Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

Ömer Faruk İnceler Tarafından Yapılan Yorumlar

Fatma Aliye’nin Udi romanını okurken o dönemin ruhunu güçlü bir şekilde hissettim. Bedia’nın yaşadıkları bana, kadın olmanın zorluklarını ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmanın ağırlığını düşündürdü. Onun mücadelesinde yalnızlık, çaresizlik ve hayal kırıklıkları kadar direnç ve özgürlük arzusu da vardı. Kitabın samimiyetini derinden hissettim, satırların arkasında gerçekten bir kadının kaleminin gücü saklıydı. Bugün bile okurken güncelliğini koruyan bir gerçeklik var bu romanda: “Kendi yolunu çizmek kolay değil, ancak imkansız da değil.” Udi, edebiyatın ötesine geçip bana bir hayat dersi sundu. Sabrın, direncin ve özgürlüğün önemini bir kez daha hissettirdi.

Özgürlük bazen bir enstrümanın tellerinden, bazen de insanın kendi kalbinden yükselen bir sestir.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şıpsevdi romanı, dönem insanlarının yapısını ve zayıf yönlerini ironik bir dille ele alıyor. Ancak benim okuma deneyimim açısından çok güçlü bir etki bırakmadı. Özellikle karakterlerin aşırı abartılı yanları ve olay örgüsünün yer yer tekdüze ilerlemesi, hikayeye bağlanmamı zorlaştırdı. Yine de eserin edebi önemini göz ardı etmek mümkün değil. Topluma ayna tutan dili ve mizahi yaklaşımıyla edebiyatımızda kendine has bir yeri olduğu açık. Benim için büyük bir hayranlık uyandırmasa da, bu tür eserlerin dönemin sosyal ve kültürel dokusunu anlamak açısından okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.
İnsan Neyle Yaşar’ı okurken aslında Tolstoy’un kaleminden değil de hayatın bizzat kendisinden bir ders dinliyormuşum gibi hissettim. Kitap, sade diliyle insana ayna tutuyor, insanın varlığını ayakta tutan şeyin ne makam, ne para, ne de şöhret olduğunu, en temelinde sevgi, merhamet ve paylaşma olduğunu gösteriyor. Okudukça fark ettim ki, insanın içini kemiren bencillik ve hırs, aslında onu eksilten şeylermiş. Buna karşın, başkasının yükünü hafifletmek, bir tebessüm ya da bir parça ekmeği paylaşmak, hem insanı hem de hayatı büyüten şeyler. Kitabın her hikayesi, basit gibi görünen ama derin bir hakikati işaret ediyor. Tolstoy, cevabı yıllardır aradığımız bir soruya çok yalın bir cevap veriyor: İnsan ancak başkaları için yaşarsa gerçekten yaşar.

İnsanı yaşatan, kendi için attığından çok, başkası için attığı adımdır.
Ferit Edgü’nün Biçimler, Renkler, Sözcükler kitabı, okuru alıştığı anlatı kalıplarından çıkarıp kelimelerin saf haline, resmin ve rengin sessizliğine götürüyor. Bu kitapta hikaye, olay ya da karakter aramıyorsunuz. Çünkü asıl mesele sözcüğün kendi varlığı, rengin çağrıştırdığı duygu, biçimin yarattığı boşluk. Okurken, zihnin bir süre sonra soyutla somut arasında gidip geldiğini fark ediyorsunuz. Bir kelime bir tabloya, bir biçim bir sessizliğe, bir renk içsel bir yankıya dönüşüyor. Ferit Edgü, yazının resimle, resmin şiirle, şiirin düşünceyle akışını kuruyor, okurdan da buna katılmasını bekliyor. Bu yüzden kitap, yalnızca okunmuyor, aynı zamanda izleniyor, dinleniyor ve hissediliyor. Sınırların bulanıklaştığı bu deneyimim, insanın dil ve sanatla ilişkisini yeniden sorgulamama neden oldu.

Bir kelimeye dokunursun, içinden renk taşar. Bir renge bakarsın, kelimeye dönüşür. Resim ise hepsinin suskun tanığıdır.
Zülfü Livaneli’nin kaleminde insan ruhunun karanlık dehlizlerinde gezinmek, bir polisiye kurgunun gerilimiyle psikolojik sorgulamaların derinliğini aynı sayfalarda görmek çok farklı bir deneyimdi. Ana karakter dışarıdan bakıldığında sakin, hatta sıradan bir figür gibi görünse de satır aralarında onun iç dünyasının fırtınalarını görüyorsunuz. Hayattan çekilmiş, dingin bir kabuğa sığınmış gibi duran bu adam, aslında kendi geçmişinin gölgeleriyle sessizce boğuşuyor. Onun hikayesi, beni hem merakla sürükledi hem de şu soru ile yüzleştirdi: Hakikat dediğimiz şey gerçekten tek midir, yoksa herkesin taşıdığı sırların gölgesinde değişip duran bir yanılsama mı?

Kitap boyunca örülen atmosfer, okuyanı güvenli bir zeminde tuttuğunu düşündürürken, finalde perde bir anda çekiliyor ve tahmin edilemeyen bir yüzleşmeyle kalakalıyorsunuz.

Bazen en derin sırlar, en sessiz insanların bakışında saklıdır; ve o bakış açığa çıktığında hakikatin bütün dengesi yıkılır.