Toplam yorum: 3.285.254
Bu ayki yorum: 6.780

E-Dergi

Ömer Faruk İnceler Tarafından Yapılan Yorumlar

Genç Kız Kalbi, insanın içindeki en kırılgan bölgeye ayna tutmuş. Pervin’in kalbi, bir genç kızın heyecanıyla ve dünyanın ona biçtiği rollere çarpa çarpa incelen bir duygu akışıyla atıyor. Yaşanan hayal kırıklığı aslında aşkın değil, beklentilerin duvara toslamasının sonucu. Çünkü Mehmet Rauf, sevmenin ne kadar masum olduğu kadar, toplumun bunu nasıl kirlettiğini de çok güzel göstermiş. Pervin’in İstanbul’a taşıdığı umut ise sesi kolay duyulmayan, utangaç ve dirençli bir umut. Şehir ona kucak açmayarak sınav verdiriyor. Ve romanın sonunda Pervin’in geri dönüşü bir yenilgi gibi görünse de aslında bir uyanışı işaret ediyor. Çaresiz, kaderine mahkum olmuş, hoş olmayan bir uyanış. Bazen insan, kalbini büyütmek için hayallerinin çöküşünü görmek zorunda kalır. Büyümek, maalesef çoğu zaman coşkulu bir geçiş olmadı. Bazen sadece kalbin kırılırken çıkardığı o duyulmaz sesleri fark ederek, bazen de en çok incindiğin yerde kendinle tanıştığın yolu geçerek gerçekleşiyor.
İçimizdeki Çocuk, okurken insanı kendi iç sesinin yanına oturtan bir anlatıya sahip. Sanki uzun zamandır görmediğin bir dostunla karşılaşıp, ''Nasılsın gerçekten?” diye soruyorsun ve cevaplardan kaçamıyorsun. Kitap, bildiğimiz kavramları öyle bir sakinlikle yeniden gösteriyor ki, hem tanıdık hem de rahatsız eden bir aydınlanma yaşatıyor insana. En çok da unuttuğumuz o küçük tarafımızın ne kadar kırılgan ve ne kadar önemli olduğunu fark ettiriyor. Bir yerden sonra kendi kendinle konuşmaya başlıyorsun. Bana verimli gelmesinin sebebi de buydu sanırım, öğretmekle kalmayıp, insanın içinde usulca bir kapı aralıyor. İçeri baktığında gördüğün şey hoşuna gitsin ya da gitmesin, artık görmezden gelemiyorsun.

Kimseyi incitmeden yürüyelim derken,
Biz inciniyoruz en çok, en derinden.
Hüyükteki Nar Ağacı, bende sessiz bir sızı bırakan metinlerden biri oldu. Okurlar çoğunlukla hüzün ve doğa betimlemeleri üzerine konuşmuş olsa da, beni çeken başka bir ayrıntı vardı: insanların umut kurma biçiminin yavaş yavaş aşınışı. Köydeki herkes bir yere yetişmeye çalışırken aslında kendi içinden eksiliyor. Traktörün köye gelişi de sessiz dönüşümün göbeğinde duruyor. Modernleşme gibi görünen bu yenilik, önce bir hayranlık yaratsa da zamanla insanların elinden emeğin anlamını alıyor. Toprakla kurdukları eski bağ gevşiyor ve herkes fark etmeden kendi yerini sorgulamaya başlıyor. Yusuf’un yaşadığı o ağır anlar da sadece acıyı göstermek için yok, toprağın ve insanın aynı anda yorulduğunu sezdiriyor. Kitap ilerledikçe fark ettim ki en güçlü yer, karakterlerin hayal kurma ısrarında yatıyor. Son sayfada hissettiğim şey, yazarın asıl derdinin büyük duygular değil, görünmez çatlaklar olduğu. Kitabı bitirdiğimde kendi içimdeki sessiz hüyüğe bakarken yakaladım kendimi.
Sezai Karakoç'un dizelerinde aşk, kavuşamamayı onurlu bir şekilde taşımanın adı. Her kelimesi düşünülmüş, sessiz ancak derin. Monna Rosa sadece bir kadın ismi gibi görünse de aslında bir duruş, bir iç sükunetin temsili. Şiirlerde yer alan kelimeler sevdanın inceliğini ve insanın içindeki dirilişi anlatıyor. Şiirlerinde en çok hissettiğim şey kelimelerin duygudan çok bir inanç taşıması oldu. Aşk, burada dünyevi bir halden öte sanki ruhun kendine dönme biçimi. Sezai Karakoç'un şiirleri birine anlatılmaz, ancak hissedilir. Okurken sevdadan çok derinliğe tanık oluyorsunuz.
Bu eser, kalbini koruyarak şiir sevebilmenin ve inancı yitirmemenin mümkün olduğuna dair zarif bir hatırlatma.

Bir dize kadar kısa, bir ömür kadar derin..
Sakar... Okurken kalbimin ritmini unutturan nadir kitaplardan biri oldu. Alexandre Seurat, bir çocuğun dünyasında yankılanan şiddeti öyle sessiz bir dille anlatıyor ki, sessizlik bile çığlık gibi geliyor insana. Her sakar deyişinde bir darbe, her susuşta bir yara gizli. En korkuncuysa bu hikayenin sadece bir kitapta kalmıyor oluşu. O küçük kızın yaşadığı çaresizlik, bir çocuğun gözlerinden dünyayı görmenin ne kadar yakıcı olabileceğini gösteriyor.
Ve evet, öğretmenler.. Bir bakışları, bir cümleleri, bir fark edişleri bir hayatın yönünü değiştirebiliyor. Çocukların kalbine dikkatle bakan, gözlerinden acıyı okuyabilen tüm öğretmenlere derin bir teşekkür borçluyuz.
Kitap bittiğinde bir süre hiç bir şeye odaklanamadım. Ne ışığa, ne sese, ne de insana. Çünkü Sakar, gerçeğin soğuk aynasında bir utanç lekesi.

Ve o sakar değildi, biz düşürdük..