri dönüşü bir yenilgi gibi görünse de aslında bir uyanışı işaret ediyor. Çaresiz, kaderine mahkum olmuş, hoş olmayan bir uyanış. Bazen insan, kalbini büyütmek için hayallerinin çöküşünü görmek zorunda kalır. Büyümek, maalesef çoğu zaman coşkulu bir geçiş olmadı. Bazen sadece kalbin kırılırken çıkardığı o duyulmaz sesleri fark ederek, bazen de en çok incindiğin yerde kendinle tanıştığın yolu geçerek gerçekleşiyor.